Kazım Koyuncu’nun doğum gününü kutluyoruz bugün. Ekim Devrimi ile birlikte. Tarihin cilvesi midir bilinmez, aynı gün Türkiye’ye Ekim Devrimi’ni ve sosyalizmi öğreten kitapları basan yayıncı-devrimci İlhan Erdost’un da katledildiği gün. Bugün doğumların ve ölümlerin günü; ama en çok da devrimcilerin bir arada durma ihtiyacının… 
Çıkamadığımız sokaklar var artık! Gidemediğimiz yollar, söyleyemediğimiz türküler, unuttuğumuz çocuklar, mezarlarının başında andığımız evlatlar var. Biz, bu ülkede, bu kocaman cenaze yerinde, hep beraber, tek bir şeyi yaşıyoruz. Toplu bir matemi. Doğumlarımız ölümlerimizi işaret ediyor. Nerede doğduğumuza göre az çok anlayabiliyoruz nasıl ölebileceğimizi. Şair ceketli çocuklardan birinden bahsedeceğim bugün. O, topraklarının ona çizdiği kaderin yaşında öldü. Hastalığının adını hepiniz biliyorsunuz, peki ya bu toplumun yaşadığı o derin kanserin, o ses çıkaramazlığın kaçınız farkındasınız? Biz ölmeyi en çok da sokaklarında gezdiğimiz bu ülkeden öğrendik. Hangimiz, yeteri kadar yaşayıp da bir ölüme tanık olmadık ki? Bir ölü görmemiş olanınız var mı? Bu ülke, çocukların ölülere son kez sarıldıkları bir ülkedir. Onların başında sabahlar kadar beklenen bir ülke. Mezarlıkları hiç sevmem. Çok sevdiğim birilerini kaybetmediğim sürece oralarda bulunmaktan korkarım. Oysa bugün, tarihin oralarda uyuduğunu ve her mezar başında onlarca hikayenin biriktiğini görmemek için dünyaya kendini kaptıracak kadar kör olmak lazım. Kazım Koyuncu tam da o mezarlıklardaki hikayeleri bilen çocuklardan biriydi. Grubuyla çıktığı yola kendi adıyla devam ederken, bazen ünlü bir televizyon dizisinde çıkıyordu karşımıza bazen bir protestonun orta yerinde. Sevda yüklü buluttu. Bugün tanıştığım çoğu Karadenizli’de gördüğüm o mertliği taşıyordu omuzlarında. O mertlik de birileri gibi sırtına ağır gelmiyordu. Gururuyla taşıyordu. Yüreğine kızıl bir yıldız kazınmıştı. Irkçılığın coğrafyasında, bu lanet yangın yerinde sosyalizm diyordu. Çevre diyordu… Bugün doğduğu ve ölümle onu tanıştıran topraklar yine ‘var oluş’ savaşı veriyor. Onu var eden ise müziğinin ta kendisiydi. Belki de birçoğumuzun Kardeş Türküler ile ya da Ruhi Su ile yaşadığını oralılara da o yaşattı. Acının etnisitesi olmadığını birçoğumuza öğreten oydu. Müziğini ve politik duruşunu şöyle tanımlıyordu: “Hayatım boyunca rockçı’lık ve devrimcilik neyi gerektiriyorsa ona göre yaşadım.” Memleketi saran ırkçılık belasından nasibini almamıştı, bazı röportajlarında Kürtçe türkülere olan sevgisini açıkça belirtiyordu. “Yaşadığım Süreci Bir Sanatçının, Kazım’ın, Hatte En Önemlisi Bir Devrimcinin Yaşadığı Gibi Yaşadım”
Aramızdan ayrılmadan önce onu en çok acıtan şey üretememekti. Üretemediği süreci Umay Umay’a şöyle anlatıyordu: Yeni şarkı yaratmayı çok isterim tabi. Bir tane bile yapsam çok güzel bir şey yapacağımı biliyorum ama bu durumda yaratmak çok zor. Hastalığım dışardan bakıldığında bir sanatçının yaratması için biçilmiş kaftan gibi duruyor. Bunalımlar, savaşlar, bilebileceğimiz bütün kötü şeyler sanki sanatçıların yaratması için yaratılmıştır. İnsanlar dışardan hep böyle sanırlar. Bence bu müziği dinleyenlerin, resmi görenlerin, tiyatroyu izleyenlerin söyleyebileceği şeyler. Sanatı takip eden insanların sanrısı yani. Asla küçümsemek için söylemiyorum ancak başına gelmeyenin bilebileceği bir durum değil bu hastalık hali. Sanatçı her zaman hayatla bir sorun yaşar !! haa bu tabi bir sanat eseri olarak ortaya çıkabilir; ama hiçbir şey olarak da çıkabilir. Bu ne benden ne de benim durumumda olan bir sanatçıdan değer kaybettirmez. Yaşadığım süreci bir sanatçının, Kazım ın, hatta en önemlisi bir devrimcinin süreci gibi yaşadığımı düşünüyorum. Kazım Koyuncu’nun doğum gününü kutluyoruz bugün. Ekim Devrimi ile birlikte. Tarihin cilvesi midir bilinmez, aynı gün Türkiye’ye Ekim Devrimi’ni ve sosyalizmi öğreten kitapları basan yayıncı-devrimci İlhan Erdost’un da katledildiği gün. Bugün doğumların ve ölümlerin günü; ama en çok da devrimcilerin bir arada durma ihtiyacının… Biz bir karadeniz türküsüyüz, umarsız, mağrur ve yalnız çoğu zaman. Bir Kazım Koyuncu yazısıydı madem yazılan, böyle bir yazıyı boş uğurlamak olmaz. Herhalde birçoğumuzun hikayesi olan şarkısı ile “Ben” ile Koyuncu’ya tekrar ‘hoşgeldin’ deme vaktidir… baba ben yıkıcıyım ama kendini bilmez değilim yaşamak istiyorum sadece kendi savaşlarım uğrunda ben sadece ben olmak istiyorum işık hızıyla geçen zamanı yaşamak belki de çok zor korkuyorum ben geçmişten korkuyorum gelecekten Tüm yıkıcı karakterlere selamla! Jyan |