Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 558998
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow Çocukların Öl(dürül)düğü Bir Ülke…
Çocukların Öl(dürül)düğü Bir Ülke… Yazdır E-Posta
Yazar Güneş Aşık   
18/11/2011

Sizi en çok etkileyen romanların, hikayelerin, filmlerin tümünü düşünün. Çocukların varlığı, hikayeleri değil mi en azından bir kısmının sizi büyüleme ve içinizde iyi bir insan olma isteği uyandırma nedeni?

 

 

En sevdiğiniz, kalbinizde iz bırakan filmleri, kitapları düşünün… Mutlaka bir ikisinin içinde çocukların içinizi ısıtan ya da yüreğinizi parçalayan sevinç çığlıkları, acı haykırışları vardır. Çocuklar umuttur, masumiyettir, yaşama nedeni ve sevincidir. Bu nedenle sanatçılar, yazarlar eserlerini ya da mesajlarını kuvvetli kılabilmek için çocuk temasını sık sık kullanırlar.

Aklınıza hiç örnek gelmiyor mu? Müsaade ederseniz ben hatırladıklarımı sizinle paylaşayım. Bende en fazla iz bırakan kitaplardan biri Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler adlı eseridir. Romanı gelmiş geçmiş en iyi romanlardan yapan kısımlarından biri, küçük bir çocuğun zalim bir generalin emriyle köpekler tarafından annesinin gözleri önünde öldülmesi hikayesi üzerinden Alyoşa ile Ivan’ın Tanrı, yeryüzünde çekilen acı, sebat etme, ve ebedi mükafata dair yaptıkları konuşmadır. Ivan, Tanrıya inanmasına rağmen, cennetle ödüllendirilebilmek için sadece tek bir çocuğun bile öl(dürül)mesinin Tanrı’nın bir takdiri olarak kabul edilmesini, sabır sebat gösterilmesini, isyan edilmemesi gerektiği iddasını reddeder. Ivan, “eğer ebedi mükafat için Tanrının uzattığı bilet çocukların ölümümü kabul edip bağışlamaksa, bileti seve seve geri vermeyi kabul ediyorum” der.

Samed Behrengi’nin yetişkinlerin bile kalbine dokunan çocuk kitaplarını düşünün, eve dönüp dönmediğini bilemediğimiz Küçük Kara Balık’ı. Sevginin emek vermekle ilgili olduğunu, ufak bir çocuğun kaprisli bir güle duyduğu aşk üzerinden anlatan Küçük Prens’i düşünün. Yokluk içindeki babasının delik ayakkabılarına bakarak içlenen ve gözyaşı döken çocuğun içimizi burkan hikayesi, Şeker Portakalı’nı hatırlayın. Cengiz Aytmatov’un, balık adam olup babasına ulaşacağını sanarak dereye atlayan çocuğun hikayesini anlattığı Beyaz Gemisi’ni düşünün.

Oscar ödüllü Hayat Güzeldir filmini hatırlayın, tarihin en büyük kıyımlarından birinin bir çocuk üzerinden insanı hem güldüren hem ağlatan anlatımını. Tunç Başaran’ın Uçurtmayı Vurmasınlar filmini, Nuri Bilge Ceylan’nın Bir Zamanlar Anadoluda’sının son sahnelerini hatırlayın. Babası öldürülmüş çocuğun, otopsi sonrası annesiyle yolda yürürken coşku içinde kaçan topu yakalaması ve geri pas atmasını.

Sizi en çok etkileyen romanların, hikayelerin, filmlerin tümünü düşünün. Çocukların varlığı, hikayeleri değil mi en azından bir kısmının sizi büyüleme ve içinizde iyi bir insan olma isteği uyandırma nedeni?

Ve şimdi öyle bir ülke düşünün ki, parmakla örnek gösterildiğini zanneden, kendini dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri sayan ancak depremin vurduğu bir ülke… Öyle bir ülke ki, devlet bakanlarının neredeyse yarısı “Biz depremin ilk gününden beri gece gündüz Van’dayız, modern ülkelerin yapacağı herşeyi biz yapıyoruz”1 derken depremden kurtulan ancak devletin gözü önünde, çaresiz anne babasının kollarında zaatüreye yenilen çocukların var olduğu bir ülke.

Devletin sağlam dediği binanın altında ölen gazetecilerden bile bahsetmiyorum; depremden kurtulan ama devletin sözde yardımı altında soğuktan, hastalıktan korunamayan çocuklardan ve kurtulması için dua ettiğimiz zaatüre teşhisi konulmuş diğer 300’e yakın çocuktan bahsediyorum. Bu duruma neredeyse sessiz kalan medyadan bahsediyorum. İçinin sızladığından emin olduğum ancak şu ana kadar “bakanımız sevgi çadırı kreşini ziyaret etti, aile destek uzmanları işe başladı, bakanımız bayramlaştı” gibi günlük güneşlik duyurular dışında herhangi bir açıklamasını duyamadığım, kendisi de bir anne olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından bahsediyorum.

Depremden kurtulan ama zaatüreden ölen ve neredeyse dilenci durumuna düşürülen çocukların; istifa çağırılana gülüp geçen, çocuk ölümlerine tepki vermeyen bakanların; cop yiyen “provokatör” depremzedelerin; susmuş ya da susturulmuş bir medyanın var olduğu, bütün bunların normal karşılandığı, 23 Nisanı çocuklara adamış ama umutlarını ve masumiyetini çoktan kaybetmiş acayip bir ülke… ve avuçlarında sıkı sıkı tuttukları biletleriyle eninde sonunda mükafatlandırılacakları düşüncesiyle isyan etmemeyi seçen, zulümlere boyun eğmiş çoğunluk.

Jyan

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.