Çünkü “biz”de; yani “halk içinde” muteber olan “Düşenin elinden tutmak”tır. Düşküne, hastaya sahip çıkmaktır. Ne saltanat hesapları, ne para... “Bir nefes sıhhat” için elden ne geliyorsa, ardına koymamaktır insan olmanın gereği... “Devletlü Recep” için de; sadece “Recep” olan için de...
Her şeyin başı sağlık. Ne demiş Muhteşem Yüzyıl’ın Kanuni’si, “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi...” Geçen zaman devletin “muteber”liğine epey halel getirdi gerçi, ama sıhhatin, sağlığın muteberliği aynen devam. 40 milyon sosyal güvencesiz insanın yaşadığı Amerika’nın derdi de o; 10 milyon Yeşil Kart’lı bulunan Türkiye’nin de... Hatta bu devrin “devletlü”sü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da... Gizlendi, açıklandı, ağırdı, hafifti derken günlerdir tartışılıyor. Vetoydu, çatlaktı, bölünme işaretiydi... “Köşk’e kim çıkacak, ne zaman çıkacak?” sorularıyla bezeli bir didişme... İlk defa bu kadar aleni... Başbakanın doktorunun “Kesinlikle kanser değil” açıklamasıyla aynı gün, Bekir Bozdağ “Cumhurbaşkanlığı seçimi 2014’te” açıklaması yaptığına göre perde arkasında el ovuşturanlar pek çok. “İnsani” taraflarıyla değil, “saltanat didişmesi” olarak gündeme gelmesinin vebali etrafındakilerin boynuna... Vanlı depremzedeye Gebze’den giden notu unutmadık; “Bir gün düşersen, ben senin elinden tutup kaldıracağım” yazılı notu... Oysa “biz”de farklı yürür işler; düşen “Havlucu Recep” olsaydı, tutup kaldıran bulunurdu mutlaka. “Devletlü Recep” düşünce böyle oluyor demek ki... Demek ki işler “saltanat”ta farklı yürüyor. Neyse biz kendi işimize bakalım. Neydi efendim, “Tam Gün Yasası ile doktorlar tercihlerini yapacak”tı; “Hem özelde, hem devlette çalışmayacak”tı, “Ya üniversiteyi, ya hastalarını seçecek”ti... Biz demedik, “onlar” dedi. Sonra ne mi oldu? Başbakan Erdoğan’ın ameliyatı için “yasa delindi”, ameliyatı yasa gereği devlet hastanesinden ayrılıp, özel sektöre geçen Prof. Dr. Dursun Buğra yaptı, üstelik bir devlet hastanesinde... Tam bir “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” vaziyeti... Eee, ne demişler “Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi”... Üç lira beş lira “katılım payları”nın sürekli artmasını mı söyleyelim; hastane kapısında kalanları mı? Tam Gün Yasası yüzünden uzman doktorsuz kalan ve ameliyat olamayanları mı sıralayalım? Yeni yılda sosyal güvencesiz kalacak 10 milyona yakın Yeşil Kart’lıyı mı anlatalım? “Mahşerin Dört Atlısı”ndan biridir “hastalık”, açlık, yoksulluk ve ölüm ile birlikte... Kutsal Kitapların söylediği bu. Ve bu atlı, Türkiye’de dört nala at koşturuyor nicedir... Memleket de hasta; memleketin sağlık sistemi de... “Beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir” diye tanımlanmış “hastalık”... AKP eliyle sağlık sisteminin düşürüldüğü hal bu... Türk Dil Kurumu da, “Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza” demiş. Sağlık sisteminde yapılan birtakım değişikliklerin yarattığı sonuç da aynen böyle: Dert üretiyor, rahatsızlık üretiyor, sayrılığa neden oluyor, ha bire maraza çıkarıyor. Çözüm? İnsan hasta olunca “El ver tabip” der ya; “sistem” hasta olunca da öyle diyelim. Sağlığımızı emanet ettiğimiz doktorların, hemşirelerin, sağlık emekçilerinin, sağlık emekçisi olmaya niyetli gençlerin bir “çözüm” formülü var çünkü. Epeydir seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Eylemler yapıyorlar, seslerini yükseltiyorlar, işbırakıyorlar. Önümüz 21 Aralık... Bir kez daha ve çok daha güçlü olarak sokaklarda olacaklar. Kimler mi? Liste uzun, ama hepsini yazalım: Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TMRT-DER), Devrimci Sağlık İş Sendikası (Dev Sağlık İş), Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD), Tıbbi Laboratuvar Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (Tüm Rad-Der), Türk Dişhekimleri Birliği (TDB), Türk Hemşireler Derneği (THD), Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türkiye Diyetisyenler Derneği... Üstelik, KESK de aynı gün hem destek olmak, hem kendi talepleri için ülke genelinde greve gidecek. 21 Aralık, 10 milyon Yeşil Kart’lının sağlığını “bir bütçe kalemi” olarak görüp; “4.4 milyar dolarlık tasarruf”a feda eden AKP zihniyetine karşı çıkmak için doğru gün, doğru zaman... Çünkü “biz”de; yani “halk içinde” muteber olan “Düşenin elinden tutmak”tır. Düşküne, hastaya sahip çıkmaktır. Ne saltanat hesapları, ne para... “Bir nefes sıhhat” için elden ne geliyorsa, ardına koymamaktır insan olmanın gereği... “Devletlü Recep” için de; sadece “Recep” olan için de... Bir hastanın devlete maliyetini hesaplayıp, “yüce Alman devletinin bekaası” için ağır hastaları gaz odalarına gönderen Nazi’ler ile aramızda bir “ton farkı”ndan fazlası olmalı. İsterseniz Muhibbi’ye, yani Kanuni’ye dönelim; nasıl devam ediyor şiir: “Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdır / Olmaya baht-ü saadet dünyada vahdet gibi...” Çat pat çeviriyle, biraz da kendimize yontarak; “Saltanat dedikleri bu cihanın kavgasıdır / Bu dünyada BİRLİK gibi şans ve mutluluk yoktur”. 21 Aralık, gecenin karanlığının azalmaya, gün ışığının artmaya başladığı gün olsun... Binlerce yıldır olduğu gibi... Evrensel |