Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559011
Ana Sayfa
Oyunbozan Yazdır E-Posta
Yazar Sezai SARIOĞLU   
04/12/2011
 Devletten yurttaş, yurttaştan devlet yapan şu dünyanın şu memleketin haline bakın ki, bilgisayarlardan çocuk, çocuklardan bilgisayar yapıyorlar...

 

 

Benim derdim devrimden ve dağlardan çok... Tarihsel ve siyasal haklılığımızın inadı bir kenara, bizim mahallenin çocuklarının dert bulma, ortada dert yoksa dert icat etme üstüne üzerlerine yoktur. İki sözüm şiirlerime aksın ki bu kez dert beni buldu. Anonim bir cümlenin, “Karadeniz’de üç liman vardır/ Sinop, Temmuz, Ağustos” diye tarif ettiği kale şehir Sinop’taydım. Eşdurumundan düşgüveyi olarak kaldığımız evin saklı bahçesinde bir yandan kitap okuyor öte yandan, bir dize uzaklıkta oyun oynayan akrabamız çocukları seyrediyordum. Önceden tanıştığım, bahçe halkından olan tanıdık bir kuş, uçmakla konmak arasında kararsızlığından vazgeçip asmaya kondu. Kendiliğinden işbirliği yaparak birlikte seyretmeye başladık hız aşırı zamane çocukları. Ben diyeyim yarım, siz deyin bir saat kadar geçti. Arada bir, nedensiz öten kuşu bilmem ama, çocukları seyrettikçe, bende tevatür bir “şüphe” peydahlandı. Ne de olsa “şüphe tarihi”nden geliyordum, her ne kadar hiç şüphelenmediğimiz bazı cevaplarımızdan zarar etmişsek de, o tarihte kalmıştı! Bilimsel bir şüphenin kimseye zararı yoktu.

Çocukların ilişkilerinde ve oyunlarında nedenini anlayamadığım bir tuhaflık vardı. Şüphe bir kez bacayı sarmıştı, üstelik serde sosyalistlik, devrimcilik vardı; hal böyle olunca da aklıma takılan çengelli soruyu yarı yolda bırakamazdım... Bu işte mit yeniği var, deyip işi politik imgelerle çözmek akla ve devrime ziyan olurdu. Bir dillik, bir şiirlik mesafede oynayan, bu iki çocuğun ilişkilerindeki tuhaf şeyi bulup açıklayamazsam sanki okuduğum tüm kitaplar bana kızacak, dahası sanki devrimi kaçıracaktım. İlk ve son tahlilde inat ettim ve buldum aradığım cümleyi: Çocuklar birbirleriyle bilgisayarla oynar gibi oynuyorlardı ya da iki bilgisayar, çocuk suretine girmiş oyun oynuyordu sanki.. Birinin canı istemediğinde veya mızıkçılık yapmak istediğinde, düğmeye basıp bilgisayarını kapatır gibi kapatıyordu arkadaşını...

Oyun bitmiş herkes kendiyle kalmıştı. Ezberim bozulmuştu. O somut koşullarda siz olsanız ne yapardınız, neler düşünürdünüz bilmem ama ben içimden şöyle bir cümle kurdum: Devletten yurttaş, yurttaştan devlet yapan şu dünyanın şu memleketin haline bakın ki, bilgisayarlardan çocuk, çocuklardan bilgisayar yapıyorlar...

Aradan bir yarım saat kadar geçti, bizim çocuklar yine bahçede zuhur etti. Bu sefer, bir önceki oyunda düğmesi kapatılıp mağdur olan çocuk, diğerinin düğmesine basar gibi oyunu başlattı. Bir yandan Zizek’in “Kırılgan Mutlak” kitabını okuyorum, öte yandan göz ve gönül ucuyla bizim çocukları seyrediyorum... Aradan kısa bir zaman geçti, devrime ve ustaların kitaplarına el basarım ki, birkaç saat öncenin mağlup çocuğu bir zaman sonra bilgisayarın düğmesine veya kumandaya basar gibi arkadaşını kapatıp oyunu bitirdi. Bununla da kalmayıp, kendini galip ilan edip uzaklaşarak daha önce kendisine yapılan oyunbozanlığın intikamını da almış oldu. Endişeli bir sosyalist olarak kara kara düşünmeye başladım. Teoriye koysam olmuyor, pratiğe koysam dolmuyordu. Besbelli ki yeni zamanların fosmodern küsmesi böyleydi. Orta parmağı, işaret parmağının üstüne koyup küsmek, bir zaman sonra yine sahici oyunlar kurarak barışmak tarihte kalmıştı. İçinde yaşadığımız “modern” çağ oyunsuz, dilsiz, insansız bir çağdı...

Bu arada iki komşu aralarında hararetle tartışarak geçti. Biri, hakemim vermediği penaltıdan söz ediyor, verip veriştiriyordu. Diğeri, hiç oralı olmadan biz bu memleketi, yerde bulmadık, deyip, taşdaş çocuklara verip veriştiriyor, attıkları taş başına ceza verilmesinin milletimizi pek memnun edeğini söylüyordu. Kızmayın ama ben oldum olası ülkemize bir devrimin yetmeyeceğini düşünen bir devrimperestim. Bana sorarsanız; başka ülkelere bir bilemedin iki devrim yeter de artar ama bizim ülkemizde her konuya, her soruna ilişkin birkaç devrim yapmak hem farz hem de sünnet!

Ne diyecektim, sözü nereye bağlayacaktım. Sanırım; bilgisayar sayarak ve sayıklayarak uyuyan insanları, çocukları gördükçe koyunları sayarak uyunan zamanları özlüyorum. Sözü nereye getirecektim... Sanırım, insanın tarihsel icadı olan “devlet” fazladan bir şey, devletlerin icadı olan verili “insan” fazladan birşey, diyecek ve ekleyecektim; insanı iptal edip yeni bir insan seçsek... Ama devleti yeniden icat etmesek....

Özgür Gündem

Son Güncelleme ( 04/12/2011 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.