|
Vitrin, ışıltılı olur. Işıklar öyle bir yansır ki vitrindekilere, kusurlar, yanlışlar gözükmez. Vitrinde gördüklerinizi gerçeği ile karşılaştırdığınızda sonuç ya hüsran olur ya da en iyi ihtimalle çok tatminkar olmaz ama satılan mal da genelde geri alınmaz. Gündelik hayatımızda sıkça duyduğumuz sözlerden biridir kendini satmasını bilmek. Ne kadar sık duysam da her duyduğumda irkilmekten kendimi alakoyamadığım, deyim demeye dilimi vardıramadığım bir söz... Bu sözün gereğini yerine getirenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır, hem gündelik hayatta yanıbaşımızda, hem de bugün benim bahsedeceğim konu itibariyle siyasette. Ama hangi siyasette? Soruyu saklı tutayım. Konuya başka bir noktadan girmeye çalışayım. Yeni Şafak yazarı Fatma K. Barbarosoğlu “Cumhuriyet’in Dindar Kadınları” isimli kitabında amaçlarından birini şöyle ifade etmiş: “Hikayelerini kaleme aldığım ilk kuşağın şehirli kimliğine vurgu yapmamın sebebi, başörtüsü ve köylülük üzerinden kurulmuş olan yanlış bağlantının altını çizmek.” Türkiye’de gericiliğin toplumsal örgütlenmesinin beraberinde ideolojik üretim mekanizmaları da tam randımanlı çalışmaya devam ediyor. Aydınlanmacılığın değerlerini kuşanarak, ya da bu değerlerden seçmece yaparak aydınlanmacılığa karşı kimlik oluşturuyorlar. Hem de beraberinde ironik bir biçimde, ilericiliğe karşı cephe kurararak... Kadınların özgürlüğü üzerinden yürütülen kavga bunun örneklerinden birini oluşturuyor. Köylülüğün ya da eğitimsizliğin türbanın kaynağı olduğu türünden görüşler reddediliyor, “şehirli ve okumuş kadın da türbanlı olur” deniyor. Ve benzeri bir sürü tez... “Kadınlar islami kimlik ile de özgür olur”dan, “kadınlar ancak islami kimlik ile özgür olur”a kadar geniş bir yelpaze! Yazarın türban ile ilgili köylülük ve eğitimsizlik suçlamalarına karşı savunma çizgisi oluşturmaya çalışırken kendisinin “elitist” bir konumlanış almaktan kaçamaması ayrı bir yazının konusu. Konumuza döneyim ve bir başka Fatma Hanım’la devam edeyim. AKP Kadın Kolları Başkanı ve Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin, kadın gazetecilerle bir araya gelmiş ve 8 Mart öncesinde istihdam, eşitlik, şiddet ve eğitim başlıklarını ele alacakları bir çalıştay düzenleyeceklerini bildirmiş. Kadınların çok kırılgan olduğunu, takım ruhu ile oynayamadığını ifade etmiş! Kadın sorunu ve diğer sorunlarla ilgili olarak da “Hiçbir sorunu halının altına süpürmedik” demiş. Halının altına süpürmek demişken aklıma geldi. Fatma Hanım acaba Tekel işçisi kadınlardan haberdar mı? Hani şu küçücük çocuklarını yakınlarına bırakıp Ankara’ya gelen, ekmeği, geleceği için direnen, Emine Erdoğan’a, Hayrünnisa Gül’e ve kadın milletvekillerine mektup yazan Tekel işçilerinden? Bu “takım”, takım değil mi? Yoksa ruhu mu işlerine gelmedi? Sadaka dağıtmayı iyi bilen ve bunu halkçılık olarak göstermeye çalışan AKP, emekçilerin hakları söz konusu olduğunda küme düşmektedir. Kadınların özgürlüğünden dem vuran, “modern” dünyanın “özgür ama müslüman” kadın imajını parlatmak ile uğraşan, kadın sorunun da görünen köye kılavuz misali çalışmalar yapan, çalıştaylar yapacak olan AKP, ateşin düştüğü yeri görmezlikten gelmekte, afaki söylemin sığ sularından öteye geçememektedir. Edebi bir dil de, “dobra dobra” bir üslup da Fatma Hanımlara yetmiyor, yetmeyecek. Vitrinlerin ışıkları sönecek... |