Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 4234457
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow “Emri veren beceriksiz ve duygusuz bir hayvandır”
“Emri veren beceriksiz ve duygusuz bir hayvandır” Yazdır E-Posta
Yazar İnönü Alpat   
13/08/2017

Hatırlayalım ve sessiz kalmayalım. Çifte standarda, yani ölümlere, kimin yaptığına bakarak ses çıkarma duygusuzluğundan kendimizi kurtaralım.

Devrimciler bu ülkenin vicdanıdır çünkü.

Sadece bu topraklarda değil, devrimcilerin nefes aldığı her ülkede, asli amacı insanı ve hayatı savunmak olanların sivil ölümlere, çocuk ölümlerine verdiği tepkiyi rehberimiz kabul edelim.

 

 

 Diyarbakır Çınar Karakoluna yapılan saldırıda öldürülen dört yaşındaki Mevlüde İrem Çiftçi

 

Tekrar olacak farkındayım. Varsın olsun. Ölümlerin ve acıların tekrara bindiği günlerden geçiyoruz çünkü. Savaşta sivil kayıpların ardı arkası kesilmiyor; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, gençler öldürülüyor.

Kör bir şiddete doğru hızla yol alıyoruz. Yaşadığımız acılar omuzlarımıza çöküyor. Akan kanda boğulacağız böyle giderse.

Böyle giderse ülkemiz gibi kalbimiz de harabeye dönecek. Kimsenin olmayacak bu topraklar; olsa bile bir işe yaramayacak. Acıya ve kana boğulan bir ülke, hangi duygudaşlığı sağlayabilir, kucak açacak kimi bulabilir?

35 günlük bir bebeği bile savaşa kurban verdik geçenlerde. İsmi Muhammet Tahir Yaramış’tı.

Bundan ötesi olmaz dedik. Lakin oldu.

Gitgide şiddetleniyor savaş, gitgide en acımasız savaşta bile görülmeyecek kötülükler yaşanıyor.

Muhammet’in ölümü belki tarafları kendine getirir diye umutlanmıştık. Safça bir umut işte.

Umut yerini hızla karamsarlığa bıraktı. Bu sefer de beş aylık Mevlüde bebek öldürüldü. Diyarbakır Çınar Polis karakolu ve lojmanlarına yapıldı saldırı. Üç çocuk can verdi orada. Nasıl bir akıl bu emri verir, kim uygular?

Cizre, Silopi, Suriçi’ndeki çocuk ölümlerinden sonra dudaklarımızdan çıkan iki sözcüklü cümleyi Çınar katliamından sonra yineleyelim: Savaşınız batsın!

Bu savaşın galibi olmayacak. Çocuk öldürenler, bile isteye sivillerin olduğu evlere, lojmanlara ateş açanlar kazanamayacak.

Çocukların savaşta öldürüldüğü bir ülke iflah olmaz; tıpkı kalbimiz gibi. Kalbimiz iflah olmayacak.

Çınar katliamından sonra Selahattin Demirtaş, “Orada katledilen sivil, bebek, çocuklar için bunu yapanların çıkıp, açıkça kamuoyundan özür dilemesi lazım” dedi.

Çınar’da, Cizre’de, Yüksekova’da çocuk öldürenlerin bizlere bir özür borcu var. Bizlere var ama, yani yaşayanlara, yani kalbi iflah olmayanlara; Muhammet ve Mevlüde özrü kabul edemeyecek kadar bebek çünkü.

Türkiye etnik ve dini gerginlik ve çatışmalara teslim edildikten masumların katledilmesine alıştırdılar bizi.  Ankara’dan Çınar’a, Suruç’tan Reyhanlı’ya…

Hatırlayalım: 1970’li yıllardaki iç savaş günlerinde kitle katliamlarını kimlerin gerçekleştirdiğini, hamile kadınları, çocukları kimlerin öldürdüğünü.

Hatırlayalım: O günlerin hâkim gücü Devrimci Yol’la ilgili açılan davalarda bir tek bir kahvehane tarama, yani “sivil” vatandaşların öldürülme eylemi yoktur. Kahvehaneleri, mahalle otobüslerini, okul servislerini faşistler taramıştır, Çorum’da, Sivas’ta, Maraş’ta faşistler kadın, çoluk, çocuk katliamını onlar yapmıştır.

Hatırlayalım ve sessiz kalmayalım. Çifte standarda, yani ölümlere, kimin yaptığına bakarak ses çıkarma duygusuzluğundan kendimizi kurtaralım.

Devrimciler bu ülkenin vicdanıdır çünkü.

Sadece bu topraklarda değil, devrimcilerin nefes aldığı her ülkede, asli amacı insanı ve hayatı savunmak olanların sivil ölümlere, çocuk ölümlerine verdiği tepkiyi rehberimiz kabul edelim.

22 Haziran 2010 tarihinde sendika.org sitesinde yayımlanan “Vicdan sahibini arıyor” başlıklı yazımda Latin Amerika’dan aktardığım iki örneği tekrarlamak istiyorum. Bu iki örneğin sayfalarca yazıdan daha değerli olduğuna inanıyorum.

“İlk öykü Uruguay’da yaşanmıştır. Uruguay’da Tupamaro gerillalarının kullandığı sığınak yaşlı bir adam tarafından görülür. Sığınaktaki gerillalar ya yaşlı adamı öldürecektir ya da sığınağın yerini değiştirecektir. Gerillalar adamı öldürmeyi tercih eder. Olayın duyulması hem ülkede hem de gerilla örgütü içinde infiale yol açar. Tupamaro olayı lanetler, halktan özür diler. Tupamaro’nun şanlı tarihine düşen bir kara leke olarak kabul edilir yaşlı adamın öldürülmesi.

İkinci öykü daha dramatiktir. Arjantin’de Devrimci İşçi Partisi’ne bağlı Halkın Devrimci Ordusu gerillaları işkenceci bir subaya (Subay Viola) suikast düzenler. Eylem sırasında subayın bir kızı ölür, diğeri yaralanır. Olayın yankılarının ulaştığı boyutu anlatmaya gerek var mı? Büyük bir tepki açığa çıkar. Tepki ülke kamuoyuyla sınırlı kalmaz. Örgüt aleni sarsılır; kabul edilemez, altından kalkılamaz bir olaydır gerilla hareketi için. O günün gerilla önderi daha sonra bu olayı sert bir dille eleştirir. Subayın ailesiyle geldiğinin görülmesine rağmen saldırı emrini veren yoldaşına “hayvan” bile der. Hem de ‘beceriksiz ve duygusuz bir hayvan’.”

Sol tarihte pek çok benzer örneği bulmak mümkün.

Ancak sol tarih yazılmıyor artık. Dini ve etnik “kapışmanın” tarihi yazılıyor.

Türkiye, sadece patlayan bombalar nedeniyle değil, toplumsal yaşamın dini ve etnik kabullerin belirleyiciliği altına girmesi nedeniyle de ne yazık ki artık bir Ortadoğu ülkesidir.

Muhammet ve Mevlüde bebeğe bir özür borcumuz var. Sizi etnik ve dini kör şiddetten koruyamadık.

 Mayıs 22, 2016  inonualpat.net

Son Güncelleme ( 13/08/2017 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.