Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559033
Ana Sayfa
Pencere Yazdır E-Posta
Yazar Nagihan AKARSEL   
03/02/2012
Yüreğimizin haritasında en sevdiğimiz müzikler belirecektir mutlaka. Mesela “Bir kıvılcım düşer önce büyür yavaş yavaş. Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş” şarkısının izleri vardır bir yerlerde. En azından “her sevince, her derde, her kedere ortak olan” ve “yürümek ömürboyu beraberce elele” diyen gerçek arkadaşların samimi gülüşleri hayatımızın tam merkezinden bize gülümseyecektir

 

 

Varsayalım ki yüreğimizin haritasına bakma yöntemi geliştirildi. “A bu nasıl olur?” diyebiliriz haklı olarak. Hatta “İmkansız” deyip bunun üzerine bir çizik dahi atabiliriz. Şayet “ileri demokrasi” derslerinden yeterince bilgi deneyim edinememişsek -ki şimdi duvarların arasında olan binlerce kişi bu demokrasiden nasibini alamamış!- o zaman böyle bir düşünce aklımızın ucundan bile geçmemeli. Malum...Yinede varsayalım. Israr ediyoruz. Yüreğimizin haritasına bakalım. Bir günlük ömrümüz kalmış gibi bugün son günümüzmüş gibi geriye dönüşler gerçekleştirelim. Kendimize küçük bir pencere açalım. Bilincimizi yoklayalım. Kendimize yol alalım. Evet bilişim çağında yaşıyoruz. Olağanüstü teknolojik gelişmeler ışığında uzay çağına yürüyen bir uygarlıktan bahsediyoruz. Sentetikte olsa ilerleme ilerlemedir hani... Ancak biraz bu uygarlıktan uzaklaşalım. Kendimizi dinleyelim. Hani bizim geriye dönüşlerimiz bu ilerlemelerin yanında cılızda kalsa çok daha anlamlı olacaktır emin olun.

Yüreğimizin haritasında en sevdiğimiz müzikler belirecektir mutlaka. Mesela “Bir kıvılcım düşer önce büyür yavaş yavaş. Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın arkadaş” şarkısının izleri vardır bir yerlerde. En azından “her sevince, her derde, her kedere ortak olan” ve “yürümek ömürboyu beraberce elele” diyen gerçek arkadaşların samimi gülüşleri hayatımızın tam merkezinden bize gülümseyecektir. Son nefesini verirken “Özgürlük” diye haykıran ve o anda sevdiğinin silüetini gören samimiyetin filmi Cesur Yürek filminden daha ileride, özgürlüğe kayıtlı serüvencilerin heyecanlı bir o kadar da naif hayatlarının içinden akan anılar çıkacaktır karşımıza. Ya da hiçbir anlaşmaya, hiçbir yasaya dayanmadan kadınların kuracağı bir hayatın nasıl olacağının manifestosunu bize anlatan Antonia’s Line filminin kahramanları arasında bulacağız kendimizi. Bu manifestonun bugün coğrafyamızda bizzat kadınlar tarafından nasıl ilmek ilmek örüldüğünü duyumsayacağız benliğimizde. Çehov’un öyküleri, Çernişevski’nin ‘Nasıl Yaşamalı’sı, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabında ki kodlar, ‘Sosyalizm’de Israr Etmek İnsan Olmakta Israr Etmektir’ kitabının sahiciliği gelip konacaktır yanıbaşımıza. Elbette bunlar bir an içinde olsa geriye gidişlerimde karşıma çıkan kültürel gülümsemeler. Tabii herkesin farklı bir hikayesi var. Haliyle anımsamaları da farklı olacaktır. Ama bir film karesi gibi gözümüzün önünden akan hayatlarımızın anlamı her an ama her an hayatımızın merkezine alacağımız ütopyamızın farkındalığı ve onun değerini bilmekle eş anlamlıdır, unutmayalım.

Elbetteki geriye dönüşlerimizde duygularımızın ve bu duyguların sahici ifadesini bulduğumuz kültürel sanatsal yansımaların yanı sıra acıda vardır. Bu öyle bir şeydir ki bunun tanımı yoktur. İçinize yerleşir. Uğruna ölümü göze aldığınız özgürlük ateşinizin, yaşam gerekçenizin yalnızlığı, ıssızlığı içinizi kanatır birşey yapamazsınız. En sevdiğiniz birlikte hayal kurduğunuz arkadaşlarınızın toprağına dahi yüzünüzü sürememeniz başka bir şeydir. Bu acının ağıdı yoktur. Cezaevinden çıkan çocuğunu kucaklamadan önce kapının önünde uzanan ve ‘Üzerime basıpta geç. Ahdım var üzerime bas geç’ diyen annenin çığlığı cezaevinde kaldığın yıllardan daha ağır bir etki bırakacaktır. Yeni özgür bir yaşamı özgürlükleri pahasına savunan insanların duvarların arasında olması yüreğinizi burkacaktır. Temiz çok temiz bir ‘his’si geleneksel kalıpların, dogmaların, tabuların acımasızlığına karşı koruma azminize eşlik eden hüzün yüreğinizin haritasında yerini alacaktır.

Ancak herşeye rağmen acısıyla sevinciyle bu hayatı çok güzel yaşadığımız kesin. Çünkü “ileri demokrasiden” nasibini alamamış olan bizler samimi yaşıyoruz bu hayatı. Sentetik değil. Ne yaşanıyorsa sahici. Bencillikten arınmış. Elbette yanlış anladığımız yönler var. Yüzyılın felsefesine, insanın içinde yeni ufuklar açan ölçü ve özgürlükler dünyasına geride bırakmaya çalıştığımız yaşamın dar kalıplarıyla yaklaştığımız hatta o dar kalıpların arasına sığdırmaya çalıştığımız da bir gerçek. Ama nereden nereye, bunlarda aşılacaktır mutlaka.

Doğrusunu isterseniz 2012 yılına sayılı günler kala geleceği bir tarafa bırakalım yarın dahi neyle karşılaşacağımızı bilmediğimiz bir pencereden şöyle bir bakınca bu geriye dönüşlerin her anlamda yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sahip olduğumuz ütopyanın kıymetini anlamak için bunun şart olduğuna inanıyorum. Nitekim hem bireyin kendi özel tarihinde hemde içinde bulunduğu coğrafyanın onun siyasetinin, kültürünün tarihinde oldukça çarpıcı veriler ortaya çıkıyor. En basitinden bir zamanlar en yükseklerden atıp tutanların, bugün esamesi okunmuyorsa, binlerce insanın hayatına kast edenler bugün büyük bir ızdırap içinde sızlıyor, “Çok doluyum ama” diyorsa, onların güzelliklerle anılacak tek bir anısı yoksa ve daha böyle nice örnek önümüzde duruyorsa o zaman bu geriye gidişleri yapıp nerede durduğumuzu daha derinden hissetmemizin ve ütopyamızın değerini daha derinden anlamamızın önemli olduğu kanaatindeyim.

Sol Alternatif      12/ARALIK/2011

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.