|
Coğrafyamızda 'kardeşliğimizin' tarihi ne Bedrettin'le başladı ne de Hrant'la bitti. Bu coğrafyada halklar yanyana yaşadı, komşuluk yaptı, birbirleriyle evlendi, ortaklık, dostluk yaptı, aynı sıralarda oturdu, aynı güneşin altında çamaşırlarını kuruttu. Örnekleri çoğaltabiliriz. Evet halklar 'kardeştir'.
Ama ya geçmişimiz ya önümüzde duran kanla yıkanan coğrafyamız. Gerçekten geçmişe bakarak kardeş olabilecek miyiz? İlkokul sıralarında bize yutturulan tarihle yüzleşme cesaretimiz var mı?
Kan bağına dayalı kardeşlik. Gerçekten bizim ihtiyaç duyduğumuz bu mu? Yine abi kardeş, yine baba, yine büyük babalar vb.
Bir bakalım geldiğimiz yerlere veya kökümüzün kaynak noktası diye gösterilen membaya! Nelerle övündük, kimlerle gök semalara çıkmaya çalıştık. Bize bıraktıkları mirası da sürdüruyor olmamız anlaşılır değil mi?
'... ve her kimseye evladımdan saltanat müyesser ola, karındaşlarını namı alem için katletmek münasıbdır.' Bu sözler, tarihimizin 'medâr-ı iftiharı' Fatih'e aittir. Taht kavgalarını engellemek için kardeş katlini olumlamakta, hatta kural haline getirmektedir.
Ne oldu dersiniz. Fermanı çıkaran Fatih'ti ama, katliamlar zinciri ondan çok önce, daha Osmanlılar bir beylikken, Osman Gazi'nin amcası Dündar'ı öldürmesiyle başladı. Osman, kardeşleri Halil ve İbrahim'i de öldürttü.
Murat, oğlu Savcı Bey'i öldürttü. Onun oğlu Yıldırım, bütün kardeşlerini öldürttü. Onun oğulları birbirleriyle savaştılar. Sağ kalan Çelebi Mehmet padişah oldu. Fatih, beşikteki kardeşini öldürttü. Onun oğulları Bayezid ve Cem birbirleriyle savaştılar. Bayezid, Avrupa'ya kaçan kardeşini dillere destan bir hazineyi rüşvet vererek zehirletti.
Bayezid'in üç oğlundan Selim, taht ağabeyi Ahmed'in hakkı olduğundan darbe yaparak tahta geçecek ve babasını zehirlettikten sonra, sırasıyla iki kardeşini, yeğenlerini, kardeşlerinin çocuklarını öldürtecekti. Onun tek oğlu vardı; ünlü Sultan Süleyman. Kardeş katili olmayacaktı, ama o da oğlu Mustafa'yı öldürttecekti. Mustafa ölünce de birbirine giren iki oğlundan İran'a kaçan Bayezid'i ve dört oğlunu rüşvet vererek öldürttecekti.
Sarhoş lakaplı Selim'in oğlu Murat, tahta geçer geçmez ilk işi beş kardeşini boğdurtmak oldu. Onun oğlu Mehmet, on dokuz kardeşini boğdurtmakla kalmadı, babasından hamile olduğunu düşündüğü yedi cariyeyi de hamile haldeyken boğdurttu. Onun oğlu Ahmet henüz çocuk yaşta tahta oturmuştu ve öldüğünde tahta çıkacak yaşta çocuğu yoktu. Çaresiz tahta kardeşi Mustafa'yı çıkardılar. Ama, yıllardır harem dairesinde bir odada kapalı kalarak ölümü bekleyen Mustafa çıldırmıştı. Tahta çocuk yaştaki Osman (Genç) çıktı. Önce kardeşlerini yalnızca harem dairesine kapatmakla yetinse de Osman da Şehzade Mehmet'i boğdurarak geleneğe uydu. Bir yıl sonra Yeniçeriler tarafından ırzına geçildikten sonra kendisi de öldürüldü.
Yeniden amcası Mustafa tahta çıkarılacak, ancak deliliğinin iflah olmaz düzeyde olduğu bir kez daha görülünce tahta, Osman'ın henüz sünnet olmamış en küçük kardeşi Murat geçecekti. On bir yaşındaki Murat, Osmanlı tahtının en kanlı padişahıydı. Büyüyünce, o da kardeşlerini öldürttü. Murat'ın çocuğu yoktu. Yaşayan tek şehzade ise, kapalı odada ölümü bekleye bekleye çıldırmış olan İbrahim'di. Oğlu büyüyünce hemen tahttan indirildi ve oğlu Mehmet onu öldürttü. Onun kardeşi Süleyman'ı tahta geçirmek için harem dairesinde kapalı olduğu odaya saray görevlileri geldiğinde öldürüleceğini sanarak ağlamaya başlamıştı. Kısa süre sonra onun da çıldırdığı anlaşılacak ve tahttan indirilecek, yerine Ahmet geçecekti. O da Patrona Halil İsyanı sırasında katledilecekti.
Dehşet sahnelerinin sonu yok gibi.
Evet 'kardeşlik' kocaman bir yalan. Ben dostluktan yanayım. 'Halkların kardeşliği'nin gerek söylem gerekse slogan olarak kulağa hoş gelen bir yanı var tabii ki. Ama olmadı. Olmuyor. Sorun biz miyiz? Sorun halklarda mı? Beceremedik mi acaba. Böyle olmasını isteyenler mi var? Ama nereden bakarsanız bakın sonuç; ağlıyor, bağırıyor, haykırıyor, yalvarıyoruz. Değişen bir şey yok. Kardeşlik hem kan bağıdır, hem kardeşlik için bu coğrafyanın mayası oldukça bozuktur.
Ne yazının başlığı oldu ne de kardeşlik olabildi. Ne Serez'in yağmuru durdurdu kardeş kanını ne de Osmanbey'in kaldırımları. Serez'de 'Yağmur çiseliyor/Serez çarşısı dilsiz/Serez çarşısı kör.' Sanki Osmanbey aydınlıktı da ne oldu? Kör değildi de insanlar ne yaptı? Dillerinin bağı mı çözüldü! Miras kötü olunca, tarih kanla beslenince, kan doyuruyor insanların gözlerini.
Osmanlının kanlı mirası, kardeşin kardeşi iktidar uğruna yok ettiği, entrika ve hile ile iktidarın el değiştiği bir tarih üzerinden yükseldik/doğduk! Bir ucundan diğerine kardeş kanıyla abdest alan padişahların hükmettiği kutsal topraklardan öğretiyi alırsan zor olur bu çoğrafyada kardeşlik. Gelin sloganı değiştirelim. Kana değil bilgiye akla hizmet eden bir vurgu yapalım. Bir şans tanıyalım kendimize. 'Yaşasın halkların dostluğu' diyelim.
Belki bu olur.
|