|
Çocukluğunuzda okuduğunuz ya da dinlediğiniz masallardan, öykülerden bilgi dağarcığınızda neler kaldı? Her masal ya da öykü, gerçek yaşamdan bir parça değil mi? Masal kahramanları, dün olduğu gibi bugün de aramızdan birileri. Çocuklar, masallar dünyasında sorunlardan uzak, mutlu yaşarken kimi büyükler de bazen "masallar gerçek olsa" demiyor mu? Düşlerle gerçekler arasındaki uzun ince yolda, her şey her zaman çok da net değil. Hepimizin kafasında, gerçekleştirmek istediği bir uzun öykü yok mu? Ama neyi, ne kadar gerçekleştirebiliyoruz, yaşam ne kadarını engelliyor, ne kadarını unutturuyor. Dünya hızla değişirken masallar, masal kahramanları hatta anlatıcılar da değişti. Artık günümüzde kitap kasetleri gibi masal kasetleri de var. Güzel bir müzik eşliğinde, güzel sesli anlatıcılar; dedeler, nineler yerine masallar anlatıyorlar günümüz çocuklarına. "Sanal" sözcüğü de girdi artık yaşantımıza. Sanal market, sanal roman, sanal masal derken, sanal babaanne, sanal anneanne. Çocuklar masal dinlerken "ne olur bir daha bir daha" diyerek tekrar anlatılmasını istediklerinde, kasetin veya bilgisayarın düğmesine dokunmakla işlem tamamlanıyor. Her ne kadar dokunulan düğmeler, insan sıcaklığında olmasa da amaç gerçekleşiyor. Eski masallar da gençleri doyurmuyor artık. Onlar, değişen, gelişen dünyaya bir başka türlü uyum sağlamaya çalışıyorlar. Bilinmeyen, tanınmayan, görülmeyen kahramanlar, chat'ler, e-mail'ler aracılığıyla öyküler oluşuyor. Birkaç saatte değil, birkaç dakikada, hatta saniyede kurulabiliyor bağlantılar... Ve aynı hızla bitebiliyor da... Oysa nasıl da uzundu eski masallar... Anlatılmakla bitmezdi. Örneğin; 1001 gece masallarındaki öyküler, dakikaları değil, günleri, ayları, yılları düşündürürdü dinleyenlere, alınacak ne çok ders vardı alabilene. Kolay değil, kıvrak bir zekâ ile kaleme alınmış, sabır, merak, hoşgörüyü işleyen 1001 masal. Yeni yüzyıl çocukları, 1001 gecelik bir sabrı düşleyebilirler mi? Onlara: "Deve tellâl iken, pire berber iken, ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken..." diye başlarsanız doğal olarak hemen itiraz ederler... "Annenin beşiğini nasıl sallayabilirsin?" Hele, "onları dünyaya leyleklerin getirdiği" masalı, artık tümden geçerliliğini yitirmiştir. Bizim sınırlı dünyamıza göre, onların düşleri sınır ötesi. Artık onlar gerçeküstü öyküleri de rahatlıkla düşünebiliyorlar. "Şimdiki çocuklar harika"... Gençlerimizin kimliklerinin, kişiliklerinin oluşumunda, olayın bir de diğer yönü var. Yeni masallarda, öykülerde, şarkılarda, dizilerde, filmlerde bizim kuşağa yabancı, yeni bir dünya sergileniyor. Yersiz kaygılara mı kapılıyoruz acaba? Kahramanlar, daha güçlü, daha güzel, daha zengin, daha uyanık, daha farklı olmak uğruna büyük mücadele veriyorlar. Bu uğurda daha bencil, daha acımasız, daha şiddetli olmak zorundalar. Yoksa yaşımız ilerledikçe biz mi daha duygusal oluyoruz? Çevrenize bir göz gezdirin lütfen; Gazete ve dergilerdeki çizgi romanlar, televizyon dizileri, toplumsal olaylar; "En büyük benim" , "En kahraman ben olmalıyım", "Türkiye benimle gurur duyacak" imajını oluşturmuyor mu? Yıllık değil, günlük, aylık starlarımızın "imaj maker'ları' da böyle istiyorlar, böyle düşünüyorlar. Görüntüler gibi duygular da mı değişime uğradı. Eski masallarda duygular da farklı yaşanırdı... Eski masallarda çocuklar, üvey annesinin acımasızca davrandığı küçük kıza (külkedisi) nasıl üzülür, onu kurtaran beyaz atlı prense nasıl da sevinirlerdi. Oysa eski masallardaki "beyaz atlı prens", günümüz reklamlarında, son model bir arabanın içinde "beyaz atlı prenses"e dönüştü. "Özgürlük" anlayışı da başkalaştı. Eskiden özgürlüğün sınırları, toplumun değer yargılarıyla, ailenin anlayışıyla belirlenirdi. Oysa yeni reklamlarda özgürlüğünüz, son teknolojiyle üretilmiş cep telefonunuzun kapsama alanıyla belirleniyor. Cep telefonları yaygınlaşırken, yeni öğrenci öykülerinde, cep telefonuyla mesaj göndererek çekilen kopyalar var. Oysa eski öğrenci öykülerinde emekle, zahmetle, ustalıkla, yaratıcılıkla çekilen kopyalar vardı., onu da herkes çekemezdi Değişen dünyamızda insanlar da değişime ayak uyduruyor. "Biz sizin yaşınızdayken..." demesek de, bağışlayın, "Bir zamanlar..." demek zorundayız, gerçekler yadsınamıyor. Bizim masallarımızda iyiler, er veya geç ödüllendirilir, iyilik eden iyilik bulurdu; Masal kahramanları, çok yakışıklı olmasa da (Keloğlan gibi) sevdiğine kavuşur, mücadele ederek, çabasıyla sonuçta amacına ulaşırdı. Oysa günümüz televizyon dizilerinde kahramanlar nasıl da yakışıklı, nasıl da karizmatik. Güçlerini, ellerindeki son model silahlardan, çevrelerindeki adamlardan alıyorlar. Bazı genç kızlarımız, onlar gibilerle karşılaşmak istiyor, delikanlılarımız onlara özenebiliyor. Bizim masallarımızda kötüler mutlaka cezasını bulurdu, her durumda aklını kullanmak önemliydi. Kötülerin de olabileceği bir dünyada yaşadıkları, çocuklara düşündürülür, ders almaları istenirdi. Düş bile olsa "kırmızı şapkalı kız"ı , "kötü kurt"un karnından çıkarabilen "cesur, iyi yürekli avcılar" da daima aramızdaydı. |