|
12 Eylül 1980’ den beri Türkiye’de askeri darbe olmuyor. Yakın tarihimizde, her on yılda bir olan darbelere bakılacak olursa ara epey uzadı. Darbesiz dönem rekorunu kırmaya şunun şurasında sekiz yıl kaldı. Cumhuriyet’in kuruluş tarihi olan 1924 ten 1960 yılına kadar geçen süreyi darbesiz dönem sayarsak eğer, geçen 36 yıllık süreyi egale etmeye 8 yıl kaldı demektir.
Malumunuz, 1980’den 2009’a 28 yıl eder. Gerçi bu 28 yıllık sürede darbe girişimi veya post modern darbe olarak adlandırılan gelişmeler oldu. Hatta literatüre e-darbe gibi kavramlar da eklendi ama o kadarcık müdahaleler 1924–1960 arasında da aranılırsa, bulunulabilir. Neden darbe olmuyor? a- Türkiye’de 12 Eylül 1980 darbesi ile sistem yerli yerine oturtuldu. Onun için darbelere gerek kalmadı. b- Darbe yapacak “yiğitler” konusunda bir sıkıntı var.!!
05.01.2009 tarihi itibariyle ülkeye bakıldığında darbe için her türlü şart mevcut bulunuyor. Darbenin olmazsa olmaz şartları olan ekonomik ve siyasi kriz, hayatın tüm alanlarında yaşanıyor. Ülkede feryat etmeyen hiçbir kurum, kuruluş, sosyal sınıf ya da tabaka yok. Herkes şikâyetçi, ama darbe yapacak yiğit (ya da keriz) bulunamıyor. Darbe, öyle kolay iş değildir. Ortamı hazırlayacaksın, vatandaşların çoğu “başka yol yok askeri idare gelsin” diyecek. Uluslararası konjektür uygun olacak, üstelik de “our boys”lara icazet verilmiş olacak, Onlar da “Vatanı Kurtaracak” kolay mı? “Vatan Kurtarma” kavramı, tarihsel olarak oldukça yeni, ama reel politika açısından da oldukça eski bir kavram. Anlam olarak ta hep,geri kalmış (ya da bıraktırılmış) olan ülkenin, dünyanın diğer gelişmiş ülke ve topluluklarının seviyesine getirilmesi, mümkünse bir adım öne geçirilmesi çabası olarak algılandı. Bazen, “Namık Kemal” tarihsel tiplemesiyle gerilemeye isyan, bazen de “Resneli Niyazi” tarihsel tiplemesiyle özgürlük için dağlara çıkma şeklinde somutlaştı. “Vatan Kurtarma” nın en somut ve en tartışmasız örneğini Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen Ulusal Kurtuluş savaşı oluşturur. Bu tarihsel dönemde, fiilen işgal edilmiş olan ülke, elde silah ile kurtarılır. Üstelik de, tarihsel olarak ülkesini kurtarması gereken “BURJUVAZİ” nin tarihsel rolünü oynamak bir yana ülkeyi, Müdafa-i Hukuk örgütlenmeleri ile paramparça ederek emperyalist işgalcilere peşkeş çekme niyetine rağmen… “Vatan” burjuvaziye rağmen, Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kurtarılır. Ama yetmez! Muasır medeniyetler seviyesine de çıkarılması gerekmektedir. Muasır(Modern) medeniyetler seviyesine nasıl çıkarılacaktır? 1925 yılında toplanan İzmir iktisat kongresi cevabı verir: Zenginler eli ile. Yıl 1925 – Yıl 2009, mahalle bakkalından veya Çukurova hambalından yaratılan uluslararası holdinglerimize rağmen hedef yakalanabilmiş midir? Ülkem insanının çektiği bunca acı ve sıkıntıdan sonra, “Evet, yakalanmıştır” demeyi çok isterdik, ama maalesef yaşananlar bu kabul etme ile örtüşmüyor. 2009 yılında ülke, kaybedilmiş veya bir diğer deyişle, kıyama uğratılmış iki genç kuşağa rağmen hala “kurtarılmaya” muhtaç. 12 Eylül 1980 de yaptırdıkları darbe ile kendi hesaplarına vatanı ilelebet kurtardıklarını zanneden burjuvazi, burun üstü çakılmanın bütün semptomlarını yaşama gerçekliği ile karşı karşıya kalmış bulunmaktadır. Bunca tarihsel birikim ve deneyimine karşılık hala işbirlikçi karakterinden sıyrılamadığı için de tarihsel olarak uluslararası burjuvazinin çizdiği sınırlar dışında bir çözümü ülkeye sunma şansından yoksundur. VATANI KİM KURTARACAK? Bu tarihsel ve o oranda da can yakıcı soruya akla ilk gelen cevabı hemen verelim: “Tarihsel olarak çağrılı olanlar” Kim bunlar? “DEVRİMCİLER” Kim bu devrimciler? 1919’larda anti emperyalist kurtuluş savaşını başaranlar, 1960’lı yıllarda yarım kalan anti emperyalist mücadeleyi tamamlamaya çalışanlar, “Kahrolsun Emperyalizm”,” Yankee Go Home” diyenler, 1970’lerde “ yaşasın sosyalizm” diye haykırarak ülkenin en ücra köşesine kadar teşkilatlananlar. Ama, bunca yenilgi ve yıkılıştan sonra hangi düşünce ile vatan kurtarılacak? Vatanı satmaya niyetli burjuvaziyi kulağından çeke çeke Kurtuluş savaşına sokan düşünce mi vatanı kurtarabilir? Yoksa, “vatanı zenginler eli ile kurtarmak gerek” diyen 1925 İzmir İktisat kongresi düşüncesi mi kurtarabilir? Sene 1925 – sene 2009, 86 yıldır, akla gelebilecek tüm versiyonları ile uygulana gelen İzmir iktisat Kongresi düşüncesinin iflas etmiş olduğu her halde tartışma dışıdır. ( Üstelik de; Ulusal Kurtuluş Savaşının tarihsel büyüsünün etkisinde, “Kemalizm” devrimciliğinin, sosyal sınıf gerçekliğini doğal yapısı gereği reddetmesinden kaynaklanan nedenle, şirketler ve bankalar eli ile, İnönü-Bayar statükoculuğuna kardırıldığını görmezden gelerek, Kemalizm’in vardığı değil çıktığı yeri “SOL” olarak gören, kendini “O’nun tarihsel olarak yarım bırakmak zorunda kaldığı yerden devam eden” olarak tanımlayan birinci, ve “onlar yapamadı ama ben yapacağım” diyen ikinci kuşağın kendini feda edişlerine rağmen, tartışma dışıdır) VATAN KURTARMANIN İKİ YÜZÜ ( YA DA YÜZSÜZLÜĞÜ) Vatanın 1925 İzmir iktisat kongresi mantığı ile kurtarılamayacağı pratikçe görülmüş bulunuyor. Neden zaten kurtarılamayacak olduğunu, dileyenlerle (teorik olarak, dibine kadar) tartışabiliriz. Bu mantık çerçevesinde yürütülen yol, Türkiye’yi, silahla kovduğu emperyalizmi kırmızı kurdele ile davet eder duruma düşürmüştür. Uluslar arası emperyalizmi kırmızı kurdele ile davet eden, vatanı kurtarmanın yolunu da bu pencereden gören burjuvazinin tüm entrikalara rağmen yürüyebileceği yol tükenmiş bulunuyor. Üstüne üstlük, ekonomik olarak bir kaşık suda boğabileceği, antik tarihin sosyal tabakası tarafından siyasi olarak kuşatılmışlığını yaratmış olmanın ironisi içerisinde kıvranan burjuvazinin yeni yeni denemelerinin çözüm yerine çözümsüzlük üretmekten başka sonuçlar vermesi mümkün değil. BİZ DEVRİMCİLER; Bu vatanı, emperyalizmin boyunduruğundan kurtarmak uğruna, en gözü pek öncülerimizi feda etmiş ve yenilgi şartlarının gereğini sonuna kadar yaşamış/yaşatılmış kuşaklar olarak, önümüze gelen şartlarda “Vatanı Kurtarmaya” her şeye rağmen yeniden talibiz. Bu görevi de ancak bizim gibi idealistler (ülkücüler) başarabilir. ANCAK; yakın tarihimizde yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler olmazsa olmazlarımızdır. Bu anlamda, bu vatan; Bir avuç para babası ve sömürgen adına değil, en geniş üretmen yığınlarımız adına; Ve; mutlak surette en geniş üretmen yığınlarımız ile birlikte ve üretmen yığınlarımızın örgütsel denetiminde kurtarılacaktır. Bunun başarılabilmesi için; En yiğit devrimci öncülerimizi resmi ve yarı resmi silahlı maşalarına katlettiren uluslararası emperyalistler ve yerli işbirlikçilerinden; Bilinen tarihimiz boyunca, özellikle de yakın tarihimizde oynadıkları devrimci role ihanet edecek derecede uluslararası emperyalistlerin egemen yönlendiriciliğine girmiş olan silahlı kuvvetlerimizden; Yakın tarihimizde oynadığı kurucu rolün tarihsel gereklerinden giderek uzaklaşan CHP den (içlerinde halen barındırdıkları tüm devrimci ve ilerici unsurları istisna ederek) tarihin şaşmaz adaleti önünde halkımız adına ve halk olarak davacıyız. Bütün kaleleri, uluslar arası emperyalizm tarafından şirketler eli ile fethedilmiş ve daha önemlisi yöneticileri gaflet ve delalet içerisinde olan vatanı kurtarmaya talibiz. Başta işçi sınıfımız gelmek üzere en geniş üretmen yığınlarımız ve her sosyal sınıf ve tabakadan vatanseverlerimiz bu mücadelemize davetlidir. Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşımızın genelkurmayı vazifesini gören kuvayi milliye ve devamında CHP örgütlenmesi yerine, sosyal kurtuluş savaşımızın genelkurmayı olabilecek, gerçek anlamıyla SOSYAL, gerçek anlamıyla DEMOKRAT, gerçek anlamıyla HALK örgütlenmesini başaran bir PARTİ için, tüm muhalif örgütlenmelerimizi “partili olmaya” davet ediyoruz. Unutmayalım ki Türkiye halkları “çeteleşmeyi sevmiyor, ordulaşmak gerek” |