Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 558990
Ana Sayfa
Kağan bir bebek, Kağan bir bebek… Yazdır E-Posta
Yazar Serpil Odabaşı   
13/11/2011

Bu çocuklara onları ne zaman

 öldüreceğinizi söyleyebilir misiniz?

 

1992’de Diyarbakır’da kalmıştı o yüzler. O yıllarda bir çok insan gibi bende unutamayacağım simalar kazımıştım hafızama…

Beyazı kızarmış göz akları, anason kokan nefesler, ‘ben abinim bana anlat’ diyerek, diğerinin elinden “kurtaran” ‘iyi polis’ pozları, taciz edilirken, kaybedilen kontrolün ardından savrulan küfür ve ardından ‘var bu …punun bir güvendiği ,yatırın’ lar, gecenin üçünde titreyen bir doktordan alınan “Sağlam” raporu, Dağkapı meydanına fırlatılışımız, aylar süren, evden okula, okuldan eve takipler, bana her gün eşlik eden hilal bıyıklı ,uzun boylu adamın kalaşnikofunu sırtında bir oyuncak taşır gibi tutuşu…

2008’de resim öğretmenliği yaptığım sırada bir öğrencimin arkadaşıyla yüksek sesle yaptığı sohbetine kulak misafiri oldum , “Oğlum! benim babam kahraman, 90 da Diyarbakır’da bile çalıştı, bütün teröristleri sindirdi, diyordu. Dahil oldum sohbetlerine, sonra aramızda küçük bir konuşma geçmişti;
“Kağan baban kaç yıl çalıştı Diyarbakır’da ?”
“5 yıl hocam”…uzun bir sessizlik oldu. Kağan arkadaşına heyecanla anlatmayı sürdürüyordu, “benim babamın silahı vardı, böyle kocaman Diyarbakır’da korkudan herkes titrermiş, onu görünce…”
“Kağan biliyormusun? Ben de Diyarbakır’lıyım, belki de babanı görmüşümdür?”
“Yok hocam, babamı sadece teröristler tanır, siz tanımazsınız”
“Belki görmüşümdür bir yerlerde, babanı tarif etsene”
Kağan elini pantolonunun cebine götürdü ve cüzdanından çıkardığı bir fotoğrafla dikildi karşıma, “babam çok yakışıklıdır hocam, şimdi bu hilal bıyıkları yok artık, kesti, eskiden daha yakışıklıydı…”

Kağan 91 liydi. Demek ki ben 16 yaşımdayken Kağan 1 yaşındaydı…
“Kahraman baba” akşam evine bir banka memuru gibi döndüğünde , ellerinin kanını yıkayıp, oğlunu -Kağan’ı öpüp kokluyordu, ertesi gün, sabah çıkarken çantasını alır gibi alıyordu demek ki kalaşnikofunu yanına, oğlunu öpüyordu ve çıkıp bizim yanımıza geliyordu…
Hiç bir veli toplantısında giremedim Kağan’ın sınıfına…
Onunla bir kaç saniye karşılaşmıştık, adını da bilmiyordum ona “komutan” diyorlardı kendi aralarında, “komutan”ın saçları kırlaşmıştı, gergin yüzü sarkmış, gerdanı çıkmış, hilal bıyıkları kesilmişti, o belki de ordakilerin ve o yılların en masumuydu…
Eşini de görmüştüm, ufak tefek bir kadındı, ayak bileğine kadar uzayan pardesösü ve başında türbanı olan, çok konuşan, agresif bir kadındı… Bir kez kurtulamamış konuşmak zorunda kalmıştım okula gelişlerinden birinde…
Aradan üç yıl geçti, Kağan hep öğrencimdi, zaman zaman ona bakarken adalet duygumla, çağrışımların arasında sıkışırdım, ‘Kağan bir bebek, Kağan bir bebek, babasının mirasını taşımayacak hiç, belki ya da umarım…’

Bir gün Kağan’ı elinde bir kemer, arkadaşlarına saldırırken gördüm, içeri girdim “Sen bu işkenceleri kimden öğrendin Kağan?”

12. sınıfta artık kocaman bir delikanlıydı Kağan, bir omzu hep aşağıda yürüyordu. Vatan böyle bir evlat hiç görmemişti,…
Kağan ocak reisi olmuştu, tombul bedenini sakladığı siyah pardesüsünün yakaları hep kalkıktı, çok meşguldü, hep çok önemli işler yapıyordu o çok önemli bir kişiydi ve vatan her an tehlike altındaydı…

Bazı jitemcilerin, katillerin işkencecilerin estetik ameliyatlar olup buralara yerleştiğini söyledi bir arkadaşım, sonra, yine Kağan’ı düşündüm, babasını, onların hepsinin babalarını…
Kemerlerle atılan dayakları, Kağan’ın titreyen bacaklarını,…

Hiç bir yer kalmamıştı işte kurbağa masumiyetinde…

JYAN

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.