| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 138128
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa
|
Kurban etme, kurbanı seyretme |
|
|
|
Yazar G. Gürkan Öztan
|
|
08/12/2008 |
İnsanlığın evrensel tarihi hayranlık, şaşkınlık, arzu ve korkunun, gündeliği ve gelecek beklentilerini biçimleme tarzları ile doludur. İnançların ve dini ritüellerin, bireylerin ve insan topluluklarının yaşamları içersindeki derin izleri, insanlığın ortak tarihinin bir parçasıdır. Bu eksende kurban ve kurban etme ayinleri, kadim dünyadan modern çağa, hem semavi hem de semavi olmayan inanç sistemlerinin önemli ibadetlerinden biri olagelmiştir. İnsanlar, kimi zaman tam manası ile açıklayamadıkları olaylar karşısından duydukları hayranlık ya da korkunun bir ifadesi olarak kimi zaman Tanrı/Tanrıların gönlünü alma, gazabını dindirme ya da onlara şükranlarını iletme biçimi olarak canlı varlıkları kurban etmişlerdir. Kurban etmenin, bazı durumlarda ‘adak’ adı ile bir pazarlık ya da işlenen cürümlerin kefareti şeklinde ifa edilen bir eylem olduğu da yadsınamaz. Ancak kurban etme eylemi, salt bir ‘sunma’ faaliyeti değildir. Sunulanın özellikleri, sunmanın şekli unsurları ve bu unsurların çağrıştırdıkları, kurban etme işinin sosyo-psikolojik zemininin devamlılığını temin eder. Her şeyden evvel sunulan kurban, alelade bir canlı değildir; temizlik, masumiyet vb. bir dizi ayırt edici özellikle mücehhezdir. Herkesin kurbanı da makbul değildir; kurbanı kesen ilahi güce karşı sorumluluk bilinci ile hareket etmedikçe, kurbanın kabul edilmeyeceği ileri sürülür. Tanrıya/Tanrılara adanan canlı varlığın akıtılan kanı, kurban ritüelinin en önemli belirleyicilerindendir. Öyle ki kutsal varlığa/varlıklara adanan kurbanın kanı, çoğu zaman kurbanı sunan ile kutsal varlık/varlıklar arasında simgesel bir bağın temsilcisidir. Kurbanı kesen, bu ritüelin gururunu içinde hisseder; kutsalın karşısında gereğini yapmanın rahatlığını yaşar. Feda edilen yaşam, diğer yaşamları besler.
Birçok kavim gibi Araplar arasında da İslamiyet öncesinde kurban kesme ritüeli mevcuttur. Bahsi geçen eylem bir ibadet biçimi olarak İslamiyet’i seçenlerce de uygulanmıştır. Bu bağlamda, İslam dininin kurban kavrayışının içersinde de Tanrı’ya yaklaşmak, teslimiyet ve şükran ifadelerinin mevcut olduğu ifade edilir. Müslüman, ‘kurban yükümlülüğünü’ yerine getirerek, tüm malını Tanrı yoluna feda edebileceğini kanıtlar. Kurban etinin dağıtılması vs. ise sosyal yardımlaşma başlığı altında işlevselleştirilir. Bilindiği üzere, mesele bu boyutu ile fonksiyonellik açısından bugün tartışma konusudur.
Modern Çağın İnsan Kurbanları
Kurban etme, kurbanı seyretme kavramlarını ödünç alarak, modern çağın serüvenine bakıldığında ise hazin bir tablo ile karşılaşılır. Dini ritüellerin çekiciliğinden onları kendi politik hedefleri paralelinde dönüştürmek sureti ile yararlanan milliyetçilik(ler), kurban meselesini sosyo-psikolojik düzlemde başka bir noktaya taşımıştır. Tanrıya/Tanrılara karşı sorumluluk, vatana ve ulusa karşı sorumluluk haline getirilmiştir. Milliyetçi diskur, aslen ‘vatan uğruna kurban olmayı/edilmeyi’, ‘gözden çıkarılmayı’, kutsallaştırılan yurt topraklarının ‘bekası’na ve ‘huzuru’na ödenen bedel olarak meşrulaştırır. Vatan için kurban olmak da kurban vermek de yüceltilir. Akan kan, ‘milletin ve devletin bölünmez bütünlüğüne teslimiyet’in nişanesiymişçesine gönüllere su serpmek için kullanılır. Bu eksende kurban olması muhtemel olanın ideal özellikleri de unutulmaz. Verilen kurban namuslu, milliyetçi, sorumluluk sahibi, fedakâr ve gözüpektir; idealleri için de mücadele etmiş/çarpışmıştır fakat neticede vatan uğruna kurban olmuş; yaşamı ile ulusa yaşam vermiştir! Onun böyle bir seçimi var mıdır; muhafazakâr-milliyetçi ideolojide bunun pek bir ehemmiyeti yoktur. Ona ‘kurbanlık’ vazifesi düşmüştür o kadar. Kurban edilmesinde kimlerin sorumluluğu vardır; onun kurban edilişi sorunları çözmüş müdür; meselenin kökeninde ve aldığı biçimlerde kasıt ya da ihmal söz konusu olabilir mi; bunlar da “gereksiz” ve “bölücü” suallerdir. Tıpkı Tanrının/Tanrıların gazabından korkulduğu gibi “vatan haini”, “soysuz”, en hafifinden “vefasız” olarak yaftalanmaktan ürküldüğü içindir mi bilinmez olup bitene ses soluk, gür bir itiraz çıkmaz. Bir kurban, diğerini izler ve böyle uzayıp gider. Bu iklimde, modern çağın insan kurbanlarını seyredip, akan kan üzerinden hamasi nutuklar atıp; kurbanların sürekliliği ve sistemin kendini yeniden üretmesi temin edilir. Şayet kıyıcı bu sistem maarifinden medyasına kadar kendini yeniden üretmese, milliyetçi olmakta birbiri ile yarışanlar, şiddeti durmaksızın besleyenler bu kadar çok olur mu? Kurban olayım diye başlayan nutuklara, mısralara hatta parti afişlerine rastlanabilir mi? Evlatlarına kına yakarak askere, cepheye uğurlayanlara, diğer çocuklarını da feda etmeye hazır olanlara denk gelinir mi? Bu bayram, tüm bu sorular, kurbanlıklar ve seyircileri üzerine yeniden düşünme zamanı…
|
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|