Güz kahverengisi düştü ve gitti. Kış ikindileri güneşi kapatan bulutların arasında bir görünüp bir kayboluyor. Ne de çok pastırma yazlarını beklemiştik oysa, yalandan da olsa çıplak elbiselerimizdeki örtüyü ürkütmeden kaldırmayı. Gelmedi!. Üşüdüm biraz. Üşüdünüz mü siz? Denizin çamur karışmış renginde isyan, çocukluğunun titrek seslerindeki dere yataklarının ürküsü gibi sessizce Kuzey Kasabalarını işgal ediyor. Yamaçlarda güz kahverengisi. Ellerimizde ağır bir iş yapmanın çıplak çatlaklığı, unutulmuş katliamların ezber bozan düşlerini taşıyoruz. Aslında bu saatlerde Van’ da bir enkazın altında olmam gerekiyordu, Dersim de soyuna sürgün sevdaların yanında, Maraşta kırmızı işaret konulmuş bir katliamın faşizan beklentilerinde, Sivasta cenaze namazları kılınmayacakların içinde, Yetmiş Yedi Bir Mayısının tam göbeğinde, Bahçelievlerde ki Yedi bölmeli, yedi insanlı, Yedi odalıların nefeslerinde. Canım çok yerde olmak istiyordu bu saatlerde. Senden mi gidemeyişlerim? Sonrasız sizsiz dönüşlerim! Yılanlar toprak altı uykularından gürültüyle uyanıyorlar, köstebekler korkuyla deliyor toprağı en derinlere gitmek istiyor. Geyiğin gözlerinde bir hüzün, yamaçtan çıplak topraklara bakıyor. Ne düşünüyorsa. Kaostan beslenen bir film temasında, aksiyonlar adrenalin taşıyor. Kan, gözyaşı, imanlılar, imansızlar, ayaklanmalar, yeniden Yemen, yeniden Mısır, yeniden Libya, Afganistan’dan önce Emperyalizm öcü gibi geziniyor Dünya’ nın bulutlarında… Bu saatlerde dünyanın içinde olmalıyım. Bu saatlerde dünyanın içinde olmalıyız. Senden bir yere gidemiyorum. Siz??? Sizi seviyorum. Kuzey kasabalarında ölü uykusundan uyandırmayan soğuk bir sessizlik egemen. Basık kültürlerin açığa çıkan isyanlarında, üniversiteli kız kayıtsız sigara içiyor. Yeni gelen yabancıya yöneltilen tecavüzkar bakışlar ve suskunluk. En tehlikeli eylemin sinyalizasyon ışıkları gibi bir yanıp bir sönüyor. Şimdi ki zaman kırmızı. Gaziantephaberler |