İngiltere İçişleri Bakanı Jacqui Smith, geçtiğimiz günlerde Türkiye’yi ziyaret etti. Ziyareti sırasında Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile de görüşen Smith, kadınların, birer anne, eş ve kardeş olarak, terörizmi ve radikalliği önlemede çok büyük rol oynadıkları üzerinde görüş birliği içinde olduklarını açıkladı.
Bu açıklamanın gerçekleştiği saatlerde Gazze’de kaç yüzüncü çocuk öldü? Kaçıncı hamile kadın bebeğini düşürdü veya erken doğurdu? Binlerce yaralı ve yüzlerce ölü çocuğun yanında küvez bulunamadığı için ölen yeni doğanların olduğu ne kadar biliniyordu? Beyaz fosfordan ve bombalardan yaralananların kaç tanesi çocuktu?
Bu soruların cevabını düşünürken Smiht ve Çubukçu’nun en ufak bir samimiyetleri olabilir mi yoksa göstere göstere bizimle dalga mı geçiyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Gazze cehennemini yaşayan, sevdikleri gözleri önünde öldürülen, annesiz, babasız, geleceksiz bırakılan çocukların, hadi beden sağlıklarını geçtim, akıl sağlıklarını korumalarının bir mucize olacağını görmek hiç zor olmasa gerek.
Dünya üzerinde milyonlarca çocuğu bekleyen geleceğin ya da geleceksizliğin en çarpıcı örneği olduğu için ve bugün hiç olmadığı kadar yakıcı olduğu için Gazze’den bahsediyorum.
Yoksa Smith ve Çubukçu’nun yüzüne pekala Irak’tan, Afganistan’dan ya da dünyanın herhangi bir başka kan gölüne dönmüş coğrafyasından örnekler de çarpılabilir. Hatta bırakalım açık savaş ve işgal yaşanan bölgeleri, bu leydilere emekçilerin iliklerine kadar sömürüldükleri kendi ülkelerinden örnekler de verilebilir.
Ama bu noktadan uzatmayıp Çubukçu ile İsrail’e geri dönüp bir hatırlatma yapacağım.
Terörü önlemekten dem vuran Çubukçu, geçtiğimiz bahar aylarında terörist devlet İsrail’e resmi bir ziyaret gerçekleştirmişti. Stratejik müttefikliğe toz kondurmayan bir iktidarın bakanı olarak, savunma ve ekonomi alanındaki işbirliği yetmez, İsrail ile daha fazlasını yapalım, ben de çorbaya kendi alanımdan tuz koyayım diye düşünmüş ve yola koyulmuştu. Çubukçu bugün ise Gazze katliamı söz konusu olduğunda “insanlığından utandığını” söylüyor. İsrail’e yönelik bir yaptırımı mevzu bahis bile etmemeleri konusunda acaba neler düşünüyor?
Neler düşündüğünü gayet iyi biliyoruz, biliyoruz da yaptıkları rolleri artık midemiz kaldırmıyor.
Çubukçu utandığını söylemekle yetiniyor, gözyaşlarını koz olarak daha zor zamanlara saklamış gözüküyor.
Çünkü şu anda izlediğimiz sahnede gözyaşı akıtan, rolünü böyle icra eden yeterince aktör var…
Rolünü ilk sergileyen Emine Erdoğan oldu. Ortadoğu ve Asya ülkelerinden “First Lady”ler ile Gazze için İstanbul buluşması gerçekleştiren Erdoğan toplantıda bir siyasi partiyi temsilen değil bir anne olarak konuştuğunu belirtme ihtiyacı duydu. İsrail ile emperyalist projelerde kader ortaklığı yapmış bir siyasi partinin temsilciliğinin hiçbir inandırıcılığı olmayacağını, anneliğin ise en inandırıcı unsur olduğunu gayet iyi bildiği gözlerinden okunuyordu. Arsızlığın ve yüzsüzlüğün sonu olmadığı ve bu devirde insanlığı hatırlamak için bile komünistlere muhtaç olunduğu için Nazım’ın “Kız Çocuğu” şiirini kullanıp Gazze’de ölenlere gözyaşı döktü.
Tayyip Erdoğan’a sıra bir hastanede geldi. Gazze’den gelen yaralıları ziyaret ederken gözyaşlarını kameralara doğru akıttı. İsrail’e göbekten bağlı politikaların sonuna kadar takipçisi ve uygulayıcısı olan, İsrail’le yapılmış askeri, ticari anlaşmalar da dahil hiçbir somut atmayan Erdoğan her zaman iyi oynadığı rolü oynadı ve İsrail için “ağır” konuştu…
Sıra AKP teşkilatına gelmişti ki, onlar rollerini oynamayı pek beceremediler. Kartepe Kadın Kolları’nın düzenlediği Filistin’e yardım etkinliğinde oyun havası çalıp göbek atmak bu beceriksizliğin ilk örneği oldu. Muhtemelen bu örnekten ders çıkarılacak ve önümüzdeki günlerde daha inandırıcı aktörler sahneye çıkartılacak.
Nimet Çubukçu Gazze’de yaşananlar yüzünden insanlığından utandığını söylüyor ama İsrail’e gitmeye utanmıyor.
Tayyip Erdoğan gözyaşı döküyor, Konya 3’üncü Ana Jet Üssü’nde İsrail uçakları tatbikat yapmaya devam ediyor.
Emine Erdoğan gözyaşı döküyor, AKP Kadın Kolları Filistin için göbek atıyor.
Yaşanılan katliam o kadar gerçek ki, bu ortaoyununa tahammül etmek imkansızlaşıyor. Timsah gözyaşları işe yaramıyor, canımız yanıyor…
Öfke ise… İnsanlığın, anneliğin içinde büyüyor…