|
Hakkında kesinleşmiş müebbet hapis cezası bulunan Kuray '1969 subay bildirisinin' son kıtalarını okuyarak teslim oldu  ANKARA - Sarp Kuray, yasa dışı "16 haziran örgütünü kurup yönettiği ve örgüt adına öldürme, yaralama ve bombalama gibi çok sayıda eylemin talimatını verdiği" gerekçesiyle çarptırıldığı müebbet hapis cezasının infazı için teslim oldu. Ankara Sanat Tiyatrosu’nda basın açıklaması yapan Sarp Kuray, 68 kuşağından biri olarak, "sermaye ve emek çelişkisinden değil, halkın arasından geldiğini" söyledi. 68 kuşağının en büyük özelliğinin "ciddi ve tutkun kardeşlik" olduğunu ifade eden Kuray, 70’lerden sonra bu kardeşlik ruhunun zedelenmeye başladığını ve devrimcilerin kendilerine şablon aramaya ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

Kuray, "Sovyetçilik, Maoculuk tartışmaları yaşandı. Kendi ülkemiz gerçeğine bakmaksızın, şablonculukla uğraşarak bölündük. Bunun en büyük zararı kardeşliğimize oldu" dedi. Yargılanma sürecine ilişkin de konuşan Kuray, üzerine atılı suçları tek başına işlemesinin mümkün olmadığını ancak yıllardır tek başına yargılandığını söyledi. Kuray, daha sonra arkadaşlarına veda ederek, "kaç yaşında çıkarsa çıksın, devrimci çıkacağını, çıkamazsa da devrimci yüreğinin dışarıdakilerle birlikte atacağını" söyledi. Sarp Kuray, konuşmasını "1969 subay bildirisinin" son kıtalarını okuyarak bitirdi. Sarp Kuray daha sonra, yakınları ve arkadaşlarına tek tek sarılarak tiyatronun önünde bekleyen sivil polis aracıyla Ankara Sincan F Tipi Cezaevi’ne teslim olmaya gitti. Kuray’ı arkadaşları alkışlarla uğurladı. 7 YIL CEZAEVİNDE YATACAK İnfaz Kanunu gereğince Kuray, Yargıtay tarafından onanan muebbet ağır hapis cezasının karşılığı olan 20 yıl hapis cezasının 1/2’sini, yani 10 yılını yatmış olacak. Ancak, 12 Mart ve 12 Eylül döneminde de yaklaşık 3 yıl cezaevinde kalan Sarp Kuray, 7 yıl cezaevinde kaldıktan sonra 71 yaşında serbest kalacak. (dha, aa) 1969 SUBAY BİLDİRİSİ Kuray'ın son mısralarını okuduğu 16 Aralık 1969’da yayımlanan bildiri şöyle: “Halkımıza bildiririz! Senden yana olanları bir bir vurmaya başladılar. Yiğit halkım. Önce Vedat’ı öldürdüler. Alacakaranlıkta. ‘Bağımsız Türkiye’ demişti Vedat. Sonra Mehmet’i vurdular, sonra Taylan’ı. ‘Türk halkı ezilmekten kurtulsun.’ demişti Taylan’la Mehmet. Sonra bir gece bir başka Mehmet, sonra bir gece bir yiğit Battal. Sandılar ki, durdururuz ihanet barikatlarıyla bu coşkun seli. Sandılar ki, söndürürüz salyalarımızla, yanan ateşi. Oysa söner miydi bu kızgın ateş? Durur muydu Milli Kurtuluş Savaşımız? Bu savaş şunun bunun değil ki, dursun. Bu savaş bir avuç insanın değildi ki, dursun. Bu savaş senin; bu savaş ezilenlerin. Bu savaş Mustafa Kemal’in savaşı; ama yetsin artık bu alçakça katliam, bitsin artık bu zulüm. Sahipsiz bildikleri Devrim’i köşe başlarında yok etmeye kalkanların karşısına yeni Mehmet’ler, yeni Vedat’lar, yeni Taylan’lar dikilecektir. Bunu bilsinler. Bunu anlasınlar ezenlerin kulakları. İplerini tutan elleri kıracak güçler de vardır Türkiye’de. Meydan boş değildir. Tüfeklerimizdeki mermi, mermilerimizdeki barut, yüreklerimizdeki ateş yeter size. Milli Kurtuluş Savaşımızın en büyük dayanağı yiğit halkımızsa, onun yumruğu devrimci gençliktir. Onun yumruğu bizleriz. Gece yarılarından alacakaranlıklarda, gençliğe sıkılan kurşun gerçekte Mustafa Kemal’e sıkılıyor. Yiğit halkım, tabancayı tutan bir uşaksa eğer, tetiği çeken seni ezen, tetiği çeken seni sömüren, senin yoksulluğundan yana olandır. Bağımsız Türkiye diye vuruldular. Yüce Türk halkı, senden yana olanları vuranlara, ‘Artık yeter, dur!’ diyoruz ve devrimci şarkımızı bir kere, bin kere daha birlikte söylüyoruz. Ne değişir, isterse kesilsin devrimcilerin başları birer birer. Oysa bir yasadır bu, mümkünü yok! Devrimciler ölür, devrimler sürer.” |