| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 484041
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa
|
Yazar Aslı GÜNEŞ- BİRİKİM
|
|
04/08/2010 |
Bir Kadın Anlatısı Olarak Hep O Şarkı Hep O Şarkı (1956), Yakup Kadri’nin, roman serüvenini “ilginç” bir biçimde sonlandırdığı bir yapıt. Yapıtın “ilginç”liği, içerik ya da biçiminden çok, “millî-politik” konuların yazarı olarak bilinen Yakup Kadri’nin bibliyografyasında “ayrıksı” durması ile ilgili. İddiası, tezi olmayan, olabildiğince sıradan, naif bir aşk öyküsü anlatılır Hep O Şarkı’da. Hattâ, Atilla Özkırımlı’nın dediği gibi “Hep O Şarkı bir aşk öyküsü bile değildir” (Özkırımlı, “Hep O Şarkı Üzerine” 15). Bu yüzden de, Yakup Kadri hakkında yazılan ciltler dolusu yazının içinde Hep O Şarkı’ya ilişkin bir şeyler bulmak mümkün değildir. Bir kadının ağzından aktarılan “yaşamöyküsü”, irdelenmeye, üzerinde tartışılmaya değer bulunmayarak büyük bir sessizlikle karşılanmıştır. Tek başına bu “sessizlik” bile, romanın yazının başlığında iddia edildiği gibi bir “kadın anlatısı” olduğunu destekler niteliktedir: |
|
Son Güncelleme ( 04/08/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
Bir kadının günlüğünden direniş notları |
|
Yazar Ömer ÇELİK İSTANBUL - DİHA
|
|
04/08/2010 |
|
İşten atıldığı için Paşabahçe Devlet Hastanesi bahçesinde kurduğu çadırda 24 gündür tek başına eylemini sürdüren Türkan Albayrak, 'eylem günlüğü' oluşturdu. Günlüğünde kadınlar, hastaneye girip çıkan hastalar ve yürüttüğü mücadelenin zorluğuna değinen Albayrak'a bir de tehdit geldi. İstanbul'da Paşabahçe Devlet Hastanesi'nde temizlik işçisi olarak çalışırken işine son verilen Türkan Albayrak hastane bahçesinde kurmuş olduğu çadırda eylemine tek başına devam ediyor. Albayrak, 24 gündür sürdürdüğü bu eylemi tuttuğu günlük ile günü gününe kaydetmesini ihmal etmiyor. Oldukça dikkat çekici bilgiler de mevcut Albayrak'ın günlüğünde. Direnişin 22. gününde yazdığı yazıda Albayrak, şunlara değinmiş: '60'lı yaşlardaki Avrupalı kadınların görünümleri, benim ülkemin 35 yaşındaki kadınları gibi. Dimdik yürürken pırıl pırıldır yüzleri. Bizler ise, kırkında başlarız iki büklüm yürümeye, altmışımızda evden sokağa çıkabilirsek de elimizde baston vardır. Erken büyür benim ülkemde kadınlar, onbeşinde anne olur. Daha vücudu gelişmemiştir ama çocuk doğurur. Yirmisine gelmeden başlar rahatsızlıkları. Hastanelerdir ikinci adresleri. Onbeşinde idare edecek kaynanasını, erkeğine yemek yapacak, bebek bakacak. Ağzı olmayacak, ses çıkaramayacak, yoruldum demeyecek. Yaşıtları olan erkekler oyun oynarken, okula giderken onlar; dünyayı sırtlarında taşır. Birçoğu bir de gidip elin işinde çalışır. Köyde tarlada, şehirde ise ev işlerinde. Çöker elbette kırkında, hayrı yoktur artık, atarlar onu bir kenara. Avrupalı kadınlar da çok çalışıyorlar ama çalışma koşulları daha iyidir. Beslenmeleri daha iyi. Dinlenmeleri gerektiğinde tatile çıkarlar. Kısacası bize göre insan gibi yaşarlar. Bu yüzden direnmeliyim işçiler için, kadınlar için, çocuklar için. Benim ülkemin kadınları da altmışında dimdik yürüsün diye.' |
|
DELİKANLICA AŞKIN ŞİİRSİ ÖYKÜSÜ |
|
Yazar CAN ŞENSES
|
|
04/08/2010 |
|

“içimde bir şubat gibi olsa da özlemin bir de hiç değişmeyecek olan halk sevgisidir yüreğimde taşıdığım yıkılmadım bu yüzden / ayaktayım türkü gözlüm...” (s.51) Turgay Usanmaz
Neden aşk? İnim inim inlerken ülkem! Koparılırken dalından güller! Ötmez olmuşken bülbüller! Neden aşk? Birileri kan üzerine senaryolar yazarken, aptallığı ve hainliği tescilli it dalaşları içinde var mıdır aşkın yeri? Her gün düşüp toprağa karışırken genç bedenler! Kanıyorsa tüm coğrafya! Hayır, aşka sarılacağız yine de! İnadına sevdalanacağız! |
|
Devamı...
|
|
MELEK GİREMEZ SOKAK' IN AVANTACILARI DEĞİLİZ. |
|
Yazar GÜLDEREN GÜRCAN
|
|
02/08/2010 |
|

Şimdi "ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ?", "GÜVENLİK GÖREVLİLERİ RAHAT ÇALIIŞSIN DİYE İŞKENCEYİ SERBEST BIRAKTIK" diyen NETEKİM"in gelmiş geçmiş silsilesinin ve şürekasının hangi kültürün zamanımıza mirası olduğunu daha net anlıyoruz. |
|
Son Güncelleme ( 02/08/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
Yazar DENİZ TEPELİ –SİNCAN KADIN HAPİSHANESİ-ANKARA
|
|
01/08/2010 |
|
“Hırsız bunların hepsi!” “Asmak lazım böylelerini, asmak!” “Ne çıkarsa bunlardan çıkıyor!” “Soysuz veletler!” çığlıkları ve anlaşılmayan bir yığın küfür, hakaret birbirine karışıyor, ortalığı çınlatıyordu.
|
|
Devamı...
|
|
Yazar Defne Asal (Sabah Gazetesi arşiv)
|
|
01/08/2010 |
O gün görüş günüydü, 24 Eylül 1996, Görüş günü cezaevindeki en güzel gündür. Hemde en hüzünlü gün. Önce gelirler, sonra giderler...Ağır bir bulut iner koğuşlara, bir zaman kimse konuşmaz birbiriyle. Ranzalara çekilir, kendi kendimizle kalırız. O gün görüş günüydü... Anam dolma sarmıştır muhtemel, Erkan Perişan'ın anasıda baklava açacaktı. Her ana oğluna boğazında düğümlenen ne varsa koymuş torbaya getirmiştir. |
|
Devamı...
|
|
VAY BENİM SOLCU DOKTORLARIM!!! |
|
Yazar Kaan ARSLANOĞLU
|
|
31/07/2010 |
|
Muayenehaneniz Batsın! Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde ambulans sürücüsü olarak çalışan Ziya Yılmaz kendini astı. İpi, ayaklarının yere basabileceği bir yüksekliğe bağlayarak, en hoyrat şekilde.
Düzce Manşet Gazetesi, “Zimmet Davasının Görgü Tanığı İntihar Etti!” başlığıyla duyurdu okurlarına haberi. Ziya Yılmaz, bir süredir görülmekte olan hastane içi yolsuzluk davasında tanık sıfatıyla ifade vermekteydi. Yine aynı gazetenin haberine göre, “eşi Ayşe Yılmaz ve kızı Hasret Yılmaz, çarpıcı açıklamalarda bulundular.” “İfade verdikten sonra olaya adı karışan hastanedeki bazı kişiler tarafından tehdit almaya başladığını belirten acılı eş, eşimi bunalıma soktular. Biz Burdurluyuz. Burada kimsemiz yok. Üzerimize gelip eşimi korkutmaya çalıştılar. Onu bunalıma sokup ölüme sürüklediler, dedi. Geceleri uyuyamıyordu. Erkenden kalkıyordu. Bunlar bana tuzak kurabilirler, aralarında birlik olup bugün beni savcılığa götürebilirler diye tedirgin oluyordu. Ben de senin bir suçun yok, sadece görgü tanıklığın var, dedim. O da bana; yok, bir şeyler dönüyor, dedi. Biri durup dururken fotoğrafımı çekti. Acaba birine verecek, beni öldürtecekler mi diye tedirgindi.” “Ne kadar merhametsiz bir yerde yaşamışız. Böyle bir yerde yaşanmaz, diyerek tepki gösteren Ayşe Yılmaz, tayin istedik vermediler. Buranın büyükleri hep bir olmuşlar. Hastanede çok büyük olaylar dönüyor kimse bir şey yapamıyor, iddialarında bulundu.” Ziya Yılmaz Düzce SES’in ilk üyelerinden biriydi. Söylenildiğine göre hastanedeki herkesçe sevilirdi. Sessiz tabiatlıydı. Öyle ki, yaşadığı bu büyük sorunu, bunalımı hiçbir arkadaşına açmamıştı. VAY BENİM SOLCU DOKTORLARIM |
|
Son Güncelleme ( 31/07/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
AHMED ARİF'E '33 KURŞUN' DİZELERİNİ YAZDIRAN OLAYIN ÜZERİNDEN 67 YIL GEÇTİ |
|
Yazar Doğan AKIN / t24.com.tr
|
|
28/07/2010 |
|
Kirveyiz, kardesiz, kanla bagliyiz Karsiyaka köyleri, obalariyla Kiz alip vermisiz yüzyillar boyu, Komsuyuz yaka yakaya Birbirine karisir tavuklarimiz Bilmezlikten degil, Fikaraliktan Pasaporta isinmamis içimiz Budur katlimize sebep suçumuz, Gayri eskiyaya çikar adimiz Kaçakçiya Soyguncuya Hayina...
Kirvem hallarimi ayni böyle yaz Rivayet sanilir belki Gül memeler degil Domdom kursunu Paramparça agzimdaki... |
|
Devamı...
|
|
Yazar Deniz Canan
|
|
28/07/2010 |
|
“Sen türküler söyle ve gülümse küçüğüm çünkü sesinin ırmağıyla yeşerecek hasretin bozkırları”
AHMET TELLİ
Yanımda kızım, karşımda deniz, tepemde yağmur ve beynimde binlerce soru.
Damlalar burnuna düştükçe gülüyor. O güldükçe ben gülüyorum.
Gözlerindeki sevinç umudum oluyor…
Ya acılar? Ya yitirilen canlar ve ardında bıraktığı hüzün? |
|
Devamı...
|
|
KADINLAR KARL MARX'A NE BORÇLUDUR? |
|
Yazar Clara ZETKİN
|
|
25/07/2010 |
Marksizm kadının aile ve toplumdaki yeri konusundaki yerleşik inançları kökünden yıkmıştır..
14 Mart, Karl Marx’ın Londra’da ölümünün yirminci yıldönümüydü. Yaşamı, 40 yıl boyunca Karl Marx’ın yaşamıyla en içten biçimde çalışma ve mücadelede bağlı olan Engels, Marx öldüğünde, ortak bir dosta, New York’taki Sorge yoldaşa şöyle yazıyordu:
“İnsanlık bir kafa boyu kısaldı, bugün sahip olduğu en önemli kafaydı eksilen.”
O bununla son derece isabetli bir değerlendirme yapıyordu.
Bu makale çerçevesinde, Karl Marx’ın bilim adamı ve devrimci savaşçı olarak proletaryaya ne verdiğini ve proletarya için ne anlam ifade ettiğini anlatmak, bizim görevimiz olamaz. Bunu yapmak, bugünlerde sosyalist basında onun ölçülemez derecede zengin, derin bilimsel ve pratik yaşam eserini, ve kendisini proletaryanın hizmetine sunan muazzam, mükemmel kişiliği hakkında yazılanları tekrarlamak olurdu. Bunun yerine biz, proleter kadın hareketinin, evet, genel olarak kadın hareketinin özellikle ona ne borçlu olduğunu kısaca değinmek istiyoruz |
|
Son Güncelleme ( 25/07/2010 )
|
|
Devamı...
|
|
Bize kendi 12 Eylül’ünü anlat! |
|
Yazar Umur Talu (Habertürk)
|
|
25/07/2010 |
12 Eylül öncesi de (bizim gibi, çoğumuz gibi) genç olup bir şekil eylemli siyaset yapan, Milli Türk Talebe Birliği’nden MSP gençlik kolu başkanlıklarına çok aktif olan bir başbakan…
Bize 12 Eylül’den bahsederken kendi 12 Eylül’ünü de anlatmalı.
Yoksa hikaye yarım, hikaye güdük, hikaye düdük kalır! |
|
Devamı...
|
|
ucuz olmalıydı çünkü biz ucuz bir hayatın pahalı insanlarıydık |
|
Yazar Ercan Sürenkök sosyaliistforum
|
|
25/07/2010 |
|
Tabanında hava yastığı olan ayakkabılar vardı ben küçükken. Bir de onların emperyalist markaları. Hatırlıyorum da çarşı pazar gezmiştik en ucuzundan almak için babamla.
Ucuz olmalıydı çünkü biz ucuz bir hayatın pahalı insanlarıydık.
|
|
Devamı...
|
| << İlk < Önceki 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 529 - 540 Toplam 1211 | |
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|