|
Saklanamaz kimse kendinden |
|
|
|
Yazar Güler YILDIZ
|
|
12/01/2012 |
Sadece bu topraklarda değil, dünyanın birçok yerinde kendiyle oynuyor insan, yazgısına başkaldırdığını düşünüp yeniden ve bu kez başkaldırmayacağı kadar ağır bir yazgının giyotinine uzatıyor boynunu...
Bir insan saklanamaz, saklayamaz kendini... İnandığı her şey; düşünceleri, alışkanlıkları, var oluşunu tanımladığı her şey zamana yenik düşmez, küllenir belki yaşın ve yaşanmışlığın çokluğundan, ama asla kaybolmaz... İnsanın bugün yaşadığını sandığı her şey gerçeklik değil, geçmiştir; gecikmeli olarak yaşanır. Ama biz gözlerimizin önünde olup biten ve ilk kez gördüğümüze emin olduğumuz birçok şeyin, aslında geçmişte kurgulandığını bilmeyiz. Bugün yaşadığımız birçok şey, eskinin basit bir yansımasıdır yalnızca. Oysa bilmeliyiz... Yaşanan hiçbir şey yeni değildir. Yeni olan olsa olsa tepkimizdir ve bize özeldir. Ama hakikat o kadar taze değildir. Bugüne uyarlanmış minik fırça darbeleriyle değiştirilmiş dündür yaşadığımız.
***
Hakkari’de deprem olduğunda zemheride, orada ‘’3-5 polis’’in kar altında yaşam mücadelesi vermeye çalışan insanlara dağıttığı bildiriyi ne çabuk unuttunuz? 7 maddelik bir bildiriydi, belli ki insanların an zayıf zamanını fırsata dönüştürmeyi görev edinmişti devletin bazı “duygusal” polisleri. İlk maddede Kürtlerin her yerde ve her fırsatta ne kadar namuslarına düşkün oldukları fakat PKK’ye katılan kızlarının ‘’üç beş çapulcunun metresi’’ olmalarına seslerini çıkarmadıkları anlatılıyordu. Bildirinin 2. maddesinde, “Her fırsatta devletten şikayet edersiniz, ama çocuklarınızı okutan, hastalarınızı muayene eden devletin görevlileridir. Biz devletin polisleri sizin kıçınızı koruruz. 20-30 tane çocuk doğurur, sonra da devlet bize iş imkanı sağlamıyor, işsizlik var diye zırlarsınız’’ yazılıydı...
Bildirinin niyeti aşikar eden maddesi ise şöyle: “Küçücük bir deprem olur devlet yardım etmiyor diye bağırırsınız. Afyon’da deprem oldu her taraf yerle bir oldu, o batıda beğenmediğiniz insanlar hiç sesini çıkarmadılar. Çünkü her şeyi devletten beklemiyorlar. Ekmeklerini yedikleri devlete vatana ihanet edecek kadar şerefsiz değiller.’’ Gelelim sonuç maddesine.
“Hadi artık, bırakın devletle milletle uğraşmayı da dağdaki PKK’nin altında yatan kızlarınızı karılarınızı eve getirin, cünüplükten temizleyin, onları kurtarın... Polislere teslim edin biz onlarla ilgileniriz.’’
İlgilenmek?
*** Tv sunucularının ana akım medyada “gaf” olarak görülen halleri, sosyal medyada “ilahi adalet, Hakkari’ye de 10 şiddetinde deprem inşallah, Diyarbakır’da taş taş üstünde kalmasın’’ diyen “düzeyli” okurun ve yazarın bu dilleri, yeni değilmiş gördüğünüz gibi... Bu insanların doğruları korkularıdır, şüphe ise gerçekleri. Şikayet ettikleri dünya, onlar bu halde olduğu için böyledir. Kendini bu haldeyken bile güvende hisseder, herkesin kendisiyle aynı şeyi düşündüğüne inanır ve dünyalarında çok korunaklıdırlar. Ayıpsız hayatın ayrıntılarını gerçekte bilmez, dert etmezler. Her korku ve şüphenin ardında yıkıcı bir düşünce vardır. Korkuyu fırsata dönüştürüp, söyleyiveriyorlar uluorta. Onların fırsat diye yakaladığı şey binlerce insanın yaşamsal çizgisinin üzerinden geçebiliyor, ne gam! O korkular kendilerine ücret ödeyen şirketlere onları bağımlı kıldı. Hayatlarında bir puta gereksinmeleri vardı ve o putlarını da para yarattı.
***
Sadece bu topraklarda değil, dünyanın birçok yerinde kendiyle oynuyor insan, yazgısına başkaldırdığını düşünüp yeniden ve bu kez başkaldırmayacağı kadar ağır bir yazgının giyotinine uzatıyor boynunu... Diliyle boğduğu geleceğinin geçmişinin küçük bir yansıması olduğunu anlamış olsaydı, ne yapıp eder bozardı bu oyunu... Paranın var ettiği tanrı, bir gün sıkılıp dağıtacaktır havadaki bu nemli, içi geçmiş tufanı...
Turgut Uyar yoklasın kalbimizi: “Başta ve sonda ayrı ayrıysak/ Başta ve sonda ayrı ayrı olduğumuzdandı...’’
Tunceli Emek |