Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 558976
Ana Sayfa
Acı niye herkesin acısı değil? Yazdır E-Posta
Yazar Deniz Canan   
26/10/2011
Her şeye rağmen yarınlara dair sözü olan, sadece bu ülkenin değil, dünyanın her karış toprağını kendi toprağıymış gibi seven, her insanına kendi canıymış gibi bakan, bizler, insanlık kelimesinin tırnak içine alınmayacak, olsa olsa altı çizilecek bir kelime olduğunun farkındayız.

 

 

Ay ve güneş herkesin lambasıdır, hava herkesin havasıdır, su herkesin suyudur da,
Ekmek neden herkesin ekmeği değildir?
Acı niye herkesin acısı değildir?

Şeyh Bedreddîn


Hak, adalet ve kardeşlik uğruna zulme ayak direyen Bedreddin’im darağacına giderken kendine ve insanlığa bu soruyu soruyordu…

Aradan geçen yüzyıllar bu sorunun yanıtını bulmaya yetti mi sizce?
Yetseydi, insanlığımız bu denli içler acısı duruma gelmezdi.

Fatura yatırmak için gittiği vezne önünde ölen vatandaşın cesedine rağmen faturalarını ödeme telaşını sürdüren “insanlığı” anımsarsınız.
Aynı “insanlığın” bir yaz günü sahilde yatan ölüye kafasını bile çevirmeden saatlerce yüzebildiği de hatırınızdadır.

“Emekli 5 yıl yaşasın, sonra ölsün” diyen de bu “insanlık”…

Madendeki göçüğün yarım bıraktığı yaşamları kaderle açıklayan da bu “insanlık”…

Güler Zere’yi ve onlarcasını ölüm döşeğinde zindana mahkûm eden, işkenceden geçiren ve daha 17’sinde ipe çeken de aynı “insanlık”…

Emperyalizmin, elindeki bol sıfırlı dolar rezervleri ve gelişmiş teknik donanımlarına rağmen, açlık ve ölüme terk ettiği Somali’nin, çözümü bizce malum dertlerine, çare olamayan “insanlık” bu uğurda attığı her göstermelik adımı televizyon ekranlarından ağzını şapırdata şapırdata anlatmadı mı?

Aynı “insanlık”, memleketimin doğusunda, babasının kara gözlü kızı, küçük Ceylan’ın bombalarla paramparça edilen cesedine gözünün ucuyla dahi bakmamıştı.

Somalili çocuklar da bizimdi. Küçük Ceylan da…

Daha yirmili yaşlarını bile devirme fırsatı bulamayan, vatan-millet aşkıyla ve düğün dernek coşkusuyla uğurlanarak, omzuna silah oturtulan, memleketimin dört bir yanından fukara çocuklarını, cephede ateşin ortasına atan aynı “insanlık.”

Kardeşi kardeşe kırdıran, acımasız bir sömürgen olan “insanlık”.
Şimdilerde sloganlarının ilk kelimesini “Katliam”la başlatan “insanlık”.
Anaların acısını duymayan, acıları daha da deşen “insanlık”…

Her ana için dünyanın sahip olunan en değerli varlığı değil midir evladı?
Yitip giden bir evladın yerini ne doldurabilir?
İster siper başında toprağa düşen Mehmet ister Van ellerinde toprakla karışan Baran olsun.


Asker cenazelerinde atılan intikam sloganları, katliam aşklarıyla edilen yeminler mi dindirecek, evladı kendinden çok daha iyi yaşasın diye gecesini gündüzüne katan, onun karnı tok, sırtı pek olmadıkça gözüne uyku girmeyen anaların feryadını?

Okumayan, sorgulamayan, yaşama dair söyleyecek tek bir düşüncesi olmayan o müthiş “insanlık”, birilerini demokrasi havarisi ilan edip baş tacı ederken, dünyanın dört köşesinde emperyalist sömürüye başkaldıran insanların linç edilme sahnelerini defalarca izleyerek kahkahalarla gülmedi mi?

Bu “insanlık”, Van’da, bir doğal afetin yüzlerce canı toprağa gömdüğü, binlercesi üzerinde fiziksel ve ruhsal yaralar açtığı şu günlerde, bu acıları yüreğinin en derin yerlerinde hissediyor mu dersiniz? Başlarına gelmedikçe hiçbir dert umurlarında değil mi yoksa?

Toprak altına giren onca beden değil de, bizim insanlığımız olmasın sakın?

99 depreminde ölülerin boyunlarından altın kolyelerini, ağızlarından altın dişlerini sökenlere duyduğumuz o dinmek bilmeyen öfkeyi de mi unuttuk?
O zaman biraz daha insandık bence, ya şimdi?

Şimdi düzenin ekmeği ile nemalanan bazı medya kuruluşları ve çalışanlarının, toplumu, ırk, dil, din, mezhep ayrımcılığı ile kamplara ayıran, bu farklılıkları deşerek ve birinin diğeri üzerindeki hâkimiyetine yol açarak böl-parçala-yönet komutunun neferi olan tavrına ne demeli? Onlara alkış tutan, sorsan memleketinin dünyanın neresinde olduğunu bile anlatmaktan aciz özne ise yine aynı “insanlık”…

“Doğu’da olan depremden bana ne? Gebersinler!” diyen ve dedirten bu zihniyet var oldukça bu ülkede insanlık hep tırnak içinde yazılacak.

Her şeye rağmen yarınlara dair sözü olan, sadece bu ülkenin değil, dünyanın her karış toprağını kendi toprağıymış gibi seven, her insanına kendi canıymış gibi bakan, bizler, insanlık kelimesinin tırnak içine alınmayacak, olsa olsa altı çizilecek bir kelime olduğunun farkındayız.

Ölümü bile “Nerelisin?” diye sorgulayan bu “insanlık” ile vatan-daş değil, olsa olsa ancak toprak-daş olunacağını gördük.

Bir kez daha anladık; aynı havayı solumanın, aynı suyu içmenin ve aynı toprağa basmanın ortak bir ruhu kurulamamış.

Yine de soruyoruz hala ısrarla, “Bu nasıl insanlık? Ve acı, niye herkesin acısı değil?”



sendika.org

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.