|
Merhaba Kardesim Zerrin'i kaybettikten sonra, uzuntumle ve icimde her dakika daha da buyuyen ofkeyle basa cikabilmek icin bir yazi yazdim.
Sadece okumasini istediklerime ve sadece duygularimi paylasmak isteyeceklerime yollamaya karar verdim. Saglikla, sevgiyle kalin
Berin Uyar 8 Ocak gunu aramizdan „sessiz ve sitemsiz" ayrilan
kardesim Zerrin Tumay icin… (12 Ocak 2008) Biliyor musunuz, aslinda galiba "gercek" yok.
Hepimizin gercegi kendisi icin tek gercek. Ya diger gercekler? Dun kardesimi topraga verirken dusundum de... Bir cukur. Cukurun etrafinda insanlar. Dostlarimiz, akrabalarimiz, arkadaslarimiz, guzellikleri ve en lanetli gunleri paylastiklarimiz, birbirimizi acimasizca, kiyasiya hirpalayip, sonra da kaybettiklerimizi gomdugumuz cukurun etrafinda omuz omuza durduklarimiz.
Ve belki de daha neleri neleri paylasacaklarimiz… Ben, o cukurun ne kadar derin ve karanlik oldugunu ancak iyice yaklasip basimi uzatinca gorebildim. Bu cukurdan once, 8 yil once gordugum tek ve ilk cukur, Ertan'in kullerini bakir bir kup icinde kendi ellerimle yerlestirdigim, ciceklerin arasina saklanmis, cok derin olmayan dar agizli bir cukurdu. O gun, henuz tuten topragi mezara doldururken, can arkadasim Cahit'in kemanindan yukselen "Firat turkusu" o anin bir gercek oldugunu unutturmustu bana. Ve tuhaf bir tesaduf ama tam da Ertan'i topraga verdigimiz 8 Ocak gunu kaybettigim kardesimin gomulecegi cukurun basinda bu kez, anacigimin ve babacigimin sessiz haykirislariyla gercegin tam gobegindeydim.
Cukurun icine giren ve kardesimi sonsuz uykusuna hazirlayan komsumuz Ahmet Bey ile Berdan, eger yukari dogru baksalardi, gokyuzu ne kadar sonsuz ve aydinlik ve mavi ve yasamak herseye ragmen guzel diye dusuneceklerdi suphesiz. Ama o anda onlar icin gercek, buyuk bir olasilikla, yasadiklarini tasimaktan yorgun dusmus bir yuregin coktan buz gibi olmus, narin bedenini incitmeden yerine yerlestirmekti.
Su anda, bu satirlari yazarken benim gercegim, tirnaklarimin arasinda kalan ve belki de hic bir zaman temizlenmeyecek, kara, islak, sert toprak.
Oysa toprak ne kadar sicaktir, ne kadar bereketlidir ve bu Ocak ayinin buz gibi bir gununde, sicak, sari gunesin altinda insanin parmaklarinin arasindan nasil da akar gider… Insanin icini nasil da isitir. Topragin beni bu kadar usutebilecegini hic dusunmemistim.
Tirnaklarimin arasinda toprak… Ellerim, yuregim buz gibi.
Bir baska gercek, Zerrin'in benim kardesim oldugu. Benden 8 yas genc oldugu. Biri 82, biri 87 yasinda iki guzel yuregin kardesimin acisini nasil tasiyacaklari gercegi.
Bu gercek, nereden bakarsaniz bakin tek gercek. *** Zerrin aslinda bir 12 Eylul kurbani Tarihe taniklik yapmamiz gerektigi soyleneniyor. Ben de bu gercegin altini cizmek istiyorum. Aslinda kardesim, 12 Eylul'de, bundan tam 27 yil once killi, igrenc iki pence tarafindan bogazi sIkilarak oldurulmustu. Ne yazik ki katil serbest. Simdi o, belki de killi penceleriyle cok sevdigi karisinin saclarini oksuyor, belki evinde resim yapiyor, kimbilir belki de mafyanin tetikcisi olmustur.
Zerrin ise...
Zerrin, bu konudan bahsedilmesinden hoslanmaz, tum israrlarima ragmen bu konu hakkinda fazla konusmaz ve yazmazdi. Ben de bu nedenle, en azindan bu sayfada, ayrintilara girmeyecegim. Ancak Almanya'ya dondukten sonra, dun gece Hafize'yle beraber, Zerrin'in evraklari arasinda bir huviyet ararken bilgisayarda yazilmis, gozalti ve tutuklanma gunlerimizi yazdigi bir dosya bulduk. Almanca olan bu metni tercume ettikten sonra Vakfa teslim edecegim.
Ama su anda okumakta oldugunuz yaziyi kaleme almaktan da kendimi alikoyamiyorum.
12 Eylul'den bu kadar yil sonra kardesimin olumunden sorumlu tuttugum hakimlerin, savcilarin, o tarihlerde Istanbul Siyasi Poliste, TKP saniklarini sorgulamakla gorevli polislerin ve o donemde insanlarin aci cekmesinden, sakat kalmasindan ve iskencede olmesinden sorumlu olan digerlerinin ruyalarina kardesimin bosluga acilmis kara gozleri girer ve bir daha da silinmez dilegiyle yaziyorum.
Bir insan
ve insanlik halleri Zerrin, hayatinin son 15 yilini sol tarafi felcli olarak yasamak zorunda kaldi. Gecirdigi 2. felc sonucunda, sol eli spastik olan kolunu hic kullanamiyordu. Bazen eli kizgin ocagin ustune duser, elinin yandigini ancak yanik kokusundan fark edebilirdi. Sol bacagi ve ayagi da felcliydi. Bu ayaginin ustune evde ancak baston yardimiyla basabilir, sokaga yardimla ya da tekerlekli iskemleyle cikabilirdi. Saglikliyken giymeyi pek sevdigi ince topuklu ayakkabilar, yuksek konclu sIk cizmeler onun icin hayaldi.
Ses telleri de felcten kalici olarak etkilendigi icin tek tonlu konusabilir, sizi sevdigini soylerken bile azarlar gibi soyler, tek tonlu, mekanik bir ses cikarir, heyecanlandigi zaman ne soyledigini anlamak guclesirdi. Insanlarin kendilerini anlamadiklari endisesiyle mecbur kalmadikca telefon etmez ve telefon konusmalarini bu nedenle sevmezdi.
Cok hassasti, alingandi. Yasadiklari onu sertlestirmis ve icine kapanmasina neden olmus, cevresindeki insanlarin sayisi hergun biraz daha azalmaya baslamis, cok sevdigi cocukluk arkadaslari ve hatta 12 Eylul sonrasinda en zor gunleri paylastiklari arkadaslari bile ona anlayis gostermez olmuslardi. Kendini ezdirmemek icin etrafina ordugu korunma duvarini asmak kolay degildi. Bu duvari asmanin tek yolu onu, ona acimadan sevmek ve samimi olarak ilgilenmekti.
Bir engelliyle yasamak, arkadas olmak, onu anlamak zordur. Cogu zaman onlarin ne kadar agir bir sey yasadiklarini, ne dusunduklerini, dusunduklerini istedikleri gibi ifade edip edemediklerini, neden aksi ve huysuz olduklarini anlayamayiz.
Kosmaktan bitkin dusmeyi; top oynamaktan, spor yapmaktan adalelerinin tutulmasini; bir banyo kuvetinin icine tek basina girip cikmayi; vapurda cay ocaginin karsisina oturup iki eliyle acabildigi bir gazeteyi okumayi; ruzgara karsi saclarini savura savura yurumeyi; eteklerini beline toplayarak ustune gelen dalgalarla oynamayi; engin sularda kulac atmayi; iki ayaginin ustunde dengede durabilmeyi; merdivenleri ikiser ikiser inip cikmayi; tabagina konmus bir et parcasini bicakla kesebilmeyi; sutyeninin cengelini tek basina takabilmeyi; bedenine oturan, fermuarli bir ceket giyebilmeyi; uzun saclarini suslu tokalarla toplayip, at kuyrugu yapabilmeyi; bagira bagira sarki soyleyebilmeyi; elbisesini ucurarak dans edebilmeyi; sevdigine iki koluyla simsIki sarilabilmeyi ve hatta bir toplu tasima aracina tek basina binip de itilip kakilmayi ozlemis olabilecegini dusunemeyiz bile.
Onun her konuda baskalarina bagimli yasamaktan, yardim istemekten yilmis olabilecegini… Insan etinin ne kadar agir oldugunu ondan daha iyi bilen kimsenin olmayacagini da… Aslinda engelli oldugu icin onu aramadiginizi dusundugu, buna inandigi icin sizi aramadigini, kendini size unutturmaya calistigini ve siz onu unuttugunuzda ne kadar uzuldugunu de… *** Hareketimizin icinde "onemli" bir yeri olmasa da tertemiz duygularla fedakarca yer alan ve ne dun ne de son nefesine kadar, tum yasadiklarina ragmen hic sIkayetci olmayan Zerrin'i cogumuz ne yazik ki, Aydin Senesen'in karisi, Berin'in kardesi olarak tanidik. Oysa Zerrin, saglikli donemlerinde de, felcli yasadigi donemlerde de narin yapisina karsin guclu bir kadindi. Ama one cikmayi sevmezdi. Kelimenin tam anlamiyla "sessiz ve sitemsiz" gidenlerden oldu. *** Ilk felcten bugune kisaca... Zerrin'le beraber, 12 Eylul Darbesi'nden bir yil sonra 1981'in 30 Agustosunda gozaltina alindik. Iki bucuk aya yakin bir sure, Istanbul Gayrettepe'de Birinci Sube'de sorgulandik.
Zerrin 12 Eylul oncesinde, once Politika Gazetesi'nin Ankara Subesi'nde gazeteci olarak, daha sonra da istanbul'da DISK'e bagli Hur Cam Is Sendikasi'nda calismisti. Ona, Politika gazetesi yazi isleri muduru olan, kocasi Aydin Senesen'in yerini soruyor ve tabii iskence yapiyorlardi. Hucre kosullarinda gorusmemiz mumkun degildi tabii. Ama bana haber yolluyor, "Abla uzulme, fazla bir sey yok, sadece girtlagimi sIkip duruyorlar" diyordu. Nitekim biz tutuklanip Metris'e gittigimizde kardesimin boynu mosmordu.
Tutuklandik. Kimi zaman ayni koguslarda, kimi zaman cezalandirilarak ayri koguslarda tutulduk. Mahkeme bir turlu baslamiyordu. Simdi kafam biraz karisIk oldugu icin tam animsayamiyorum ama galiba tutuklandiktan bir yil sonra, mahkeme baslamadan once bir gece kardesim, ranzasinin ustunde otururken ranzasindan tuhaf bir ses geldi. Zerrin korkudan disariya firlamis gozlerle bana bakiyordu. Ayni kogusta yattigimiz Reha Isvan'la kostuk, ranzaya oturttuk. Konusamiyor, sag tarafini hareket ettiremiyor, nefes almakta gucluk cekiyordu. Yuzu mosmor olmus, gozleri yuvalarindan firlamisti.
Uzunca bir sure deliler gibi doktor cagirdik. Koca metal kapiyi, pencereleri yumrukluyor, sesimizi duyurmaya calisiyorduk. Epey bir ugrasidan sonra doktor nihayet geldi. Ve durumun ne kadar acil oldugunu goren doktor kardesimin hemen hastaneye kaldirilmasini sagladi. Ayrintilarini buraya yazmayacagim bu surec bir kabustu. Tam tesekkullu Haydarpasa Askeri Hastanesi'nde felc nedeni tespit edilememisti. Belki bir arastirma da yapilmamisti. Belki o gunku tutanaklar, ne gibi bir islem yapildigi, ne teshis kondugu askeri arsivde hala bulunabilir. Benim bildigim: Zerrin hastanedeyken onu gormesine izin verilen annem ve babamin, hasta yatagindaki felcli kardesimin ayagina vurulan zinciri gordukten sonra fenalik gecirmeleri...
Bu arada mahkeme basladi ve hastanede olan kardesim ilk celseye getirilmedi. Mahkeme tarihleri birbirinden cok aralikli veriliyordu. Kardesimi bu arada tekrar kogusa getirdiler. Minicik kalmisti. Hareket ve konusma zorlugu vardi. Ama en azindan tekrar yuruyebiliyordu. Bu arada Aydin da yakalanmis ve tutuklanmisti. Onlarin Metris'in kutuphane bolumunde bulusmalarini saglamak icin elimizden geleni yaptik. Zerrin cok hastaydi. Nitekim bundan sonraki ilk durusmada, tutuklandiktan tam bir yil sonra tahliye edildi. Evde iyi bir bakim sayesinde bazi aksakliklar kalmasina ragmen duzeldi ve Metris'te kalan Aydin'la beni ziyarete gelmeye basladi. Annem, babam ve Zerrin, haftanin iki gunu, yaz demiyor kis demiyor, Bostanci'dan kalkiyor Metris'e goruse ve tabii durusmalara geliyorlardi.
Bu mahkemede askeri savcinin, Zerrin'in durumunu bilmesine ve gozleriyle gormesine ragmen, tahliyesini onlemek icin yaptigi atraksiyonu unutmam mumkun degil.
Koca bir devletin koca bir savcisinin, parmak kadar bir kiz cocugunun 12- 13 yasinda tuttugu hatira defterini koskoca mahkemeye 'DELIL' olarak sunmasi, bir utanc belgesidir benim icin.
Zerrin benden cok kucuktu. Benim Istanbul'da henuz universitede okudugum siralarda Ankara'ya yazdigim mektuplar, gonderdigim siir ve fotograflari Zerrin hatira defterine dosemis. Kenar susleriyle bezeli defterin icine Cem Karaca sarkilari, Nazim'dan dizeler yazmis.
Ve koskoca savci, ciceklerle suslu bu pembe defteri bir torbanin icinden cikararak mahkeme heyetine suc delili olarak gosterdi. Sonra sayfalari gelisiguzel cevirerek bolumler okudu. Parmagini tehdit ederek salliyor ve "bakin! Daglar daglar yazmis" diyor utanmadan… Salondakilere, donuyor, yine kenar susleri arasina dosenmis bir kalp icine yerlestirilmis bir yarisinda Che'nin diger yarisinda sevgilisinin resmini yapistirdigi sayfayi sallayarak, Zerrin'in ne kadar anarsist, terorist, "komonist" oldugunu kanitliyordu…
Evet, TKP Istanbul davasi uzun aralar verilerek yillarca surdu. Ben 28 ay, Aydin 32 ay sonra, henuz dava devam ederken tahliye olduk. Ben, yurtdisina, Almanya'ya politik siginmaci olarak ciktim. Zerrin ve Aydin bir sure Bodrum'da yasamlarini surdurmeye calistilar. Pansiyonculuk, meyhanecilik gibi isler yaptilar. Ancak Aydin'in sirtinda sadece TKP davasi degil ayni zamanda Politika Gazetesi yazi isleri muduru olmasindan dolayi acilmis, yuzlerce yil ceza istenen davalar da vardi ve yeniden aranmaya baslanmisti. Onlar da Almanya'ya kacmak zorunda kaldilar. Ruhr Bolgesinde Duisburg'da, Parti'nin kontrolunde yayinlanan Turkiye Postasi Gazetesi'nde benim gibi gazeteci olarak calismaya basladilar. Zerrin bu arada hem gazetede calisti hem Almanca hem de yeni bir meslek ogrendi.
Zerrin Almanya'ya geldikten kisa sure sonra kisa suren bir yuz felci gecirdi, ama bir araz kalmadigi icin fazla ustunde durulmadi. Insan gencken galiba hastaliklara daha duyarsiz oluyor.
Sonra, 1993 yilinda Aydin'la ayrildilar. Zerrin cok buyuk bir uzuntu yasiyordu ki, sonradan 15 yil beraber olacagi kocasi Rainer Kristuf ile tanisti. Birbirlerini cok sevdiler. Ancak tanistiklarinin dokuzuncu ayinda, Zerrin'in 35. yas gununde yasanan sey hepimizin hayatini karartti.
Zerrin, Rainer'in evde oldugu o sabah ikinci buyuk felci gecirdi. Uc hafta kadar yogun bakimda kaldi. Olmesi an meselesiydi. Rainer bu sure icinde onu bir gun bile birakmadi. Zerrin henuz konusamayacak durumda hasta yatagindayken kardesimin parmagina yuzuk takarak onun hayata yeniden sarilmasina yardim etti. Yapilan arastirmalar sonucu hastaneden elimize verilen raporda kardesimin bogazini sIkan o killi acimasiz pencenin izleri cift tarafli olarak goruluyordu.
Bogazin on tarafinda bulunan atar damarlar uzerinde, cene kemiklerinin altinda kalacak sekilde cift tarafli „parmak izleri" vardi. Raporu aciklayan doktor, bu hasarin ancak elle yapilmis olabilecegini soyluyor ve bu tur bir bogazlanma olup olmadigini soruyordu. Bir sIkistirma neticesinde damar ceperleri birbirine yapismis, basincla akan kan, yapismis ceperi acmis ancak yirtilmasina neden olmus. Araya kan toplanmis ve kalinlasmis. Kan pihtisi Metris'te beynin sol yaninda bir bolgeyi, yillar sonra Almanya'da da sag yanindaki bir bolgeyi tahrip etmis. Ameliyat, hasarli kisim kemik altinda kaldigi icin yapilamiyordu. Ancak yasama istegi agir basmis ve damarlarin tikali olan bolumlerinde vucut kendi kendine bypass yapmis, kilcal damarlar kanin akmasi icin bir kopru olusturmuslardi. Sonuc: Zerrin o gun kurtuldu. Ama yapilan tum tedaviye ragmen o tarihten sonra, 35 yasinda, hayatinin en guzel yillarini sol tarafi felcli olarak surdurmek zorunda kaldi.
Ve yine hayatinin en guzel yillarindan birinde, tam da, „Abla bu yil 50 yasimi sevdiklerime bir parti vererek kutlamak istiyorum. Insan her zaman 50 yasina girmiyor ki" dedigi gunlerde aramizdan ayrildi.
Onu buldugumda son nefesini henuz vermisti. Mosmor olmus dudaklarina tuhaf bir gulumseme oturmus ve kocaman actigi kara gozlerini tavanda bir noktaya dikmis bakiyordu. Kardesimin gozlerini kapatamadim. Iste gercek bu… Onun bu son bakisini hic unutmayacak ve onu her zaman sevgiyle animsayacagim.
Ama bu bakisin, Zerrin'in yasaminin bu bicimde son bulmasina sebep olan o killi pencenin sahibinin ve onun sahiplerinin kabusu olmasini diliyorum.
Berin Uyar (24 Ocak 2008) |