|
Yazar Zeynep Özdal (Turnusol)
|
|
17/01/2009 |
Kadınlar insanca yaşam için direniyorlar çünkü kirli ve sağlıksız koşullarda çalışıyorlar. DESA deri fabrikasında yüzlerce işçi tek bir tuvaleti kullanıyor, sadece denetim zamanlarında fabrikada temizlik yapılıyor. Kullandıkları zehirli ve sağlığa zararlı ilaçlara rağmen işveren sağlık önlemleri almıyor, çalışanlara maske bile taktırmıyor.
Çapa Hastanesinin temizliğini yapan Çağ Temizlik Şirketi, hastane koşullarında çalışan kadınlara koruyucu aşı yapmıyor. Çöpleri taşırken iğnelerden birinin ellerine batması an meselesi iken çalışanlara yönelik hiçbir koruyucu sağlık önlemi yok. Kızılay Kan Merkezinde çalışan kadınlar ise bütün gün kan alıyorlar ancak ellerini yıkayacak bir lavaboları yok.
Kadınlar uzun saatler çalışıyorlar. Bir günde, ortalama günlük çalışma saatleri kadar fazla mesai yapıyorlar. Bazen durmaksızın 36 - 40 saat çalışıyorlar. 1 saatlik yemek molasında betonda uyuyup dinlenmeye çalışıyorlar. Çoğu zaman yemek için bile mola veremiyorlar. Pazar günü, tatil günü demeden aranıp işe çağırılıyorlar. Bazen patron kadınları toplayıp evine temizliğe götürüyor. Şehir dışı görevlere gönderilip günlerce evlerinden ayrı kalıyorlar. İşyerinde kreş olmadığı için çocukların bakımı kadınlar için bir dert. O kadar çok çalışıyorlar ki fazla mesaiden fırsat bulduklarında koşarak gidip evlerini temizleyip, ütülerini yapıp, çocuklarının ödevlerine yardım ediyorlar. İşten eve kaçta dönerlerse dönsünler yemeği kadınlar yapıyor. Şanslı olanların kocaları temizliğe yardım ediyor. Çok çalıştıkları için evleri pek de temiz olmuyor.
Ayda 140 bazen 220 hatta 240 saat fazla mesai yapıyorlar ama zorla imzalatılan kâğıtlarda mesai saatleri 6 ya da 8 yazıyor. Bir ay içinde en fazla 12 saat fazla mesai ücreti alabiliyorlar. İşten atıldıklarında ne fazla mesai ücretlerini ne de tazminatlarını alabiliyorlar.
Kadınlar artık canlarına tak edince çalışma koşullarına isyan ederek sendikaların yolunu tutuyorlar. Patron, şef, müdür sendikaya izin vermediği için gizli gizli örgütleniyorlar. Ev ev dolaşıp gece yarılarına kadar sendikaya üye topluyorlar. Kadınların üye olması için kocalarını ikna ediyorlar, ailelerinden izin alıyorlar. Evlerde toplantılar yapıyorlar. Bu gizli örgütlenmeyi duyan patron önce tehdit ediyor kadınları: “Ya istifa edin sendikadan ya da işten atarım sizi.” Kocalarından baskı görenler istifa ediyor sendikadan, direnemiyorlar. Sendikadan istifa etmeyen kadınlar başlıyorlar direnişe. Koca dayağına dayanamayanlar, sendikalardan destek göremeyenler bir süre sonra dayanamayıp direnişi bırakıyorlar. Devam edenler ise her sabah eski işyerlerinin önünde pankartları açıp direniyorlar.
Kadınlar onlara uygulanan cinsiyetçi iş bölümüne karşı da direniyorlar. Erkekler kadar ağır yükleri taşıyorlar, onlar kadar uzun saatler çalışıyorlar, onlar gibi yorucu işleri yapıyorlar. Ancak erkeklerden daha düşük ücretlerle çalışıyorlar. İş yerinde terfi edemiyorlar. Onlardan yıllar sonra işe giren genç erkekler terfi ederken kadınlar hep aynı aşamada kalıyor. Ustabaşılar, müdürler, yöneticiler genelde erkek. Çoğu zaman bu erkekler tarafından aşağılanıyorlar. Onların bağırmalarına, küfürlerine maruz kalıyorlar. Kadın oldukları için emekleri değersizleştiriliyor. Fakat sendikalar bu konuda yetersiz kalıyor. Kadınlar için özel çalışmalar, eğitimler yapmıyorlar. İşyerindeki cinsiyetçilikle, tacizle ilgilenmiyorlar. Bu konuları “esas” konu olara görmüyorlar. Tıpkı işyerleri gibi sendika yönetimlerinde de kadınlar yok denecek kadar az. Yönetimde kadın sayısı yetersiz olunca kadınlara gösterilen ilgi ve kadınlar için yapılan çalışmalar da yetersiz kalıyor.
Kadınlar her gün işe gider gibi atıldıkları işyerlerinin kapısına gidip, direniş pankartlarını dövizlerini açıp bekliyorlar. Yol kenarında, açık havada yağmur çamur, egzoz dumanı, gürültü demeden direniyorlar. Sendikaları yeterince destek olmayan kadınlar yol paraları için direniş mekânlarında şal yapıp satıyorlar. Yol parası bulamayınca direnişi bırakmamak için evlerinden çıkıp yürüyerek geliyorlar direniş mekanlarına.
Novamed’in ardından… DESA… Kızılay… Çapa öğretiyor… |