Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 558971
Ana Sayfa
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 60’ncı Yılı
Yazar BURAK GÜRBÜZ   
14/12/2008

1948 yılında, ikinci dünya savaşı sonrası Birleşmiş Milletler öncülüğünde yazılan beyannamenin maddelerine yeniden göz atmamızın nedeni, İHEB’in 60’ncı yıldönümü olması. Göstermelik hak ve özgürlüklerin yazılı biçimi olan beyanname aslında bir çeşit temenniler manzumesi. XX’nci yüzyılın ilk yarısındaki emperyalist ülkeler arası Pazar paylaşımları için yapılan kanlı savaşlar her taraf için hüsranla sona ermesi, kapitalist ülkelerin yap-boz tahtası haline getirdikleri uluslararası iş bölümünün tekrar yeniden yapılanmasını gerekli kıldı. O zamana kadar yapılan savaş ve katliamlar unutulmuşçasına barış, kardeşlik dolu yeni bir sayfa açılmak isteniyordu.

1948’den 2008’e 60 yıl geçmiş ve bugün 60 yıl önce yazılan metine baktığımızda, metnin temel maddelerinin savaşta taraf olmuş kapitalist ülkeler tarafından uygulanmadığını görmekteyiz. Peki, bu uygulanmamış metin hala neden önemli? Belki asıl soru bu olmalı. Bu sorunun cevabını yazının sonuna saklayarak beyannamenin içeriği ile ilgili söz edelim.

Devamı...
 
Erdal Eren anıldı
Yazar soL (Ankara)   
14/12/2008
image

TDKP üyesi Erdal Eren'in 17 yaşında faşist cunta tarafından idam edilişinin 28. yıldönümünde, Devrimci 78'liler Federasyonu ve EMEP üyeleri tarafından Ankara'da eylemler yapıldı.

soL (Ankara) 12 Eylül 1980 darbesi ile iktidarı alan faşist cuntanın katlettiği yüzlerce devrimciden biri olan Erdal Eren, dün Ankara'da etkinliklerle anıldı. Devrimci 78'liler Federasyonu Ankara Şubesi ve Emek Partisi (EMEP) üyelerinden oluşan bir grup, öğleyin saat 14.00'te Karşıyaka Mezarlığı'nın 2 Nolu kapısında toplanarak Eren'in mezarına yürüdü. 17 yaşında idam edilen Eren için yapılan saygı duruşunun ardından, katılan örgütler adına birer basın açıklaması okundu.

Devamı...
 
Atina’ya “Düzen” Gelecek mi?
Yazar Foti Benlisoy (Bianet.org)   
12/12/2008
15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos’un polis tarafından Atina’nın göbeğinde katledilmesinin ardından dört gün boyunca ülkenin hemen her yanında “patlayan” yığınsal öfke, "hükümeti ve neredeyse tüm siyasal sistemi paralize etti" demek abartı sayılmaz.

Kimse beklemiyordu

Öyle beklenmedik bir tepkiydi ki bu memleketin belki on, belki yirmi yıldır bırakın çatışmayı, eylem dahi görmemiş ücra köşelerinde bile sokaklara çıkan üniversite ve lise öğrencileri yol kesip polis karakollarını kuşatır oldu.

Pazartesi akşamı artık gösteriler bütün ülkeye yayılmışken ve Atina alevler içindeyken Dışişleri Bakanlığı binası boşaltılıyor, Cumhurbaşkanı güvenlik gerekçesiyle konutundan başka bir yerde geceyi geçirmek durumunda kalıyordu.

14-15 yaşında çocuklar meclisi kuşatıp MAT’lara, yani “çeviklere” Atina sokaklarında bulunması en kolay iki şey olan mermer ve turunç atıyorlardı.

Kimsenin beklemediği bir şeydi bu.

Evet, son bir iki yılda öğrenci hareketi eğitimin piyasalaştırılmasına dönük neoliberal reformlara karşı şiddetli bir direniş sergilemişti.

Evet, Yunanistan’da anarşist yapı ve kümeler de, radikal solun değişik kesimleri de bir gelişme, genişleme evresindeydi.

Ama böylesine bir radikalizmi, böyle ansızın, böyle umulmadık şekilde bir kabarışı doğrusu herhalde kimse beklemiyordu.
Devamı...
 
SÖYLEYİŞ
Yazar Administrator   
11/12/2008
BU HAFTA Kİ AKSİYON DERGİSİNDE SARP KURAY İLE SÖYLEYİŞ

 

 

Ergenekon'u da taşeronlara yıkacaklar


Sarp Kuray, 9 Mart cuntası hikâyesi ile bugüne ışık tutuyor, anlattıkları ile Ergenekon’un ‘fotokopisini’ çekiyor. Ona göre senaryo aynı, sadece aktörler ve dinamikler konjonktüre göre ayarlanmış. ‘Geçmişi karıştırmasam beni yine idare ederlerdi.’ sözleriyle yargılanmasındaki tuhaflığı anlatıyor.

 
Son Güncelleme ( 11/12/2008 )
Devamı...
 
Kurban etme, kurbanı seyretme
Yazar G. Gürkan Öztan   
08/12/2008
İnsanlığın evrensel tarihi hayranlık, şaşkınlık, arzu ve korkunun, gündeliği ve gelecek beklentilerini biçimleme tarzları ile doludur. İnançların ve dini ritüellerin, bireylerin ve insan topluluklarının yaşamları içersindeki derin izleri, insanlığın ortak tarihinin bir parçasıdır. Bu eksende kurban ve kurban etme ayinleri, kadim dünyadan modern çağa, hem semavi hem de semavi olmayan inanç sistemlerinin önemli ibadetlerinden biri olagelmiştir. İnsanlar, kimi zaman tam manası ile açıklayamadıkları olaylar karşısından duydukları hayranlık ya da korkunun bir ifadesi olarak kimi zaman Tanrı/Tanrıların gönlünü alma, gazabını dindirme ya da onlara şükranlarını iletme biçimi olarak canlı varlıkları kurban etmişlerdir. Kurban etmenin, bazı durumlarda ‘adak’ adı ile bir pazarlık ya da işlenen cürümlerin kefareti şeklinde ifa edilen bir eylem olduğu da yadsınamaz. Ancak kurban etme eylemi, salt bir ‘sunma’ faaliyeti değildir. Sunulanın özellikleri, sunmanın şekli unsurları ve bu unsurların çağrıştırdıkları, kurban etme işinin sosyo-psikolojik zemininin devamlılığını temin eder. Her şeyden evvel sunulan kurban, alelade bir canlı değildir; temizlik, masumiyet vb. bir dizi ayırt edici özellikle mücehhezdir. Herkesin kurbanı da makbul değildir; kurbanı kesen ilahi güce karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmedikçe, kurbanın kabul edilmeyeceği ileri sürülür. Tanrıya/Tanrılara adanan canlı varlığın akıtılan kanı, kurban ritüelinin en önemli belirleyicilerindendir. Öyle ki kutsal varlığa/varlıklara adanan kurbanın kanı, çoğu zaman kurbanı sunan ile kutsal varlık/varlıklar arasında simgesel bir bağın temsilcisidir. Kurbanı kesen, bu ritüelin gururunu içinde hisseder; kutsalın karşısında gereğini yapmanın rahatlığını yaşar. Feda edilen yaşam, diğer yaşamları besler.
Devamı...
 
Omurgasız…
Yazar Şükran Soner (Cumhuriyet)   
08/12/2008
5 Aralık Türkiye’de kadınların seçme seçilme, siyasal haklarını Batı demokrasilerinden önce, geniş kapsamlı kazanmalarının yıldönümü. 10 Aralık dünyada evrensel insan hakları günü. Her ikisinde de hakların kullanılabilmesini unutun algılanmalarında bile, insan hakları ölçeğinin olmazsa olmaz ilkelerini nasıl böylesine yitirdik? Omurgasız, dik duramayacak insan hallerine benzettik?

1980’li yıllarda kadın hakları savaşımında atağa geçmiştik. Dünyada ve ülkemizde paralel yaşanan süreçte, insanlığın ilk kadın hakları savaşımı atağında olduğu üzere, lokomotif işçilerdi. İşçi, emek hakları, sendikal haklar, iş güvencesi savaşımında, sermaye-siyaset çıkar işbirliğinde geriye püskürtme atağına karşı direnirken nüfusun kullanılmayan kadın gücü ve dinamiği eylemlerle bir kez daha keşfedilmişti...

Marksizmin tehdit olmaktan çıkması bağlantılı kapitalist dünyada, sosyal devlet, sendikal haklardan vazgeçme, demokrasinin olmazsa olmaz ayaklarını kesme sürecinden söz ediyoruz. İngiltere’de liberal rüzgârların güçlü dalgasında madenler kapatılırken kadın direniş gücünün keşfedilmesi, yeni ateşi körüklemiş, ideolojik kimliğini yitirmekte, göçmekte olan İngiliz İşçi Partisi’nin yeni sol rüzgârları ile iktidara gelmesinin kaynağını oluşturmuştu. Yeni sol rüzgârları dalga dalga Batı dünyasında estirilirken bizler kadın hakları kazanımında sevindirik olurken, siyasetin oyunu özünde “kadını vitrinde kullanma” sanatını geliştirmekmiş. AB’nin olmazsa olmaz demokrasi ayakları, sosyal devlet, eşitlik, sendikal haklar ilkeleri kırılırken kadınlar için “eşitlik” kavramı vitrinde, insan haklarında eşitliğin yok edilişinin saklanmasının aracı olarak kullanılmıştı.
Devamı...
 
Tarihte bugün: 5 Aralık 1934 ve 5 Aralık 2008'de "Ne yaptın babaanne..." başlıklı bir yazı
Yazar editör   
05/12/2008
1934 yılında 'Türk Kadınına Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkının Verildiğine Dair Kanun' kabul edildi.

Böylece Türk kadını seçme ve seçilme hakkına birçok batı ülkesinden daha önce sahip oldu. Atatürk kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla ilgili olarak şu yorumu yapacaktı:
 
"Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir... Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullanacaktır." 
 
İtalya'da kadınlar 1948'de, Japonya'da ise ancak 1950'de seçme hakkını kazandı. Türkiye'nin Medeni Kanun'u aldığı İsviçre'de ise kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1971'e kadar alamadı. İsveç ve Danimarka örneklerinde de durum farklı değildi.
 
Türk kadını, Atatürk hayattayken yapılan son seçimde (1935) ilk kez seçilme hakkını kullandı ve TBMM'ne 18 milletvekiliyle girdi.

Kadına milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesinden önce de 1926'da Büyük Millet Meclisi onayıyla Medeni Kanun yürürlüğe girdi ve kadını 'şeriat'tan kurtararak, haklarını 'iade etti'.
 
TBMM tarafından 3 nisan 1930'da kabul edilen bir başka yasa ile kadına belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı.
 
26 ekim 1932'de ise kadına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı getirildi. 
 
8 ekim 1934'de kabul edilen ve 5 aralık 1934'de yürürlüğe giren son yasayla da kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

Son Güncelleme ( 05/12/2008 )
Devamı...
 
Erken örgütlenme hayat kurtarır
Yazar Ece Temelkuran (Milliyet)   
03/12/2008
Onları, kocasından dayak yiyen eğitimli, iş-güç sahibi kadınlara benzetiyorum. Tıpkı o kadınlar gibi yaşadıklarını gizliyor, düştükleri durumdan sanki kendileri suçluymuş gibi sorunlarını saklıyorlar. Beyaz yakalı olup da işsizlik tehlikesiyle yaşayanlardan söz ediyorum.
2001’deki kriz sırasında onlarla ilgili ‘Beyaz Türk’ün Krizle İmtihanı’ diye bir yazı dizisi yapmıştım. O günden beri onlar hakkında bazı şeyler biliyorum. Çoğu, içinden yetişip geldiği özel okul-kolej-dershane-iyi üniversite-kariyer günleri-çokuluslu şirket ayrıcalıkları güzergâhında ‘gemisini kurtaran kaptan’ ahlakıyla biçimleniyor.
Örgüt deyince akıllarına ya PKK ya Hizbullah geliyor, sendikayı sadece pos bıyıklı işçilerin polislerden dayak yemesine neden olan gayrimeşru bir oluşum olarak görüyorlar. Örgütlenmelerine gerek yok çünkü onlar nasılsa parlak çocuklar. Nasılsa dünyanın kuralı dayanışma değil yarışma ve onlar bütün oyunların kurallarını biliyorlar. Çokuluslu şirkette sendikal faaliyet yürüten bir ahbabım anlatmıştı; kendilerine sendikaya üyelik çağrısı yapıldığında ‘Yönetimden izin alsak mı?’, ‘Müşterilere karşı ayıp olur bence’ gibi acayip tepkiler veriyorlar.
İş yapmaya gelince pek Batılı ama sıra örgütlenmeye gelince pek Doğulular. Ve 2001 krizinden sonra bir kez daha şimdi yeniden ‘kocalarından dayak yemek üzereler’. ‘İşveren için zerre kıymetin yok, sen emekçisin’ dersini şimdi işten atılarak ya da atılma tehdidiyle karşılaşarak yeniden hatırlamanın eşiğindeler.
Devamı...
 
Ankara'nın ampulü de unutulmadı!
Yazar soL (Ankara)   
30/11/2008
image

Dün Sıhhiye'de zamlara ve işsizliğe karşı gerçekleştirilen mitingin ardından Yurtsever Cephe ve TKP üyeleri Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne yürüyerek kömür yardımlarını reddettiklerini açıkladılar ve Melih Gökçek'e karşı mücadele çağrısı yaptılar.

soL (Ankara) Dün Sıhhiye'de düzenlenen "İşsizliğe, Yoksulluğa ve Zamlara Karşı Emek, Barış ve Demokrasi" mitinginin ardından düzenlenen yürüyüşte, Türkiye Komünist Partisi – Yurtsever Cephe ortak imzalı "AKP'yi halk götürecek" pankartıyla Yurtsever Cephe Ankara örgütlerine ait "Gökçek'siz Ankara, AKP'siz Türkiye" yazılı pankartın arkasında kortej oluşturan eylemciler, Ankara Garı istikametinde "Zam, zulüm, işkence: işte AKP", "Doğalgaz zammı geri alınsın" ve "AKP'yi devireceğiz" sloganlarıyla ilerlediler. Belediye binasının önüne gelindiğinde çember oluşturarak yere oturdular. Bina önünde polisin yoğun önlem aldığı görüldü.

Devamı...
 
'AKP kamu okullarını tasfiye ediyor'
Yazar haber.sol.org.   
29/11/2008
image

Geçen hafta sonu Ankara'da düzenlenen "Gerici ve Piyasacı Eğitime Karşı Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?" sempozyumuna, "AKP Eğitimde ve Eğitimle Ne Yapmak İstiyor?" başlıklı bildirisiyle katılan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kemal İnal ile AKP ve eğitime müdahalelerini konuştuk.

soL Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Kemal İnal, sohbetimizde AKP'nin eğitime müdahaleleri engellenemezse, önümüzdeki sürecin kamu okullarının tasfiyesine varacağını ifade etti.

soL: AKP'nin hükümet olmasından bu yana politikalarında ve uygulamalarında eğitim bağlamında hangi noktalar öne çıktı?
Devamı...
 
SARP KURAY - NUR SÜRER PANELİ
Yazar Mihrac Ural   
28/11/2008
SARP KURAY - NUR SÜRER  PANELİ
Kadim şehir Antakya Sarp yoldaşını kucakladı. Bilgi birikimlerinden içti. Nur Sürer sanatın derinliklerinden gelen algılarıyla bilgi ve yönlendirmeleriyle dinleyicilerini aydınlattı. Hoşgeldiniz yiğit insanlar güzel insanlar.
Devamı...
 
SARP KURAY BERAAT ETTİ
Yazar Mihrac URAL-AYRI VARLIK   
27/11/2008
Sarp Kuray, beraat etti. Onaylanan müebed hapis cezası, gerçekte bir beraat kararıdır. Ve öncelikle solun şom ağızlarını tıkayan bir beraat karardır.

Bu ceza onayı gerçekte düşüncemize, özgürlüğümüze vurulmak istenen kilitlere karşı direnişimizde ne kadar haklı olduğumuzun da bir belgesidir. Sarp Kuray özgürlük ve demokrasi mücadelesinde kararlı olanların, gerçekleri dile getirmede yılmayanların adına bu cezayı göğüslemiştir.

Bu ceza düşünceye tüm devrimci değerlerimize bir saldırı olarak onaylanmıştır. Bu nedenle Sarp Kuray'ın yanında olmalıyız diyorum.

Sarp'ı yakından tanıyorum. O eğilmeyen, sonuna kadar devrimci kalabilen ender sol liderlerden biridir. Paris'te tanıdım, mitinglerde yürüyüşlerde omuz omuza oldum. Ortadoğu’da tanıdım en kasvetli çatışmaların ortasında omuz omuza oldum. En güç koşullarda yoldaşlarını terk etmeden onlar yerine tehlikelere atılışını bilirim. Badirelerde o hep dik durdu. Devrimciliğe sudan sebeplerle katılmadı bunun için bu yolda sudan sebeplerle kaçmayacak kadar yiğit biridir. O birçoğumuz gibi sınıfsal konumu nedeniyle devrimci olmadı, doğrularının arkasında devrimci olma kararlılığı gösterdi. Bunun için dökülenlere karşı her zaman ayakta kaldı.

Son Güncelleme ( 27/11/2008 )
Devamı...
 
<< İlk < Önceki 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 Sonraki > Son >>

Sonuç 1189 - 1200 Toplam 1331
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.