Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484111
Ana Sayfa
14 YILDIR SALLANAN DEMOKLESİN KILICI İNDİ Yazdır E-Posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ ANKARA   
05/11/2008

 

   

14 YILDIR SALLANAN DEMOKLESİN KILICI İNDİ   

 68 Kuşağının devrimci önderlerinden Sarp Kuray’ın müebbet hapis cezası onaylandı.     1994 yılında başlayan dava yerel mahkeme ile Yargıtay arasında gidip gelirken, beraat ile başlayan süreç müebbet ile son buldu.

      14 yıl boyunca tek başına yargılanan Sarp Kuray’a verilen ceza ile tek kişilik örgütün bile anayasal düzeni zorla değiştirebileceğine de hükmedildi. Böylece Türk hukuk sistemi dünyada eşi benzeri görülmemiş, her halde bundan sonra da görülemeyecek olan bir karara imza atmış oldu.    

  Sarp Kuray’ın, ne ilişkilendirildiği örgütün hangi madde ile yargılandığı, ne soruşturmanın genişletilmesi talepleri ne de (niyetinin ne olduğu bir yana) tek kişilik örgütün bu niyeti gerçekleştiremeyeceği gerçeği yargının görüşünü değiştirmedi. Yargı sanki “söz konusu Sarp Kuray ise gerisi teferruattır” mantığı ile karar vermiş oldu.   

  Dava süreci birazcık dikkatle incelendiğinde çırılçıplak TÜRKİYE gerçeği ile yüzleşilebilinir. 12 Eylül 1980 faşist darbesinin hemen öncesinde yurt dışına çıkan Sarp Kuray, 1994 yılında “kendi kurduğu örgüt de dâhil olmak üzere tüm illegal sol örgütlenmelerin marjinalleşerek hedeften saptığı” temel görüşünden hareketle, lideri olduğu örgütü ile yolunu ayırarak ülkeye döner. “Ülkemin en kötü cezaevi bile Avrupa’nın en ışıltılı başkentinden daha iyidir” der. 

      Lideri olduğu örgüt üyeleri yaptığı eylemlerden ötürü TCK 168. maddeden yargılanmış ve ceza almıştır. Yerel mahkeme Sarp Kuray’ın lideri olduğu örgüt ile önceden yollarını ayırdığı ve kendi isteği ile yurda döndüğü gerekçesiyle beraatına karar verir. 

      “Solcu” olma iddiasındaki örgüt ve çevreler Sarp Kuray hakkında aslı astarı olmayan dedikodu ve karalama kampanyaları düzenlerken, savcı doğal olarak itiraz eder.

Sarp Kuray çelik-çomak oynamamıştır. Yargıtay beraat kararını bozar. Örgütün liderine gereken ceza verilsin. Yerel mahkeme Yargıtay’ın kararına uyar. Daha önce örgüt üyelerine verilen ceza maddesinin örgüt liderine denk gelen 168/1 maddesinden ceza verir: 12 yıl 6 ay. Sarp Kuray itiraz etmez. Ama savcı bu ceza ile tatmin olmaz. Sarp Kuray’ın mutlaka kontrol edilmesi ve siyaset sahnesinden uzaklaştırılması gereken bir faktör olduğu öngörüsü ile karara itiraz eder. Yargıtay da savcının görüşüne katılır: “Sarp Kuray öyle biridir ki tek başına kalsa da anayasal düzeni zorla değiştirebilir!” TCK 146/1 gereği idam edilmelidir. İdam kaldırıldığı için ağırlaştırılmış müebbet verilmelidir.  

      Sarp Kuray hakkında bu kararlar verilip bozulur. Her seferinde de giderek hüküm ağırlaştırılırken, Türkiye gitgide yangın yerine dönmektedir. Yangın giderek ülkenin her yanına her hücresine yayılmaktadır. Ülkemizin yüzde yüz teslim alınabilmesi gerekli her koşul oluşturulmaktadır.

       Kendilerini Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesinin mirasçısı olarak gören çevreler de kendilerince Türkiye’nin yangınına müdahale etmeye çalışmaktadırlar. Mitingler düzenlemekten aba altından sopa göstermeye,  oradan da parti kapatma davası açmaktan çıkarılan çeşitli kanunların iptaline kadar varan bir dizi önlem almaya çalışmaktadırlar. Ama almaya çalıştıkları her önlem aksi sonuç vermekte ve yangın hızla yayılmaktadır. Tüm bu ortam içerisinde Sarp Kuray tepesinde sallanmakta olan kılıca aldırmadan, “İllegal mücadele alanında marjinalleştik ve hedef kaybettik, ülkeme hizmetin legal mücadeleden geçtiğine inanıyorum” düşüncesi doğrultusunda tavır koymaya başlar. Uzanabildiği her yayın aracı ile, “Amerika’nın yeniden keşfedilmesine gerek olmadığını” yangının sebebinin Türkiye sol hareketince tespit edilmiş olduğunun altını çizmekte ve yangının; Kurtuluş Savaşı’nda silahla kovduğumuz emperyalizmin uluslararası şirketler eli ile bacadan girmesinden kaynaklandığını, eğer yangını söndürmede samimi isek emperyalizme karşı mücadelenin yeniden gündeme getirilmesi gerektiğini, bu mücadelenin de sağlıklı yürütülebilmesi için, “Kurtuluş Savaşı içinde ve hemen sonrasında yolların ayrıldığı Sol hareketi ve Kürt halkı ile yeniden işbirliği yapılması gerektiğinden geçtiğini” söylemektedir.

Söylemekle de yetinmez. Bu söylediklerinin uygulanabilmesi için en uygun örgütlenme olarak gördüğü SHP’ye üye olur ve mücadeleye başlar. Çok kısa bir zaman içerisinde de doğru davrandığını görür. SHP Türkiye’nin yangınını söndürmenin adımlarını, tüm engellemelere rağmen atmaya başlar. 12 Eylül 1980’den beriye kurulan düzenden hiç taviz vermemiş çevreler, tüm güçleri ile bir kez daha devreye girerler. Karar verilir, oyunbozan (en azından bozmaya çalışan) SHP YOK EDİLMELİDİR. Başı koparılarak başsız deveye döndürülmelidir. Bu da yetmez potansiyel başlar da koparılmalıdır. 1970’lerin ilk diliminde Türkiye’nin enerjisine ABD adına bakmakla görevlendirilen, rahmetli B. Ecevit’in bile “sırtımdan vurdu”  diyerek, ilerleyen yıllarda geri dönülmezce yollarını ayırdığı görevli memur ince hesaplara başlar. Ne de olsa ince hesaplar konusunda (yani sol potansiyeli toprak etme konusunda) tecrübelidir. Hiç çaktırmadan daha bir yıl öncesinde “Hiçbir şey istemiyorum. Türkiye için kurmaya çalıştığınız ittifakta, sol adına ben de yer almak istiyorum” diyen SHP iradesini dışlayarak, üstlendiği DSP’yi nötralize etme görevini başardığı gibi, bu kez de SHP’yi bitirme misyonunu üstlenmekte sakınca görmez.

12 Eylül rejiminin kendisini MİSAFİR ettiği “Zincirbozan” mı yoksa zincirbağlayan mı olduğu belli olmayan askeri tesiste biat ettiği “Bir Bilen” in yol göstericiliğinde, yeni yeni rollere yelken açmakta da bir sakınca görmez. Hangi nedenle olursa olsun, oltaya düşecek “balık” bulduğu sürece de görevine devam etme misyonuna devam etmesinde efendilerince bir sakınca yoktur.  Bu bağlamda; “Acaba uslanmış mıdır” diye olta uzattığı, Sarp Kuray için daha 1 yıl önce tüm gücü ile devreye girdiği ve “şu sayfanın şurasına imza atılmamış” diye karar bozdurma konusunda etkili olduğu güce,  yeni şartlarda müdahale etme gereğini bile duymaz. Belki de aksi telkinlerde bulunur. Çünkü yedeğine aldığına inandığı SHP ile yangını, Başkent’ten başlamak üzere kendisinin söndürebileceği havasını halka yaymaktadır.

         Söndürebilecek mi?  

     Göreceğiz.

         Eğer Türkiye’nin yangını bu metotla söndürülebilecekse bir değil bin Sarp Kuray feda olsun.   

      Bu denklemde de Sarp Kuray’a, “Avrupa’nın en ışıltılı başkentlerinden” daha iyi gördüğü “ülkesinin en kötü cezaevinde” paşa paşa yatmak düşer.       Ama 30 Mart 2009 günü yangının sönmeye başlamadığı aksine daha da hızlandığı görülecek olursa, bu planı hazırlayanlar ile bilerek veya bilmeden bu plana alet olanlar Türkiye’ye verecekleri hesabın savunmasını da bu günden hazırlamaya başlamalıdırlar. 

      Türkiye’nin geçtiği bu kritik aşamada objektif olarak (sübjektif demeye dilimiz varmıyor) yerli ABD görevlilerince hazırlanan bu planın da, bunca deneme yanılma yönteminden sonra, en hafif deyimiyle “aymazlık” olduğuna uyanan tüm aydınlık güçlerin, (başka bir önermeleri yoksa eğer)  İnadına SHP İnadına SOL diyen” SHP kadrolarına güç vermeleri ve bu oyunu bozmaya çalışmaları gerekmez mi?       

Son Güncelleme ( 05/11/2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.