Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 559039
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow CHP umut değil...
CHP umut değil... Yazdır E-Posta
Yazar Turan Eser Araştırmacı, yazar. Alevi Bektaşi Federasyonu eski Başkanı.   
20/04/2009
CHP'NİN MONOLİTİN SOLCULUĞU, ÇOĞULCULUK VE KATILIM İLKESİNDEN NE ANLAR?

Sol ve sosyal demokrasi, CHP’nin aksine, çoğulculuk ilkesini benimser ve benimsenmesi için mücadele verir. Türkiye’ye ve siyasal hayata örnek olması açısından önce kendi partilerinde ve kurumlarında farklı görüş ve düşüncelerin yaşatılmasını savunur. Bu nedenle düşünce, proje ve faaliyet üretimine katılımı teşvik eder. Parti içinde siyaset oluşturma ve karar alma süreçlerinde katılımcılığı ve çoğulculuğu benimser. Çünkü bunun toplumsal ve siyasal gelişmişliğin güvencesi olarak görür. Solun evrensel ilkesi olarak çoğulculuk ve katılımcılık, insanların farklı görüş ve düşünceler etrafında örgütlenmesine ve siyasallaşmasına destek verir. Parti içinde farklı görüş ve düşüncelerin varlığını monolotik yapılanmaya engel olacağını ve gelişime katkı koyacağını düşünür. Çoğulculuk, farklı düşüncelerin katılımcılığı sayesinde demokrasinin güçleneceğine inanır. Bu nedenle farklı görüş ve düşünce etrafında örgütlenmiş bireylerin ve demokratik kitle örgütlenmelerinin siyasal hayata, yönetime etkin bir şekilde katılmasından yanadır.

CHP ise, çoğulculuk bir yana, aynı görüşten yana üyeleri arasında ayrımcılık yapan bir parti konumundadır. CHP bırakın çoğulculuğu, katılımcı bir parti bile değildir. Çoğulculuğu ve katılımcılığı savunmamaktadır. Bu nedenle “taban örgütü” çalışmaz. CHP kongrelerinin ve CHP içi tartışmaları izleyen herkes bilir ki, CHP’de farklı görüş ve düşünceye yaşam alanı olmadığı gibi, bir düşünce üretilecekse de, onu da merkez belirler ve kadrolar uyar. Merkezle uyumlu ve merkez tarafından istenilen üyelerin delege olması sağlanır. Bu delegelerin ortak ve tek özelliği ise, “el kaldır, el indir” delegesidir.

CHP’nin unuttuğu ve “elveda” dediği sol ve sosyal demokrat düşünce, işçi sınıfının ve yoksulların lehine politikalar üretir ve bu kesimlere taraftır. Bunu sağlamak için, solun, siyaseti toplumsallaştırmak ve toplumu siyasallaştırma amacıyla, toplumsal kesimlerin örgütlenmesini sağlamak amacıyla, çoğulculuk ilkesine bağlı olarak, sendikal örgütlenmelere, DKÖ’lere ve sivil toplum örgütlenmesine destek verir ve öncülük eder.

SOL EMEKTEN VE EMEKÇİDEN YANADIR. SINIFSAL BAKIŞ AÇISINI, CEMAATÇİ BAKIŞ AÇISINA DEĞİŞTİREMEZ


Sol ve Sosyal Demokrasi açısından emeğin, emekçilerin ve işçilerin sömüren her türden politikalar ve ekonomik programlar asla kabul edilemez. Solun siyasal ilkeleri emek sömürüsüne karşı, emekçilerin sosyal, demokratik, siyasal, ekonomik haklarını, insanca ve onurluca yaşamasını savunur. Bunu savunurken de, bunlara karşı geliştirilen her türden gaspçı ve sömürücü politikalara karşı, emekçilerin sendikal örgütlenmesini, grevli ve toplu sözleşmeli pazarlık hakkı için mücadelesiyle destek olur. Sol ve sosyal demokratlar, emek dünyasının tüm sorunları karşısında duyarlıdır. Güvencesiz, korunmasız çalışma hayatına karşı mücadele eder. Kadın ve çocuk emek sömürüsünün en yaygın olduğu ülkemizde, kadın ve çocuk emeğinin sömürülmemesi için mücadele eder. Solun ilkeleri özetle bunu benimserken, CHP ise Türkiye’de emek dünyasında tamamen kopmuş bir parti haline gelmiştir. Sendikalaşma oranlarına bakıldığında, sağcı ve İslamcı sendikalardaki örgütlülük sayısı giderek artmaktadır. CHP’nin emekçiler ve emek dünyası için sunduğu somut ve alternatif bir projesi yoktur. CHP emekçilerin dünyasında gezip dolaşmamaktadır. CHP “beşikten mezara kadar yurttaşını koruyan sosyal devlet” için alternatif olamamıştır. Parti genel merkezlerinin yeni dizaynlarıyla uğraşan CHP, emekçilerin ve yoksul halkın yaşam alanlarındaki sorunlara yabancılaşmıştır.

CHP, ALEVİLERİN EŞİT HAKLAR TALEBİNİ HALEN DUYMADI

CHP, farklı inanç ve kimliklerin birarada yaşamasını, evrensel değerler ışığında değil, resmi ideolojinin kalıplarına sıkıştırmaktan yana tavır geliştirmiştir.

CHP yeni parti programında anti laik odak üreten devlet modeline devam kararı almıştır. Devletin din dışı kalmasına karşı çıkmıştır. Yeni parti programında “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın; İslam’ın farklı mezheplerine farklı yaklaşmaması, bünyesine katılmak isteyen her mezhebe açık bir yapılanmaya yönelmesini” “İmam-Hatip eğitimi, din görevlisi sayısına duyulmakta olan ihtiyaç çerçevesinde düzenlenmesine.” “İlk ve ortaöğretim kurumlarında verilen din kültürü ve ahlak bilgisi dersinin Anayasanın öngördüğü (zorunlu sünnilik dersi, Y.N) amaca uygun bir müfredatla verilmesi sağlanacaktır.” “Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kuran Kursları devam edecektir” “Azınlıkların dini ihtiyaçlarını karşılamak üzere yüksek düzeyde din adamı yetiştirilmesi için ilgili devlet üniversitelerinin ilahiyat fakültelerine bağlı, eğitimin genel ilkeleri çerçevesinde yüksek okullar açılabilecektir.”, “Cemevlerinin de devletin Camilere sağlamakta olduğu destekten yararlandırılması sağlanacaktır.” diyerek mevcut din ve devlet ilişkisinin devamını savunmuş ve laiklik yönünde bir açılım sunamamıştır. Yıllardır bu duruma itirazı olan Alevi hareketinin, eşit haklar talebini anlayamayan ya da anlayıp bildik ezberini sürdüren CHP, Aleviliği “İslam mezhebi” olarak devletleştirme talebini ve hedefini “Diyanet İşlerinin Alevilerin de temsiline imkân verecek şekilde yeniden yapılandırılmasıdır” değerlendirmesi yapmıştır.

35 insanımızın vahşice katledildiği otelin önünde her yıl 2 Temmuz’da tarihsel yüzleşmeyi gündeme taşımak, “umutmadık ve unutturmayacağız” talebine 15 yıldır bir kez dahi katılmayan CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, Alevilerin “Madımak Utanç Müzesi olmalıdır” talebini, müze değil, “Madımak, hoşgörü merkezi olacak” şeklinde programına almıştır. AKP hükümeti ise, otelin sadece lokanta kısmını boşaltarak orayı DÖSİM (Döner Sermaye) mağazasına dönüştürmek istiyor. Oysa Aleviler ve şehit ailelerinin 15 yıldır haklı olarak dile getirilen “Madımak Utanç Müzesi olsun” talebi halen anlaşılmış değildir. Bu talep sulandırılarak, “hoşgörü merkezi olsun” ya da “DÖSİM mağazası olsun” dayatmasıyla çözümsüzlüğe sürüklenmek isteniyor.

BAYKAL SOLCULUĞU, CHP’Yİ SOL PARTİ GÖRENLERİN VE ONA OY VERENLERİN SOLCULUĞU


Şimdi yukarıda ifade edilen ve ileri sürülen argümanlar, CHP’nin sol ve sosyal demokrasinin ilkeleriyle ilişkisinin koptuğunu ortağa koymaktadır. Bu durumda CHP’yi sol ya da sosyal demokrat sananların solculuğunu anlamak zor. Ama bunları birkaç kategoride değerlendirmek mümkündür.

Birinci kesimde, “oyum boşa gitmesin diye CHP’ye oy verdim” derinliğinde solcu görenler var. Bunların değerlendirmesi pragmatist bir yaklaşım. Aslında CHP’ye verilen oy boş oy kesinlikle değildir. CHP’ye verilen her bir oy, aslında sol ve sosyal demokrasinin bitirilmesi için verilen oylardır.

İkinci kesimde yer alanlar ise, “Atatürk’ün kurduğu parti” ya da “Cumhuriyetin kazanımlarını korumak” adına CHP’ye oy verenlerdir. Bu kesimlerin temel yanılgısı ise, 2009 CHP’sinin Baykal partisi olduğu gerçeğini halen kabul edememeleri ve korunmak istenilen “kazanımların” geliştirilmesi yerine dondurulmasını savunan dogmatizmden kurtulmamış olmamalıdır.

Üçüncü kesim ise “AKP seçileceğine CHP seçilsin” mantığıyla hareket edenlerdir. AKP’nin şeriat özlemci ve din istismarcı tutumuna karşı, korunma amaçlı olarak CHP’ye sığınma halinde olanlardan oluşuyor. Fakat bu kesimin yüzleşmekten kaçtığı en kritik soru şu, “Türkiye’de siyasal İslamı besleyen ve yetiştiren Cumhuriyet kazanımları nelerdir?” Cumhuriyetin kazanımları olan laik okullarında, namaz kıldıranlar, zorla din dersi verenler, 100 bin imamlı kadrosuyla Diyanetin siyaset üzerinde vesayetçi tutumunu güçlendirenler, binlerce kuran kursu ile mürit yetiştiren Cumhuriyet kazanımlarıyla, CHP’nin çarşaf ve her mahalleye kuran kursu açılımı öneren Cumhuriyet kazanımlarıyla yüzleşemeyenler, AKP tehlikesini anlayamaz ve gericiliğe karşı çözüm üretemez. Çünkü gericilik ve siyasal İslam tehlikesini üretenlerin kendisi, çözümün adresi olamaz.

Dördüncü kesimde bulunanlar ise CHP’yi solcu olarak değerlendirip, kendilerinin solcu olduğu yanılgısı içinde olanlardır.

Beşinci kesim ise siyasete ilkeler ve siyasetin evrensel değerleri üzerinde değil de, çıkar, rant ve iktidarda statüsü kazanmak olarak bakanların, CHP bağlılığı olarak değerlendirilebilir.

CHP İLE YÜZLEŞME BAŞLAMIŞTIR BU SÜREÇ ENGELLENEMEZ


Sol ve sosyal demokrat seçmenler ise CHP’den umutlu bir bekleyiş içinde değildir. Artık halk yeni bir sol ve sosyal demokrat kimlikli parti seçeneğinin yaratılmasını arzuluyor. Özelliklede Baykal'lı CHP’nin ayakta durmasını sağlayan ve onun toplumsal desteğinin sunan Alevi seçmenlerinin, CHP ile doğrudan yüzleşmesi zorunlu ve ilkesel bir sorumluluk haline gelmiştir. Bu yüzleşme önümüzdeki günlerde gerçekleşecektir. Bu yüzleşmeyi engellemeye çalışan bir çok siyasi fırıldak ve rantçı yalaka takımı karşı çıkmaya çalışacaktır. Başta Aleviler olmak üzere CHP’ den siyasal hesaplaşmayı gündeme alacak kesimler artacaktır. Gerek yerel seçimler öncesi, gerekse seçimler sonrası CHP’yi desteklemek adına Alevilerin haklı eleştirilerini ve CHP ile hesaplaşmasına karşı çıkan bazı Aleviler de olacaktır. Toplumsal kaygı yerine daha çok kişisel kaygılarıyla hareket eden bu tip kişilikler ise Alevi toplumunun ve diğer sosyal demokrat dinamiklerin CHP hesaplaşmasına engel olamayacaktır.

TÜRKİYE KAYBETTİĞİ VİCDANI YENİ SOL PARTİDE BULACAKTIR


Son olarak söylenecek olan manşet cümlemizi ise başa alarak, CHP’nin direksiyonunu sağa ve muhafazakarlığa çevirmiş olan şoförüne, tüm sol, sosyal demokrat dinamikler ve demokrasi güçleri hep beraber seslenerek; “Lütfen sol şeridi meşgul etmeyin, politikalarınıza uyun ve sağa çekilin, çünkü yeni sol parti geliyor” demek lazım. Kısacısı Türkiye’yi gerici, etnik milliyetçi, siyasal İslamcı muhafazakar AKP ve etnik milliyetçi, muhafazakar ve sağcılaşan CHP’den kurtarmanın tek yolu yeni SOL PARTİ’nin kurulmasından geçiyor. Türkiye ve demokratik kamuoyunun buna acil ihtiyacı var. Bu ertelenemez bir siyasal ihtiyaçtır.

Toplumsal barışı derinleştiren, çatışmaları artırarak sadece bu iki eksen etrafından kutuplaşmayı bekleyen AKP ve CHP karşısında tüm toplumsal kesimleri kapsayıcı, kucaklayıcı ve iktidar perspektifi olan SOL PARTİ ihtiyacı ortadır. Bu partinin Türkiye’ye ve tüm toplumsal kesimlere karşı görev ve sorumluğu büyüktür. Hamasetçi siyaset ve sloganlarla CHP, ikiyüzlü siyaset tarzı ve ayetlerle AKP Türkiye’nin seçeneği değildirler. AKP Ayetlerle toplumsallaşabilir ama toplumu siyasallaştıramaz, ancak müritleştirir. CHP ise sloganlarla “vatan millet Sakarya” edebiyatı ile toplumu anti demokratik statükonun bekçisi haline getirebilir. Sol ise toplumu ayetler ve sloganlara arasına sıkıştırarak siyasal İslamcı ve sözde laikçilik etrafında müritleştirenlere karşı, solun emek, barış, özgürlük, eşitlik, demokrasi, özgürlükçü laiklik, demokratik cumhuriyet, sosyal ve hukuk devleti gibi evrensel ilkeler ve insan odaklı siyaset etrafında toplumsulaştıracak projeyi artık ortaya koymalıdır. Çünkü şurası artık bir gerçek; Türkiye’de toplumsal kesimler ne ayetlerle ne de sloganlarla siyasallaşamaz. Türkiye’nin sol vicdanına kavuşması gerek!

Son Güncelleme ( 20/04/2009 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.