| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 128229
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa Yazarlar Yazarlar
|
|
Atina’ya “Düzen” Gelecek mi? |
|
|
|
Yazar Foti Benlisoy (Bianet.org)
|
|
12/12/2008 |
15 yaşındaki Alexandros Grigoropoulos’un polis tarafından Atina’nın göbeğinde katledilmesinin ardından dört gün boyunca ülkenin hemen her yanında “patlayan” yığınsal öfke, "hükümeti ve neredeyse tüm siyasal sistemi paralize etti" demek abartı sayılmaz.
Kimse beklemiyordu
Öyle beklenmedik bir tepkiydi ki bu memleketin belki on, belki yirmi yıldır bırakın çatışmayı, eylem dahi görmemiş ücra köşelerinde bile sokaklara çıkan üniversite ve lise öğrencileri yol kesip polis karakollarını kuşatır oldu.
Pazartesi akşamı artık gösteriler bütün ülkeye yayılmışken ve Atina alevler içindeyken Dışişleri Bakanlığı binası boşaltılıyor, Cumhurbaşkanı güvenlik gerekçesiyle konutundan başka bir yerde geceyi geçirmek durumunda kalıyordu.
14-15 yaşında çocuklar meclisi kuşatıp MAT’lara, yani “çeviklere” Atina sokaklarında bulunması en kolay iki şey olan mermer ve turunç atıyorlardı.
Kimsenin beklemediği bir şeydi bu.
Evet, son bir iki yılda öğrenci hareketi eğitimin piyasalaştırılmasına dönük neoliberal reformlara karşı şiddetli bir direniş sergilemişti.
Evet, Yunanistan’da anarşist yapı ve kümeler de, radikal solun değişik kesimleri de bir gelişme, genişleme evresindeydi.
Ama böylesine bir radikalizmi, böyle ansızın, böyle umulmadık şekilde bir kabarışı doğrusu herhalde kimse beklemiyordu. |
|
Devamı...
|
|
|
SÖYLEYİŞ |
|
|
|
Yazar Administrator
|
|
11/12/2008 |
|
BU HAFTA Kİ AKSİYON DERGİSİNDE SARP KURAY İLE SÖYLEYİŞ
Ergenekon'u da taşeronlara yıkacaklar Sarp Kuray, 9 Mart cuntası hikâyesi ile bugüne ışık tutuyor, anlattıkları ile Ergenekon’un ‘fotokopisini’ çekiyor. Ona göre senaryo aynı, sadece aktörler ve dinamikler konjonktüre göre ayarlanmış. ‘Geçmişi karıştırmasam beni yine idare ederlerdi.’ sözleriyle yargılanmasındaki tuhaflığı anlatıyor. | | 
|
|
Son Güncelleme ( 11/12/2008 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Kurban etme, kurbanı seyretme |
|
|
|
Yazar G. Gürkan Öztan
|
|
08/12/2008 |
|
İnsanlığın evrensel tarihi hayranlık, şaşkınlık, arzu ve korkunun, gündeliği ve gelecek beklentilerini biçimleme tarzları ile doludur. İnançların ve dini ritüellerin, bireylerin ve insan topluluklarının yaşamları içersindeki derin izleri, insanlığın ortak tarihinin bir parçasıdır. Bu eksende kurban ve kurban etme ayinleri, kadim dünyadan modern çağa, hem semavi hem de semavi olmayan inanç sistemlerinin önemli ibadetlerinden biri olagelmiştir. İnsanlar, kimi zaman tam manası ile açıklayamadıkları olaylar karşısından duydukları hayranlık ya da korkunun bir ifadesi olarak kimi zaman Tanrı/Tanrıların gönlünü alma, gazabını dindirme ya da onlara şükranlarını iletme biçimi olarak canlı varlıkları kurban etmişlerdir. Kurban etmenin, bazı durumlarda ‘adak’ adı ile bir pazarlık ya da işlenen cürümlerin kefareti şeklinde ifa edilen bir eylem olduğu da yadsınamaz. Ancak kurban etme eylemi, salt bir ‘sunma’ faaliyeti değildir. Sunulanın özellikleri, sunmanın şekli unsurları ve bu unsurların çağrıştırdıkları, kurban etme işinin sosyo-psikolojik zemininin devamlılığını temin eder. Her şeyden evvel sunulan kurban, alelade bir canlı değildir; temizlik, masumiyet vb. bir dizi ayırt edici özellikle mücehhezdir. Herkesin kurbanı da makbul değildir; kurbanı kesen ilahi güce karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmedikçe, kurbanın kabul edilmeyeceği ileri sürülür. Tanrıya/Tanrılara adanan canlı varlığın akıtılan kanı, kurban ritüelinin en önemli belirleyicilerindendir. Öyle ki kutsal varlığa/varlıklara adanan kurbanın kanı, çoğu zaman kurbanı sunan ile kutsal varlık/varlıklar arasında simgesel bir bağın temsilcisidir. Kurbanı kesen, bu ritüelin gururunu içinde hisseder; kutsalın karşısında gereğini yapmanın rahatlığını yaşar. Feda edilen yaşam, diğer yaşamları besler. |
|
Devamı...
|
|
|
Omurgasız… |
|
|
|
Yazar Şükran Soner (Cumhuriyet)
|
|
08/12/2008 |
5 Aralık Türkiye’de kadınların seçme seçilme, siyasal haklarını Batı demokrasilerinden önce, geniş kapsamlı kazanmalarının yıldönümü. 10 Aralık dünyada evrensel insan hakları günü. Her ikisinde de hakların kullanılabilmesini unutun algılanmalarında bile, insan hakları ölçeğinin olmazsa olmaz ilkelerini nasıl böylesine yitirdik? Omurgasız, dik duramayacak insan hallerine benzettik?
1980’li yıllarda kadın hakları savaşımında atağa geçmiştik. Dünyada ve ülkemizde paralel yaşanan süreçte, insanlığın ilk kadın hakları savaşımı atağında olduğu üzere, lokomotif işçilerdi. İşçi, emek hakları, sendikal haklar, iş güvencesi savaşımında, sermaye-siyaset çıkar işbirliğinde geriye püskürtme atağına karşı direnirken nüfusun kullanılmayan kadın gücü ve dinamiği eylemlerle bir kez daha keşfedilmişti...
Marksizmin tehdit olmaktan çıkması bağlantılı kapitalist dünyada, sosyal devlet, sendikal haklardan vazgeçme, demokrasinin olmazsa olmaz ayaklarını kesme sürecinden söz ediyoruz. İngiltere’de liberal rüzgârların güçlü dalgasında madenler kapatılırken kadın direniş gücünün keşfedilmesi, yeni ateşi körüklemiş, ideolojik kimliğini yitirmekte, göçmekte olan İngiliz İşçi Partisi’nin yeni sol rüzgârları ile iktidara gelmesinin kaynağını oluşturmuştu. Yeni sol rüzgârları dalga dalga Batı dünyasında estirilirken bizler kadın hakları kazanımında sevindirik olurken, siyasetin oyunu özünde “kadını vitrinde kullanma” sanatını geliştirmekmiş. AB’nin olmazsa olmaz demokrasi ayakları, sosyal devlet, eşitlik, sendikal haklar ilkeleri kırılırken kadınlar için “eşitlik” kavramı vitrinde, insan haklarında eşitliğin yok edilişinin saklanmasının aracı olarak kullanılmıştı. |
|
Devamı...
|
|
|
Tarihte bugün: 5 Aralık 1934 ve 5 Aralık 2008'de "Ne yaptın babaanne..." başlıklı bir yazı |
|
|
|
Yazar editör
|
|
05/12/2008 |
|
1934 yılında 'Türk Kadınına Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkının Verildiğine Dair Kanun' kabul edildi. Böylece Türk kadını seçme ve seçilme hakkına birçok batı ülkesinden daha önce sahip oldu. Atatürk kadının seçme ve seçilme hakkına kavuşmasıyla ilgili olarak şu yorumu yapacaktı: "Bu karar, Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir... Medeni memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu selahiyet ve lihakatle kullanacaktır." İtalya'da kadınlar 1948'de, Japonya'da ise ancak 1950'de seçme hakkını kazandı. Türkiye'nin Medeni Kanun'u aldığı İsviçre'de ise kadınlar seçme ve seçilme hakkını 1971'e kadar alamadı. İsveç ve Danimarka örneklerinde de durum farklı değildi. Türk kadını, Atatürk hayattayken yapılan son seçimde (1935) ilk kez seçilme hakkını kullandı ve TBMM'ne 18 milletvekiliyle girdi.
Kadına milletvekili seçme ve seçilme hakkının verilmesinden önce de 1926'da Büyük Millet Meclisi onayıyla Medeni Kanun yürürlüğe girdi ve kadını 'şeriat'tan kurtararak, haklarını 'iade etti'. TBMM tarafından 3 nisan 1930'da kabul edilen bir başka yasa ile kadına belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı. 26 ekim 1932'de ise kadına muhtar, köy ihtiyar kurulu üyeliğine seçilme ve seçme hakkı getirildi. 8 ekim 1934'de kabul edilen ve 5 aralık 1934'de yürürlüğe giren son yasayla da kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. |
|
Son Güncelleme ( 05/12/2008 )
|
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 541 - 549 Toplam 686 |
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|