Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559015
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow İnsan müsveddeleri
İnsan müsveddeleri Yazdır E-Posta
Yazar alınteri.net   
09/12/2011
 Bekleme odasında neler yok ki. İnsanların yoksullukları, yoksulluğun verdiği güçsüzlük (çünkü kapitalizmde güç parayla alınan bir şeydir), yüzlerindeki acılar ise yaşadıklarının sadece bir kısmını yansıtıyor.

 

 

L biçiminde bir bekleme odası… İçerde kadınlar, çocuklar... giysileri yoksul, hüzünlü bakışlarda yaşadıklarının ağırlığı...

Burası İstanbul’un çok tartışılan, çok konuşulan Adli Tıp Kurumu. Bu kurumun adını mutlaka hepimiz bir kez olsun haberlerde duymuşuzdur; “şanslı” olanlarımızın ise yolu henüz buraya düşmedi.

Son günlerde 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç davasıyla gündemimize girdi Adli Tıp. N.Ç ve benzeri tecavüze uğrayan pekçok çocuğa, kadına, “Sen bunu isteyerek yaptın” ya da “psikolojik travma yoktur, dolayısıyla suç da yoktur” şeklinde tecavüzcüleri aklayan, insanlıktan soyunmuş raporlarıyla biliyoruz bizler Adli Tıbbı.

Peki, sadece tecavüzü ve tecavüzcüleri aklamasından mı ibaret bu kurumun pis ve lekeli tarihi? Bizler Adli Tıbbın adını, hapishanelerdeki hasta tutsaklara verdiği “sağlıklı” raporlarından da biliyoruz. Adli Tıbbın “bakış açısına” göre “sağlıklı” olan onlarca hasta tutsağın, tecrit koşullarında yaşamalarından kaynaklı hayatlarını nasıl kaybettiklerinden biliyoruz.

Bekleme odasına geri dönelim. Sabahın köründe farklı farklı şehirlerden gelen insanlar, “adaletin” parmağı kendi acılarını belki hafifletir umuduyla bekliyorlar. Bekleme odasında neler yok ki. İnsanların yoksullukları, yoksulluğun verdiği güçsüzlük (çünkü kapitalizmde güç parayla alınan bir şeydir), yüzlerindeki acılar ise yaşadıklarının sadece bir kısmını yansıtıyor.

Kucağında 3 aylık bir bebekle genç bir kadın. Hamileyken saldırıya uğramış. Kendisine tecavüz etmeye çalışan kişiden güç bela kurtulmuş. “O bana saldırdı, ben de kendimi savunmak için ona saldırdım. Ancak kurtulabildim” diyor. 5 saatlik yoldan gelmiş İstanbul’a. Bebeğini bırakamamış çünkü. Bekleme süresi boyunca çevresindeki kadınlardan öyle hikayeler dinlemiş ki haline “şükrediyor”. Ama bırakın tecavüz edilmeyi, yaşadığı saldırının travmasını bile atlatabilmiş değil. Nasıl atlatsın ki? Kendisine saldıran adam hala dışarda özgürce dolaşıyor. “Nasıl susarım” diye isyan ediyor. “İnsan nasıl susar, ben de susmadım” ama kendisi de farkında adalet beklediği yerlerden adalet gelmeyeceğinin.

En sıradan hikayelerden biri bu. Öyleleri var ki... 12 yaşındayken tecavüze uğramış genç bir kadın. Şu an 21 yaşında. Kendisine tecavüz eden ise hala dışarda. 9 yıldır dışarda. O ise adaletin gerçekleşmesi için, onuruna defalarca tecavüz eden kararların sahibi devlet kurumları arasında hala dolaşıp duruyor.

13 yaşında bir çocuk da var bekleyenler arasında. Annesi yanında. 10 yaşında tecavüze uğradığından beri annesi yanında. Bu kuruma ilk gelişi değil, o yüzden daha küçücük yaşına rağmen neyle karşılaşacağının farkında. Beklerken, annesine, “Eğer yine öyle davranırlarsa bir daha gelmem buraya” diye isyan ediyor. Üç yıldır, kızının yaşadığı travmayla tek başına uğraşan anne, onu sakinleştirmeye çalışıyor, “Sen içeri girince derdini güzel güzel anlat, sakin ol” diyor. “Dimdik dur, onlar utansın, sakın utanma” diye de ekliyor. Eklemeye bilmem gerek var mı? Ona tecavüz eden de hala dışarda…

İsimler tek tek okunurken insan merak ediyor acaba içerde ne oluyor diye. Bedenleri sistemin yozlaşmış insan müsveddeleri tarafından yağmalanan kadınlar, içeri girince onurlarını, insanlıklarını bir kez daha yağmalamaya çalışan insan müsveddeleriyle karşılaşıyorlar.

İçerde bekleyenler Adli Tıbbın karar heyeti: Doktorlar, profesörler… Hepsi de eğitimli, üniversite mezunu.. Ne var ki erkek egemen sistemin insanı nasıl da insan müsveddesine dönüştürdüğünün en çarpıcı örnekleri.

13 yaşındaki kız çocuğu, ilk kez bir yıl önce karşılarına çıkıp derdini anlatmaya çalışırken karşılaştığı muameleden sonra psikolojisi iyice bozularak dönmüş evine. Çünkü o çok eğitimli doktorlar “sen suçlusun” demişler. Aslında insan nasıl şaşırsın hala, tecavüze uğrayan hatta katledilen kadınlar, çocuklar zaten “suçlu” olmasa bunu yapanlar bu kadar rahat olurlar mıydı? Yaptıkları yanlarına kalır mıydı? İsmi okununca içeri giriyor. Merakla bekliyoruz. Dışarı çıktığında öfkeli. Ne var ki gördükleri ve yaşadıklarından sonra güçlenmiş. Neyle karşılaşacağının bilincinde.

Olayı anlatması isteniyor. Bir sürü doktorun karşısında anlatıyor kendisine tecavüz edildiğini. Adli Tıbbın temsilcileri, “neden direndin ki...” diye soruyorlar. Biri daha da ileri gidip, “benim karım da bana ilk gece direnmişti” diyor.

Siz bizle dalga mı geçiyorsunuz? Hepimiz duyuyoruz, hepimiz tanık oluyoruz; çoktan çirkefleşmiş, yozlaşmış, kendisini insanın insanı sömürüsü üzerinden vareden bu sistem, kendisi gibi yozlaşmış, insanlıktan çıkmış olanları kolluyor. Buna zaten çoktandır şaşırmıyoruz! Kapitalizm böyledir; toplumun her tarafına işler, tüm kurumlara, eğitime, insan ilişkilerine, kadına bakışa, Kürde bakışa, ekonomik ve siyasal yapıya, televizyonda bize izletilenlerden, dinlediğimiz müziğe varıncaya… Yani toplumun iliklerine kadar nüfuz eder. Kendisiyle beraber tüm bir toplumu ve toplumsal hayatı da çürütür. İnsanlıktan çıkış normalleşir, adaletin yerini, güçlü olanın devesini güttüğü bir kurtlar sofrası alır. Ne var ki bunun bu kadar açıktan yapılır hale gelmesi, sessiz kalan herkesin, hepimizin suçudur!

Çok açık; bu sistem bizleri sadece iliklerimize kadar sömürmüyor, insanlık onurumuzla oynamakla yetinmiyor artık! Yüzümüze baka baka bizle dalga geçiyor, insanlıktan çıkışımızı izliyor. Buna dur demenin vaktidir artık! Yaşamlarımızla beraber el koydukları emeğimize ve onurumuza sahip çıkmanın zamanıdır!

Acılarımızla dalga geçen insan müsveddelerinin karşısına tek tek değil de hep beraber çıktığımızda kazanacağız! Başka yolu yok!
Son Güncelleme ( 09/12/2011 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.