| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 559032
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa Yazarlar Kar’ın eğrisi doğrusu
|
Kar’ın eğrisi doğrusu |
|
|
|
Yazar Sezai SARIOĞLU
|
|
30/01/2012 |
Anneler, bitişik alınyazısı ağlıyor, bakışbarış, aşitibarış ağlıyor... Ölümde bile eşitlenemeyen bizim çocuklarımız yağıyor; asker yağıyor, gerilla yağıyor. Ölü canlar yağıyor. Şehirlere dağ, dağlara şehir yağıyor... Resmi tarihçiler çil çil sözcükleri yüzlerine sürüp kelimeyi saadet getiriyor. Postislam teorisyenler, hutbeye dönüşmüş ekranlarda, günde yirmi dört vakit, tespihte hata olmaz, vaazı veriyor.
Kar yağıyor yanlış yağıyor. Aşağıdan yukarıya yağıyor. Coğrafya yağıyor, tarih yağmıyor. Eski Türkçe yağıyor, Osmanlıca yağıyor ne hikmetse başka dillerde yağmıyor. Kar taneleri, birbirini unutarak ve uyutarak yağıyor. Hem yanlış hem de yalnız yağıyor. Galip Cumhuriyet ile mağlup Osmanlı’nın bir mecmuanın kenarındaki hikâyesine yağıyor. Devrim öldü, yaşasın devletler ve tanrılar, diyen resmi tarihçiler, para-iktidar bahçesinde kâr topu oynuyor. Bu işte bir mit yeniği var, diyor eski bir sol kişot... Benden söylemesi, mit pazarı’nda eski kötülükler yağıyor, diyor bir başka sol mohikan. Eski-yeni Yakup Cemil’ler derin işkence, Kel Aliçolar derin mahkeme yağıyor. Kar yağıyor, devlet aşağı, savaş yukarı, tek dilli dilsiz yağıyor, dilleri tcetveliyle korkutarak yağıyor. Kapısında “Bunca okumamaya nasıl vakit bulabiliyoruz” yazan bir sahaf, siftahtan önce üstünün-başının tozunu alıyor. Her sabah, “Dilimi isterim, fazla diliniz var mı?” diye uğrayan devlette şüpheli, tarihte şüphesiz şahsın kısasaden hisse cümlesini sabah siftahına sayıyor. İçinden, yerin kulağı var, yeraltı faili meçhuller mezarlığı var, tedbiri ve tekbiri elden bırakmamak var, diye geçiriyor. Can ve mal güvenliğini sağlama almak için, sağına bakıp Tanrı’yı, soluna bakıp Devlet’i görmeyince çocuklar gibi şenleniyor. Sonra da, ödü özüne, özüödüne karışarak, önce kendi tozunu sonra da eski-eskimemiş kitapların tozunu alıyor...
Çok bilmiş bir kuş, şiire ters binen şairlerin, şiirlerinden sonraki ikinci hayatlarını merak ediyor...
Aşk yağıyor, âşıklar yağıyor. Gâh eğri gâh doğru yağıyor. Şems ile Mevlana yağıyor. Doğu’da Mem û Zin yağıyor, Batı’ya serpintileri ulaşıyor. Batı’dan Doğu’ya körkütük kötülükler, kavramlar yağıyor. Uludere’de gökten ölüm yağıyor, Roboskili köylüler kaçak kesim katlediliyor. İçim-dışım, dilim-damağım buz kesiyor. Doğu’dan batıya isyan ve insan yağıyor. Batı’dan Doğu’ya inkâr, zorla iskân yağıyor. Diller, vakti gelince çıkmak üzere bilinçaltına kaçıyor. Savaş bezirganları ellerini karla ve kârla oğuşturuyor. Orada onlarca yıldır yukarıdan ve aşağıdan ölüm yağıyor; olağan yağıyor, olağanüstü yağıyor, korucu yağıyor, kutsalları koruyucu yağıyor... Sabah âh çekerek akşam âh çekerek dükkanlarını kapatan âhiler bu işe şaşıp kalıyor. Görsel ve övsel medyada, ölü ele geçirilenleri sayan, sıcak temas hatıralarını anlatan uzmanlar yağıyor. Beşiktaş motor iskelesinde, bir taksi şöförü, “kesik kulakla” süslediği kontak anahtarını çalıştırarak güne kârla başlıyor. Dergilerde, sanal alemlerde, yazar örgütlerinde, koruculara , koruyuculara rahmet okutacak, muvazzaf şairler yağıyor. Mülk şiirin temelidir yazılı, ganimet yatağında, Divan’da seviştikten sonra, “bir ülkeye bu kadar dil fazla!” diyen yanlış şairler ve yanlış şiirler yağıyor, derin yağıyor... Cuma anneleri mistik, cumartesi anneleri diyalektik ağlıyor. Anneler, bitişik alınyazısı ağlıyor, bakışbarış, aşitibarış ağlıyor... Ölümde bile eşitlenemeyen bizim çocuklarımız yağıyor; asker yağıyor, gerilla yağıyor. Ölü canlar yağıyor. Şehirlere dağ, dağlara şehir yağıyor... Resmi tarihçiler çil çil sözcükleri yüzlerine sürüp kelimeyi saadet getiriyor. Postislam teorisyenler, hutbeye dönüşmüş ekranlarda, günde yirmi dört vakit, tespihte hata olmaz, vaazı veriyor. Keyfin ve keşfin göç yollarını merak eden, madde bağımlısı tinerci çocuk, mânâ bağımlısı ve ustası geçinen bir şaire, Mis Sokak’ta, mis gibi bir şerh düşüyor: Seni hiç Hrant buluşmalarında, duruşmalarında, Newroz’da, 1 Mayıs’ta görmedim... Gölge etme başka mânâ istemez!
Çarşı Grubu’ndan siyah-beyaz bir çocuk, Beşiktaş’ı değilse de Çarşı Grubu’nu devrimin yedek gücü sanıyor. Ne güzel sanıyor, yanılıyorsa da güzel yanılıyor. Bir başka Çarşılı, tarih boyunca, tek ulus, tek dil, tek tip insan satanlara cevaben; “Dil dile çarşı”, diye yağıyor âşık tribünde. Kuşlarını Mezopotamyaya salmış Mardinli midyeci devre arasında durduraksız ağlıyor. Maçtan sonra Çarşılı gençle, Mardinli midyeci, kale arkasında buluşuyor. İçine, taş yerine, bir dizesi Türkçe diğer dizesi Kürtçe yazılı kar toplarından yığınak yapıyorlar. Sonra da somut olarak iki dilde, temsili olarak tüm dillerde “hücum” diyerek, “şeref tribünü”nü kartopuna tutuyor... Kar yağıyor, kartopu yağıyor; doğru yağıyor.. solalternatif.com |
|
Son Güncelleme ( 30/01/2012 )
|
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|