Yazara göre örtünmek de, Osmanlı hareminde cariye olmak da birer özgürleşme yolu. "Osmanlı Kadını" adlı kitapta, Osmanlı kadınının çağının en hür kadını olduğu öne sürülüyor. İslamı benimseyip tesettüre girmesini "Kadın, kişiliğini saklayarak özgürleşir" diye temellendiren Amerikan asıllı yazar Aslı Sancar, kitapta harem yaşamını 'kariyer fırsatları' sunduğu için övüyor ve ailelerin kızlarını hareme satmalarını haklı buluyor.
soL (HABER MERKEZİ) Aslı Sancar’ın “Osmanlı Kadını: Efsane ve Gerçek” adlı kitabı, tam da Yeni Osmanlı tartışmalarının üzerine bu hafta piyasaya çıktı. Aslen Amerikalı olan ve üniversitede okurken tanıştığı bir Türk ile evlenerek Müslümanlığa geçen yazar, Aişe Aslı adını alarak yaklaşık yirmi yıl önce İstanbul’a taşınmış. Türkiye’ye geldikten kısa bir süre sonra tesettüre giren Sancar, Osmanlı İmparatorluğu’nda kadınların yeri ile ilgili on yıldır sürdürdüğü araştırmalarını bu kitapta toplamış. Dini kitaplara ağırlık veren Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitap, aynı yayınevinin bünyesindeki Tughra Books tarafından bir buçuk yıl önce de İngilizce olarak yayınlanmış. Amazon.com sitesinde kitap için yer verilen tanıtım yazısı da, Today's Zaman gazetesinden alınmış. İhtişamlı kitap, ihtişamlı yaşantılar Kuşe kağıda tamamı renkli olarak basılan kitap, henüz içeriğine bakılmadan yazarın konuya yaklaşımı ile ilgili ipuçları veriyor. Kitabın tüm sayfalarını kaplayan ‘ihtişamlı’ Osmanlı motifleri ve kadın figürleri, Osmanlı kadınlarının imrenilecek bir yaşantısı olduğu kanısını destekleme amacını taşıyor. Kitap büyük ölçüde, hayatının bir bölümünü İstanbul'da geçirerek saray kadınlarının yaşantılarını gözlemleme şansı bulan Avrupalı kadınların anı notlarına dayanıyor. Bu kadınlar arasında 1716'dan itibaren, yani Lale Devri’nin başlangıç yıllarında İstanbul’da görev yapan İngiliz büyükelçisinin eşi Lady Mary Montague, 1835’de İngiliz kraliyet ordusundaki görevi nedeniyle İstanbul’da dokuz ay kalan bir binbaşının kızı olan Julia Pardoe ve 1849-1934 yıllarında yaşayan gezgin-araştırmacı Lucy Garnett gibi isimler yer alıyor. Yazarlardan yapılan alıntılar, bazı saray kadınları ile ilgili gözlemlerden yola çıkarak Osmanlı’da kadınlara çok değer verildiği, onlara Avrupalı hemcinslerinden çok daha üstün haklar tanındığı gibi saptamalardan oluşuyor. Aslı Sancar, buradan yola çıkarak Osmanlı hareminin ne oryantalist fantazileri süsleyen egzotik bir yer, ne de kadını erkeğin kölesi yapan bir müessese olmadığını; tam tersine harem yaşantısı sayesinde Osmanlı kadınlarının tüm dünyanın en hür kadınları haline geldiğini savunuyor. Evinden çıkamıyor ama tamamıyla özgür! Kitabın “Batılıların gözüyle Osmanlı kadını” başlıklı ilk bölümünde, Osmanlı kadınları şu özellikleri bakımından ele alınıyor: temizlik, dindarlık, misafirperverlik ve cömertlik, tevazu ve namus, özgürlük, doğa sevgisi. Örneğin “Tevazu ve Namus” başlığının altında şu ifadelere yer veriliyor: “Kadın zamanını evde geçirir. Evlerin sokağa bakan pencereleri kafesli cumba şeklindedir. Bahçeli evleri olanlar durduk yere dışarı çıkmazlar. Ama bütün bunlar kadının evinden çıkamayacağı anlamına da gelmez. Kadın eğer hamama gitmek, ailesini ziyaret etmek, alışverişe gitmek istiyorsa bunu yapabilir. Ama bunu tek başına yapamaz.” Bunu izleyen “Özgürlük” başlığında ise, bahsi geçen Avrupalı yazarların “Türk kadını tamamıyla özgürdür. Bu gerçek rahatlıkla müşahade edilebilir”, “Bir bütün olarak bakıldığında Türk kadınlarının imparatorluk içindeki en özgür kesim olduğunu düşünüyorum”, “Osmanlı erkekleri hanımların kullandığı ifadelerden asla gocunmazlar, hatta onların yenilip yutulmayabilecek kelimeleri karşısında tepkisiz kalabilmek erkeklerin felsefesinin bir parçası haline gelmiştir” gibi yorumlarına yer veriliyor. "Bir Türk ailesinin kölesi olmayı seçerdim" Bu son gözlemin sahibi olan Julia Pardoe, “Erkek olsaydım ve başkalarına hizmet etmek zorunda kalsaydım, hiç tereddüt etmeden bir Türk ailesinin kölesi olarak yaşamayı seçerdim” diyor. Fakat kitaba göre Osmanlı toplumunda sadece erkek kölelere değil, kadın kölelere ve cariyelere de son derece mutlu bir yaşam vaat ediyor. Harem'deki kariyer fırsatları Kitabın “Osmanlı Haremindeki Cariyeler” kısmında, “Avrupalı kadınların anlattıklarına göre, köle kadınların hepsinin keyiflerince vakit geçirecek bol bol zamanı olur, haremde istedikleri gibi konuşup hareket edebilirlerdi. Bu kadın gezginler ayrıca Türkiye’deki bir cariyenin yerinin Batı’daki bir ev hizmetçisininkine tercih edilebilir olduğunu belirtmişlerdir” deniliyor. Buna ek olarak, önceden köle olan ve seçkin kimselerin haremlerinde yetişen kadınların genelde “çok iyi konumdaki erkeklerle evlendiği” söylenerek başka bir yazardan şu alıntı yapılıyor: “İngiliz erkekleri için Hindistan neyse, Doğulu kadınlar için de kölelik oydu: Mertebe atlama vesilesi…” Kızını cariye olsun diye satan örnek aileler Bölümün devamında, “Bu içtimai şartların sonucu olarak birçok kız gönüllü olarak köleliğe girer yahut aileleri daha iyi bir gelecek sahibi olacağını düşünerek kızlarını belli bir fiyat karşılığında köleliğe verirlerdi” denilerek haremin hikmetleri anlatılıyor. Çarpıcı bir örnekte de, bir İngiliz lordunun Kafkasya’daki aileleri çocuklarını köle olarak satmaktan caydırmaya çalıştığında annelerin öfkesi ile karşılaştığı, çünkü bu annelerin hepsinin hayalinde kızlarının hareme girerek Valide Sultan olmasının yattığı belirtiliyor. Kitabın son bölümünde, Osmanlı hukukunda kadının geniş haklara sahip olduğu öne sürülüyor. O dönemde İngiltere’deki kadınların böyle hakları olmamasına karşın Osmanlı’da bazı saraylı kadınların dava açarak eşlerinden şikayetçi olmaları buna kanıt olarak sunuluyor. Ayrıca Osmanlı'da kadınların evlenmeden önce özel bir kontrat imzalayarak mirasını koruyabildiği, kocalarının üstlerine kuma getirmelerini engelleyebildiği; Osmanlı'da birden çok kadınla evlenmenin çok nadir görüldüğü gibi iddialar ortaya atılıyor. "Osmanlı kadını haremi kendi rızasıyla seçti" Kitabın yazarı Aslı Sancar, “Osmanlı kadını hapsedilmiş değildi, kendi rızasıyla haremde yaşıyordu. Akla şu soru gelebilir belki: ‘Osmanlı kadını haremi neden bu kadar benimsedi?’ Bu sorunun cevabını da tasavvufta buluyoruz” diyor. Sancar ayrıca Osmanlı kadınlarını çok zarif ve "feminen" diye övüyor. Oysa Sancar, tesettüre girmesinin sebeplerine yer verdiği “İslâm’ın Işığına Uyanmak” adlı kitapta "kadının vücut hatlarını, güzelliğini ve şahsiyetini gizlemek için örtünmesi gerektiğini" söylüyor: "Başımı örttüğümde huzurlu oluyordum" "Türkiye’ye ilk geldiğimde açıktım; herhangi bir batılı kadına benziyordum. Tesettürden haberim bile yoktu. Kadının özel bir yaratılışı olduğunu ve onun muhafaza edilmesi gerektiğini bilmiyordum. Sonra yavaş yavaş İslâm’ı öğrendikçe, tesettürün hikmetlerini idrak etmeye başladım. (…) "Bir müddet sonra ben evin içinde bile başım açıkken huzursuzluk hissetmeye başladım. Başımı örttüğümde huzurlu oluyordum ve böylece örtünmeye başladım. Tabi ki tesettürü tam manasıyla uygulamıyordum. Baş örtümü türban şeklinde bağlıyordum. Kıyafetlerim yine Batı modeliydi. (...) "Leyla, genç ve güzel bir Kanadalı Müslümandı. Eşi Kerim Bey, genç, Fas asıllı bir Müslümandı. Onları ilk gördüğümde Leyla uzun, bol kaftan şeklinde İslâmî bir kıyafet içindeydi. Başında kaftanı ile aynı kumaştan büyük bir örtü örtmüştü. Kerim Bey ise, koyu yeşil bir cüppe giyiniyordu, sakallıydı, başında beyaz bir sarık ve elinde bir baston vardı. Leyla’ya baktım. Onun Müslüman bir kıyafet içinde rahat huzurlu ve vakur bir hali vardı. Bu durumda Leyla’nın ne kadar hür bir kadın olduğunu idrak ettim. Evet, hür bir kadındı. Neden? Çünkü kendisi Batıda doğduğu ve büyüdüğü halde, Batı modasının zincirlerini kesip atmıştı ve hürriyetine kavuşmuştu. Leyla’ya imrendim ve karar verdim: Ben de hür bir kadın olacağım. (…) "Kadın, şahsiyetini gizleyerek hür olur" "Artık çok sevinçliydim çünkü Müslüman bir kıyafet giyiyordum. Eski halimi düşününce kendi kendime gülüyordum. Evet daha evvel tenimi örtmüştüm ama vücut hatlarım belliydi. Bir kadının vücut hatları meydanda iken onu tesettürlü saymak mümkün mü? Sadece vücut hatları değil, bir kadının güzelliği meydandayken o kadın tesettürlü sayılmazdı. Tesettür sadece ‘örtünmek’ manası değil, ‘saklanmak’ manası da taşıyordu. Yani kadının güzelliğini hatta şahsiyetini bile gizlemesi lazımdı.” |