| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 128259
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa
|
Cezaevleri ve tutsaklar... |
|
|
|
Yazar Esra Çiftçi
|
|
08/01/2010 |
Yeni yıla girdiğimiz şu günlerde cezaevleri dolup dolup taşıyor. Hani 'bir sirkülasyon var' desem o da yok, cezaevine giren bir daha çıkamıyor. Hükümet neredeyse eline geçirdiğini tıkıyor zindana, çocuklarda dahil buna. KOBİ'ler adı altında 'yoksul halkı ev sahibi yapacağız' diyerek, sağ ceplerini dolduranlar, şimdi yeni cezaevleri yaparak sol ceplerini mi doldurmaya çalışıyorlar? Yeni yapılacak cezaevlerinin parasını tutsaklardan alırlarsa da hiç şaşırmamak gerek, ne de olsa birçoğu müebbet hapse mahkum...
Bu ülkenin kanayan yarasıdır cezaevleri ve tutsaklar. Devletin terbiye yöntemidir, cezaevinde işkence yapmak, öldürmek, tecrit uygulamak... Bu yöntem hiçbir zaman değişmedi, yıllardır militarizmin tutsaklara ne yaptığını biliyoruz, birçoğu hatta hepsi işkencehanelerden geçmiş, işkence görmüş ama bütün bunlara rağmen inandıkları düşüncelerden vazgeçmemişler. Ben onların bu direncine saygı duyuyorum. Şu an birçoğu F tiplerinde tecride mahkumlar, birçok hakları ellerinden alınarak ölüme terk ediliyorlar.
Bunların hiçbiri bize yabancı değil, sorun daha da vahim. Çünkü o insanlar muhalif kimliklerinden dolayı zindandalar, devletin onları nasıl gözden çıkardığını biliyoruz, ya toplumun görmezden gelmesini nasıl açıklayacağız? Hepimizin gözden çıkardığı insan topluluklarıdır tutsaklar...
Bugün zindanlar 12 Eylül'ü aratmıyor, 12 Eylül gibi bir vahşet hem dışarıda, hem içeride yankı bulurken yine de toplumsal bir duyarlılık vardı. 90'lı yıllarda da bir şekilde devam etti ama 2000'lerden sonra ve özellikle F tipi sürecinden sonra toplumda bu duyarlılık kayboldu. Sanki herkes kör ve sağırı oynuyor...
Ne oldu bize! Vicdanlarımız nasıl böyle köreldi?
Tutsakların birçok hakları kağıt üzerinde var gibi gözüküyorsa da, uygulamada değil... Bütün bunlara rağmen bize ulaşmaya çalışıyorlar. Cezaevi ile ilgili kurumlar ne yapıyor? Tutuklu aileleriyle dayanışma dernekleri ne yapıyor? Aydınlar, solcular neredeler? Kimse kızmasın bana ama cezaevlerinde tutsaklar ölüme terk edilirken, dışarıdaki duyarlılığın yetmediğini görüyoruz...
Biz nasıl böyle olduk? Tutsaklara nasıl böyle yabancılaştık? Onlar bizim çocuklarımız, eşlerimiz, anne-babalarımız, yoldaşlarımız, arkadaşlarımız değil mi artık...
Çığlığım artık çıkmıyor...
Güler Zere'nin tahliye olması sevindiricidir ama Güler gibi ölümü bekleyen diğer tutsaklar için de yapılacak bir şey yok mu? A. Samet Çelik aylarını bekliyor belki de!
Şu an cezaevinde çok ciddi sağlık sorunu olan tutsakların durumu vahim. İnsan Hakları Derneği'nin Cumhurbaşkanına, Adalet Bakanı'na ve birçok yetkili kuruma sunmuş olduğu sağlıkları oldukça kritik olan 39 hasta tutsağın listesi var. Bunlar,
A. Samet ÇELİK, M. Emin ÖZKAN, Erol ZAVAR, Gazi DAĞ, Halil GÜNEŞ, Hayati KAYTAN, Hediye AÇIK, İnayet METE, İsmet AYAZ, İzzet TURAN, Mehmet Ali ÇELEBİ, Nesimi KALKAN, Hulki GÜNEŞ, Remzi AYDIN, Yusuf KAPLAN, Yaşar İNCE, Mesut DENİZ, Kemal ERTÜRK, Aslan KARSLI, Latif BODUR, Veysi ÖZER, Taylan ÇİNTAY, Cengiz EKER, Kemal ÖZELMALI, Deniz YILDIZ, Görgün OKTAR, Lokman AKBABA, Metin KARA, M. Sıddık CENGİZ, Selim BUĞRAHAN, Hüseyin BABAR, Ahmet AKYOL, Hasan ALKIŞ, Nurettin SOYSAL, İsa YAĞBASAN, Seyithan BOZDAĞ, Mehmet TAPAR, Emrah KAÇAR, Temino BAYSAL.
En azından bu 39 arkadaşımız için bir şeyler yapabiliriz. Hiçbirinin tedavisi sağlıklı ortamda yapılmıyor, bırakın sağlıklı ortamı hiçbiri doğru dürüst hastaneye bile sevk edilmiyor, birçoğunun cezaevinde kalması bile onları ölüme bir adım daha yaklaştırıyor. Devletin idam ederken yöntemi değişti, artık ip ve cellat kullanmıyor, onun yerine ölüme terk ederek idam ediyor. Devletin uyguladığı çifte standart resmen gözümüze sokuluyor. Ergenekon mahkumlarına yapılan hiçbir uygulama siyasi tutsaklara yapılmadı. Adamlar resmen cezaevinde kendilerini yenilediler, bir estetik ameliyat olmadıkları kaldı.
Tutuklu ve hükümlüler devlet otoritesi altında bulunuyor, devletin, onların başta yaşam hakkı olmak üzere tüm hak ve sorumluluklarını gözetmeden yükümlü olduğunu ve bunun tartışmasız olduğunu artık bilmesi gerekiyor. Anayasa'nın 17. maddesi, 'Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir' der. Yine Anayasa'nın 56. maddesinin 3. fıkrası 'Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler' der. Tam da bu noktada sorumluluklarımızı hatırlayalım. Toplumsal duyarlılık yaratmadığımız sürece de, ölümlere seyirci kalacağımıza benziyor.
Bir yılı geride bıraktığımız şu günlerde, yeni yılın tüm güzelliklerinin tutsaklara olmasını diliyorum. 2010 yılı tutsakların özgürlük yılı olsun... Günlük |
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|