| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 128196
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa
|
ATATÜRK'ÜN İNTİHAR EDEN MANEVİ KIZI ZEHRA AYLİN |
|
Yazar Gürkan HACIR-AKŞAM
|
|
04/07/2010 |
Atatürk'ün intihar eden manevi kızı Zehra Aylin Zehra Aylin, Paris ekspresine bindi. Tren Amiens Gölü yakınlarındaki istasyona varmak üzereyken içinin daraldığını söyledi. Pencereye yanaştı ve ne olduysa o an oldu. Bir rivayete göre dengesini kaybedip düştü, bir diğerine göre ise intihar etti Geçtiğimiz hafta henüz Atatürk'ün doğru düzgün biyografisine sahip değiliz diye yazmıştım. O halde iş başa düştü. Atamızın bilinmeyen yaşamına ilişkin küçük bir katkı sunmak şart oldu. Atatürk'ün manevi kızları denince aklımıza bu dünyadan göçmüş olan Sabiha Gökçen, Afet İnan Hanımlar ve halen hayatta olan Ülkü Adatepe Hanımefendiler gelir. Ama Atatürk'ün manevi evlatları bu isimlerle sınırlı değildi. Rukiye, Zühre, Ömer, Afife, Nebile, Sığırtmaç Mustafa, Abdurrahim Tunçak ve Zehra Aylin... Hemen hiçbiri hakkında doğru dürüst bilgimiz yok. Ne yaptılar? Nasıl bir hayat sürdüler? Kimle evlendiler? Çocukları oldu mu? Hiçbir şey bilmiyoruz... Dedim ya ulu önderimiz Atatürk'ü artık Selanik-Samsun tarih tekerlemelerinden kurtarmamız lazım |
|
Son Güncelleme ( 04/07/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
Yazar Kadem CAN
|
|
02/07/2010 |
|
Dediler işkiya dağda. Saldılar peşlerine tetik elde. Düşmanın dediler karşı tepede. Yanıyor bu dağlar Anne.
İster kınalı kuzu mehmet. İster gerilla ister eşkiya de. Yaşamak için vuruyoruz vuruluyoruz. Bitiyor bu dağlar Anne. Bu savaşın galibi yok. Hayatların değeri yok. Silah satanların hesabı çok. Göçüyor bu dağlar Anne. |
|
Son Güncelleme ( 07/07/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
BARIŞ'IN SİMGESİ ZEYTİN AĞACININ ÖYKÜSÜ |
|
Yazar Erzade BARUT
|
|
28/06/2010 |
İzmir'li Homeros bir gün Ege kıyılarını gezerken yorulup bir zeytin ağacının gölgesine oturmuş. Zeytin ağacı hemen tanımış Homeros'u ve kulağına şöyle fısıldamış: "Herkese aitim ve kimseye ait değilim; sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım çünkü ben Halkların kardeşiyim". demiş... |
|
Devamı...
|
|
Heyyy! Duyuyor musun bizi? |
|
Yazar Doğan DURGUN Günlük
|
|
28/06/2010 |
Başkalarını vatan için ölmeye yollayanların, vatan için ölmek herkese nasip olmaz diyenlerin, bundan nasiplenmemek için her türlü yolu denemeleri manidardır. Vatan için ölmek bir ayrıcalıksa, yüzlerce korumayla gezmek niye? Sonuçta Allah'ın takdiri değil mi? Anlıyorum sizi, ölüm soğuktur, hayat yine de cazibeli sürprizleri yaşama ihtimali barındırır. O zaman, bu cazibeli sürprizleri beklemeyi o gençlere yaşatmak daha insani değil mi? Ölen kim? Kimi öldürüyoruz? Bizi öldüren kim? Vatan: ölenlerinde, öldürenlerinde vatanı değil mi? Cevaplarını buldukça, bu savaşın saçmalığı bütün çıplaklığı ile çıkar karşımıza. |
|
Devamı...
|
|
Yazar Yıldırım Türker(Radikal)
|
|
28/06/2010 |
|
Elbette birileri tetikte bekliyor. Onların bir an olsun ellerini tetikten çektiklerini, ruhlarını soğuttuklarını sanmayın. OHAL fikriyle çıkıverdiler ortaya.
OHAL’in tekrar uygulamaya konmasını talep etmek, bu talepte ısrarcı olmak, devleti açıkça savaş ilanına zorlamaktır.
Şimdi yine en başa; sorgusuz sualsiz köylerin yakıldığı, insanların topraklarından sürüldüğü, işkencenin envai çeşidinin fütursuzca uygulandığı, devletin karanlık uzantılarınının insanları topluca gömdüğü, kuyulara attığı günlere geri dönelim istiyorlar. |
|
Devamı...
|
|
Fethi Gürcan’ın Askeri Mahkeme’de Verdiği Savunma |
|
Yazar suvaridergi.org/ Öner Gürcan Kütüphanesi
|
|
26/06/2010 |
Devletin Gayesi Halkın Mutluluğunu Sağlamaktır Bu fakir milletin cebinden aldıkları, bu fakir milletin ahı mutlaka kendilerini tutacaktır Parlamento ulusun ve yurdun bugünkü ve yarınki menfaatleri ile ilgili kararlar alacakları yerde kişisel ve küçük çıkarların çözümü peşinde koşan tipteki politikacıların kulisi haline gelmiştir. asacaklar aydemir'i asacaklar gürcan'ı belki başkalarını pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim dökülüyor etlerim sarı yapraklar gibi asılmak sorun değil asılmamak da değil kimin kimi astığı kimin kimi neden niçin astığı budur işte asıl sorun! |
|
Son Güncelleme ( 26/06/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
Yazar İnönü Alpat
|
|
24/06/2010 |
Kısacık bir yazı olacak. Uzamamalı gerçekten de. Varacağı nokta üzerine fikir yürütmek de istemiyorum. Birkaç küçük öykü aktarmakla yetineceğim. Maksat hâsıl olur mu bilmem ama vicdanımı rahatlatmak için şart bu; aksi halde kendime duyduğum saygıyı yitirebilirim.
İlk öykü Uruguay’da yaşanmıştır. Uruguay'da Tupamaro gerillalarının kullandığı sığınak yaşlı bir adam tarafından bulunur. Sığınaktaki gerillalar ya yaşlı adamı öldürecektir ya da sığınağı değiştirecektir. Gerillalar adamı öldürmeyi tercih eder. Olayın duyulması hem ülkede hem de gerilla örgütü içinde infiale yol açar. Tupamaro olayı lanetler, halktan özür diler. Tupamaro’nun şanlı tarihine düşen bir kara leke olarak kabul edilir yaşlı adamın öldürülmesi.
İkinci öykü daha dramatiktir. Arjantin'de Devrimci İşçi Partisi’ne bağlı Halkın Devrimci Ordusu gerillaları işkenceci bir subaya (Subay Viola) suikast düzenler. Eylem sırasında subayın bir kızı ölür, diğeri yaralanır. Olayın yankılarının ulaştığı boyutu anlatmaya gerek var mı? Büyük bir tepki açığa çıkar. Tepki ülke kamuoyuyla sınırlı kalmaz. Örgüt aleni sarsılır; kabul edilemez, altından kalkılamaz bir olaydır gerilla hareketi için. O günün gerilla önderi daha sonra bu olayı sert bir dille eleştirir. Subayın ailesiyle geldiğini görülmesine rağmen saldırı emrini veren yoldaşına “hayvan” bile der. Hem de “beceriksiz ve duygusuz bir hayvan.”
Lafı uzatmaya gerek var mı?
Osmaniye'de askeri lojmanın balkonunda otururken öldürülen teğmen eşi Pınar Akdağ, İstanbul Halkalı’da askeri araca yapılan saldırıda hayatın kaybeden 17 yaşındaki Buse Sarıyağ ve geriye doğru gidersek daha niceleri.
Sol bu ülkenin vicdanıdır; vicdan sahibini arıyor. Buna sadece bizim ihtiyacımız yok; Uğur Kaymaz’ın, Buse Sarıyağ’ın ve daha nicelerinin… |
|
Yazar Çiğdem MATER İstanbul - BİA Haber Merkezi
|
|
24/06/2010 |
|
Zaten bütün mesele de burada düğümlenmiyor mu? Bu savaş kimleri öldürüyor? Benim yanıtım net; bu savaş bu toprakların yoksul halklarını öldürüyor. Kimlik tanımıyor ama sınıf tanıyor. Cenazelerin gittiği evlerden yoksul feryatlar yükseliyor hep. O cenazelere en janti takımlarıyla katılan askeri ve mülki erkanın yanında hep bir eğreti duruyor cenaze sahipleri. Evdeki en temiz, en güzel kıyafetler, hep biraz eskimiş oluyor, belli ki uzun zaman önce, belki bir düğün için alınmış kıyafetler giyiliyor, giyilmiyor da hatta, birileri o kıyafetleri giydiriyor muhtemelen adlarını söylemeye mecali olmayan annelere, babalara... Yoksulların öldüğü bir savaş bu. Çoğu savaş gibi. Önce yoksulları, kadınları ve çocukları vuruyor. Ondandır ki bizden uzak bir savaş. Sadece her akşam haberlerde adlarını duyduğumuz, Yozgatlı, Çorumlu, Sivaslı, Dersimli, Vanlı olduklarını bildiğimiz ama haklarında başka bir şey bilmediğimiz genç erkeklerin öldüğü bir savaş. |
|
Devamı...
|
|
Çocuk ölmek...BÜYÜK KURŞUNLAR, KÜÇÜK ÖLÜMLER |
|
Yazar Hüseyin Kalkan
|
|
24/06/2010 |
“Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?” Sırbistan sınırına 10 km uzaktaki Boşnak şehrinde, adı bilinmeyen bir çocuğunu sorusu bu. 11 Temmuz 1995'da yapılan katliamda öldürülmüş. Öldürüldüğünde 4 yaşındaymış. (*) Lal eder böyle bir soru insanı, değil mi? Çocuklar, hiç olmasa zalimlerde, bu kadar insaf olur sanıyorlar. Çocuk aklı işte. Bilmezler ki en büyük kurşunları, savaşla hiç ilgisi olmayan çocuklar için yaparlar. Madem bu bir savaş, madem çocukları öldürüyoruz. O zaman, içinde çocuk geçen bütün şiirleri de yakalım. Madem çocuk öldürmek normal, madem bir çocuk bomba ile parçalandığın da, Dünyanın dengesi bozulmuyor, o zaman bütün masalları da yakalım. İçinde çocuk geçen bütün öyküleri karanlık kuyulara atalım. Dünya bir çöl olsun öyle ise. |
|
Devamı...
|
|
Geleceğimiz için, savaşa hayır, barışa evet |
|
Yazar Dr. Mustafa Peköz
|
|
22/06/2010 |
Savaştan beslenenler, onu bir rant merkezi olarak görenler hiç şüphesiz ki savaştan yana olacaklardır. Barış onları korkutur. Barışın engellenmesi için bütün barış olanaklarını yok sayarlar. Barışın adalet ve özgürlük olduğunu bildiklerinden, kulaklarını kapatırlar. Halkların eşit koşullarda özgürce yaşandığı bir ortamda savaş yoktur. Halkları birbirine düşman etmek için savaştan ısrar ederler. Birini diğerinden üstün görmek için yoğun çaba sarf eder. Halklardan birine özgürlük vermiş gibi yapar, diğeri inkâr eder, dilini, kimliğini yok sayar. Birine özgürlük diğerine köleliği verirken, aslında halkları birbirine düşman ederek her ikisini de köleleştirir. Bunun için savaşı bir yaşam tarzı olarak seçer, uygular.
Umutların tükendiği, savaşın dilinin geçerli olmaya başladığı bir anda, yürekli insanlar barış diye haykırmasını bilmelidir. Barış talebini yükseltmek, zor dönemlerin işidir. |
|
Devamı...
|
|
Barıştan Söz Edecek Cesareti Göstermeliyiz |
|
Yazar Ayşegül Devecioğlu yazar, İstanbul Kadın Barış Girişimi üyesi
|
|
22/06/2010 |
|
Artık ne asker ne gerilla cenazesi gelsin diye silahların susmasını talep ediyoruz. Savaşa ayrılan kaynakların kadınlara, sağlığa, eğitime, doğanın ve kaynakların korunmasına, yoksullukla mücadeleye, yeryüzüyle barışık tarıma ayrılmasını istiyoruz. Savaşta neredeyse tamamına yakını Kürt olan 58 bin insan hayatını kaybetti. Ormanlar içindeki bütün canlılarla yakıldı, köyler boşaltıldı, ekili alanlar tahrip oldu, silaha askeri malzemeye ve harekatlara harcanan para savaştan rant sağlayanları, silah tüccarlarını zenginleştirirken hepimizi yoksullaştırdı, tarımı, hayvancılığı yok etti. Yerlerinden edilen milyonlarca insan sefalete sürüklenirken, bu acıdan en büyük payı toplumun yoksulları ve mülksüzleri olan kadınlar aldı. Kürt halkı ne istiyor?
Yıllardır bu konuda en acı bedeli ödeyen Kürt halkı, şiddetten hoşlandıkları için mücadele etmiyor. Korkunç ölümlere, evlerinden barklarından edilmeye şiddet meraklısı oldukları için katlanmıyor. Genç kadınlar, erkekler yirmi beş yıldır bunun için ölmüyorlar, “hadi biraz da şiddet yapalım” diye üniversite eğitimlerini, işlerini bırakmış, yoksunluk içinde yaşamaya razı olup, ölmeyi göze alıp mücadeleye atılmış değiller. |
|
Devamı...
|
|
Hapishanelerde neler oluyor |
|
Yazar Yıldırım Türker (Radikal)
|
|
21/06/2010 |
|
Bir düşünün, tek başınıza bir hücredesiniz. Bir gün iki gün değil, yıllar ve belki bir ömür boyu. Dost gülüşleri, sohbetler uzak ve yasak. Ve her şey dilekçeye tabi. Insana dair hiçbir şey yok. Her gün aşağılama, dayatma ve keyfilikler. Karşı geldiğinde yıllara varan mektup, ziyaret yasakları, havalandırma kapısının dahi kapatılması. Ve dahası Engin’ler, Mehmet’ler... Kendinizi o hücrede düşünmeye devam edin ki Mehmet de o hücredeydi—. Sonra birden kapı açılıyor. Robocop kıyafetli gardiyanlar doluşuyor içeri. Sırtınızı dayayacağınız kimse yok. Sesinizi duyacak kimse de.
Şairin dediği gibi, “Ölüyor insanlarımız/ ne kadar çok... oysa nasıl da hak etmişlerdi yaşamayı...” |
|
Devamı...
|
| << İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 13 - 24 Toplam 677 | |
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|