Nisan 2010’du. Milenyum filan; Medeniyet, tek diş, devlet baba, eğitimin kutsallığı, çocuklar geleceğimizdir, öğün çalış güven filan; muhafazakârlık, cumhuriyet, demokrasi, ahlak, namus, günah filan; küçüklerimi korumak, büyüklerimi sevmek filan.
N.Ç.’ye, 13 yaşında iken; bürokrat, asker, öğretmen, esnaf vesaireden müteşekkil 26 kişilik bir “erkek ordusu” saldırmıştı. Terazili Adalet Abla, vakayı, 13 yaşında bir kız çocuğun 26 erkek karşısındaki “rızası” olarak tarttı! Şimdi gün, Siirt “rızaları”nın! Nisan 2010’du. Milenyum filan; Medeniyet, tek diş, devlet baba, eğitimin kutsallığı, çocuklar geleceğimizdir, öğün çalış güven filan; muhafazakârlık, cumhuriyet, demokrasi, ahlak, namus, günah filan; küçüklerimi korumak, büyüklerimi sevmek filan. İşte bunların orta yerinde… Dört ilkokullu kız. 35 taciz, tecavüz sanığı. İddiaya göre esasta 100’e yakın erkek! Okul müdür yardımcısı 19 ay sonra yakalandı. Öğretmen var, asker, polis, memur, esnaf, şeyh var. Canım “otorite” figürleri. Rol modelleri! N.Ç.’den nice çocuğa; üniformasıyla, hocalığıyla, hacılığıyla saygı, korku, otorite timsali erkek şahıslar! Küçük çocuklara topluca çullanan yiğitler. Muhtemelen her siyasi eğilimden bir koalisyon. Çocukları eğip büküp kıran, parçalayan ruh linççileri, kişilik katliamcıları. Kahve, okul, karakol, dergah, tezgah nutuklarında ahlak ve namus nutukları atan memleket bekçileri! Örgütlü şiddet çeteleri. Uzayan, çocukların adalet duygusunu yerle bir bırakan davalar. Çocukların bütün hayatına bir sülük gibi yapışan korku, endişe, şiddet, kabuslar. Bakalım, yeni TCK nasıl bir sınav verecek bu vahşi arazide, bu garip ve ayıp terazide! Bu vahşiliğin erkek yüzenün arkasındaki kadın sureti nasıl pekiyi? Bu nevi erkeklerin etrafındaki kadınlar ne diyor, ne yapıyor, nasıl bir tavır alıyor? Anneler, eşler, kardeşler, ablalar, genç kızlar, büyükanneler, komşular, teyzeler, halalar… siz ne diyorsunuz… Ya da ne demiyorsunuz? Hadi işine! Bunca öğretmeni yetiştiren devlet. Devletten sorumlu, hükümet. Ama daha önce özür dileyen bakan şimdi de 200 bin öğretmene hadi başka iş bulun diyor. Bu da bir nevi şiddet. Yetiştirdikten, kamusal bir göreve hazırladıktan çöpe atmak. Mesele öğretmen fazlalığı değil; mesela, devlet kadro ve maaş vermek istemiyor. Kadrosuz, her işe her ihtimale razı insanların eğilip bükülmesi; okullara, özel eğitim piyasasına, dershanelere ucuz emek; kölelik, itaat ve biat şartlarında kul olması ticari açıdan daha münasip olmalı! Bir insanın canını alırsanız, adı cinayet olur. Hayatını alırsanız, asgarisi ihanet olur! Hakikat arkeolojisi Tarihinin ve hakikatinin azıcık kısmını bilip bu kadar bilmiş geçinmek tuhaftı. Hakikat seferleri, savruk savruk da olsa, sürüyor. Dersim otobüsü artık kalktı. Toplu mezarların ucu azıcık aralandı. Her gün bir köşeden evlatlar, eşle, kardeşler hakikat talebi iletiyor. Devlet ve adalet; kıymetli bir devlet elemanını, her bakımdan koruması gereken Kozinoğlu’nun ölüsünü sunuyor topluma… Ve bir dirisine yapışıyor; Eymür faili meçhulleri anlatsın diye. Hakikat vaat eden davalar, uzayıp giderken hakikatten ziyade haksızlıkla anılıyor oysa. Hakikat vaat eden bu sorgulamalar; devirlerin siyasi, askeri, bürokratik sorumlularına uzanmadığı için ikiyüzlü kalıyor. Takşak siyaset ve askeriyesi devlet, adalet ve hükümet korumasına mazharken; pilotlar, kuledekiler masum sayılırken hep “kara kutu” muhabbeti biraz “kara kuru” kalıyor hakikat ve adalet ihtiyacı karşısında. Kendini korumaya bu kadar düşkün bir devlet refleksiyle, biraz böyle! Yine de, macun tüpten çıktı mı… Tüpte kalanın da huzuru kalmaz! Adalet genellikle hukuktur ama hep huzursuz bir ruh da, için için ağır bir cezadır belki! Not: Bakın sıra yeniden “Aselsan mühendislerinin seri intiharı”na da geldi. İntihar kanıtlarının zayıflığı, cinayet şüphesinin ağırlığı ve örtbas telaşlarıyla. Haber Türk |