Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 128259
Ana Sayfa
BENİ YAYLAYA ÇIKARTIN! Yazdır E-Posta
Yazar Nevzat BERBER enternasyonalforum   
21/01/2010
12 Ekim 1980…

Darbeden bir ay sonra…

Mamak’ta 11.koğuş…

Yirmi kişilik bir koğuştu ama içerisine otuz beş kişi adeta sıkıştırılmıştı. Yataklarda iki kişi birden yatmak zorundaydılar. Daha evvel yapılan operasyon sonucunda mahkumlar tarafından ranzalar koğuş kapısına yığılıp barikat kurulduğu için bütün ranzalar idarece sökülüp alınmış ve tutuklular yataklarını yan yana yerlere sermek zorunda kalmışlardı. Sular günde bir saat kadar akıyor ve kap, kacak ne bulunursa dolduruluyordu. Mevcut iki tuvaletin birisi tıkalı olduğu için suların aktığı saatlerde tuvaletin önünde uzun kuyruklar oluşuyordu. Operasyon sonrası el konulduğundan içeride yiyecek, giyecek malzemelerin koyulacağı bir dolap bile bulunmuyor, bu tür eşyalar bir kenara yığılıp, üzerlerine gazete kağıdı serilerek korunmaya çalışılıyordu…

Koğuşta, koyun koyuna yattıldığı, yemeklerin gazete serilerek yatakların üzerinde yendiği ve doğru dürüst temizlik yapılmadığı gibi idarece uzun bir zamandır da banyoya götürülmediği için 11.koğuşun bütün tutukluları bitlenmişti. Üzerlerinden çıkan bitleri değişik şekillerde yarıştırarak, şampiyon biti bulmak tutuklular arasında bir eğlence şekline dönüşmüştü. Yeni gelenler bu oyunu tiksintiyle karşılarlar her gün çamaşırlarındaki bitleri temizlemekle uğraşırlar fakat çok geçmeden onlar da bu duruma alışıp, bitleriyle barışık bir şekilde yaşamaya başlarlardı.

Blokta sayım girişteki ilk koğuş olduğu için önce 11. koğuştan alınırdı. Demir kapıya copla art arda vurulur, ‘Koğuş sayım düzeni al!’ diye adeta böğürürdü gardiyan çavuşun biri, ama bu kez önce kapı açıldı ve ‘dikkat!’ diye böğürdü nöbetçi gardiyan çavuş. Ranzalardan fırlayıp esas duruşa geçti herkes. İçeriye sayım mangası girmemişti. Koridordan önce ardı ardına bir vücuda çarpan cop sesleri geldi kulaklara, sonra da yediği tekmenin şiddetinden olacak içeriye koşarcasına giren ak saçlı, ak sakallı, kahverengi şalvarlı ve kolları çekmiş, rengi solmuş dar bir siyah ceket içerisinde kamburu çıkmış, ufak tefek bir dede tökezleyerek düştü esas duruşta bekleyenlerin ayaklarının dibine. Önce takım çavuşu ve ekibinden oluşan işkence tayfası daldı içeriye. Yerinden fırlayıp yardım etmek isteyen iki mahkum esas duruşlarını bozdukları için hemen dışarıya, koridora alındıktan sonra, “Niye yardim ediyorsunuz? Siz papaz misiniz? İmam mısınız ulan?” sözlerinin ardından alışıldık cop sesleri yankılanmaya başladı koridorlarda. Tekrar içeriye giren takım çavuşu “Bana bakın lan!” diyerek tehditkar bir sesle bağırdı. Elindeki copu avuçlarına usul usul vurarak; “Bu adamın altmış yedi yaşında olmasına, saçının sakalının ağarmasına bakmayın sakın. Komünistlerin şefi oğlum bu adam. Bir sürü gencin kafasını bulandırıp kanına giren tehlikeli bir adam bu. Komünistlere bomba dersi veriyormuş, evinde bomba yapımında kullanılan malzemelerle birlikte yakalanmış, yaşına başına acımak yok oğlum bunun. Eğer kendisine yardım edeni, özel davrananı görürsem, hiçbir mazeret dinlemem, dışarı alınanlar gibi oyarım valla.” dedikten sonra copuyla ihtiyarı göstererek, “Şimdi sayıma on beş dakika kaldı, hemen bütün kuralları öğretin, sayıma hazır olsun.” diye son emrini verip tayfasıyla birlikte çıkıp gitti.

İçerdekiler şaşkınlık içerisindeydiler. Her partiden, hareketten, örgütten insan vardı koğuşta ve hiç kimse de tanımıyordu “tehlikeli” Resul Dayı’yı. kimin şefiydi ki acaba?..

Birkaç kişi, bir köşede morarmış olan ellerine Lassolin merhemi sürmekteydiler yeni konuğun. Diğerleri hemen yanlarına gelip “Geçmiş olsun.” Dediler. Cevap vermemişti Resul Dayı. Ağzından sadece “Cezmi ile Hatun” isimleri döküldü. Sonunda koğuşun kuytu bir köşesinde yapılan konuşmalarla olay açıklığa kavuştu. Cezmi ve karısı Hatun bitişik komşularıydı. Aynı memleketliydiler, uzaktan da akraba olurlardı. Belediye, yol nedeniyle zaten tapusuz olan arsalarının bir kısmına el koyunca Cezmiler de Resul Dayı’nın arsasına sarkmışlar, böylece aralarında bir husumettir başlamış. Resul Dayı da bilmem hangi örgüte yataklık yapıyor diye ispiyonlanmış ve evinde yapılan aramada devrimcilerin dağıttığı birkaç dergi ve bildirinin yanı sıra bir de otuz beş santimlik su borusu çıkınca, “Tamam, bununla parça tesirli bomba yapıyorlar.” denilerek göz altına alınmıştı. Kalan senaryoyu zaten emniyette tamamlamışlardı.

Sayıma çıkılacağı zamana az kaldığı için, “rahat-hazır ol” dersi verildi Resul Dayı’ya. Tekmil nasıl verilecek, sayı nasıl okunacak, kısaca anlatıldı; bir iki tatbikat yaptırıldı...

Koğuş mazgalına copla vurulup “Sayım vaziyeti al!’ denilmesinin ardından demir kapı gıcırtıyla açılıp, “Dikkat!” çekildi. Önce takım çavuşu ve sayım mangası ile bir - iki sivil gardiyan, arkasından nöbetçi üsteğmen girdi içeriye. “Kıdemli” Diye anılan koğuş sorumlusu, adını, memleketini ve koğuş sayısını sıralayıp, “Emredersiniz komutanım” diye bağırarak takım çavuşuna tekmilini verdi. Sonra takım çavuşu nöbetçi üsteğmene selam durup, aynı şekilde tekmil vererek, baştaki arkadaşa “Sağdan say!” diye bağırdı. Sayımın bitimiyle birlikte aynı çavuş bu kez, “Rahat!” diye bağırdığında ayaklar hızla yere vurularak, bütünsel bir rap sesi duyuldu ama arkadan cılız bir rap sesi daha geldi. Resul Dayı idi bu cılız rap sesinin sahibi. Gençler gibi seri davranamıyor ancak yetiştiriyordu ayağını. Birkaç kez daha komut tekrarlandı ama sonuç değişmedi Resul Dayı bir türlü ayak uyduramıyordu. Her komuttan sonra numara yapıyorsun diye ellerine copla vuruldu. Bir kişi dayanamayıp Resul Dayı’nın yaşlılığını hatırlattı, fakat, “Sen onun avukatı mısın?” denilerek savunucu koridora çekilip, elleri şişene kadar coplandı.

Ertesi gün koğuşa getirilen makine ile saçları, sakalları sıfır numarayla kesilince dişsiz ağzına çöken yanakları, kirpiklerine düşen kaşları, içe doğru kıvrılmış dudaklarıyla daha bir yaşlı görünmüştü Rıza Dayı koğuştakilere. Bu hâline gülen de oldu hüzünlenen de... Her sayımda, havalandırmadaki her eğitimde ve marşlar gibi, cumhuriyetin ilkeleri gibi ezber zorunluluğu olan, sonradan koğuş çavuşunun sözlü sınav yapıp tenlerde bol bol copunu şaklattığı zulüm derslerine uyum gösteremediği için dayak atıldı, şınav çektirildi, hakaret edildi Resul Dayı’ya... Birkaç gün sonra yaşlı elleri morluk ve yara içinde kalmıştı. her coplanmasından sonra Koğuştaki arkadaşların ellerine sürdüğü Lassolin veya Bengal gibi merhemler, yaptıkları masajlar artık işe yaramaz olmuş, ellerindeki yaralar ona acı vermeye başlamıştı.

Sessiz bir adamdı Resul dayı. Kimseyle konuşmaz, sadece sorulduğu zaman kısa kısa cevaplar verirdi. Koğuşun mazgalından bakan gardiyanın göremediği en ücra tarafında bir yana çöker; dinlenme saatlerini, düşünerek, kendi kendine bir şeyler mırıldanarak geçirirdi. Kimi zaman da sessiz sessiz ağlardı. Nedense hep sağ gözünden akıp, yanağından süzülerek şalvarına dökülürdü gözyaşları. Elini atıp gözlerini silmez, gözyaşları akarken düşüncelerinden kopmazdı. Hiç çıkartmadı şalvarını ve solmuş, çekmiş siyah ceketini. Öyle yattı, öyle kalktı. Sanki her an birileri çağıracakmış da çekip gidecekmiş gibi bir hâli vardı; ama günler, haftalar geçmesine rağmen hiç kimse çağırmadı onu, kimse ziyaret gününde ismini okutmadı…

Saat gecenin yarısını geçmiş ve uyuyamayanlar, tuvalete kalkanlar hâlâ alışıldığı gibi köşesinde çökmüş, başını önüne eğmiş ve sabit bir noktaya gözlerini dikerek düşünür durumda görmüşlerdi Resul Dayı’yı. “Hayırdır? Hâlâ uyumadın mı dayı?” diyenlere cevap vermemiş, düşüncelerinden bir an olsun kopmamıştı o gece. Önceki gün yine torunu yaşındaki askerler eziyet etmişler, sırtına ayaklarıyla basıp, şınav çektirmişler, dalga geçip, çeşitli hakaretlerde bulunmuşlardı. Onu korumaya çalışan birkaç genci de yine gözlerinin önünde acımasızca dövmüşlerdi. Zaten hiç durmadan türlü türlü eziyet ve işkence gören çocuklar, bir de onu sahiplenmek, korumak adına fazladan dayak yemiyorlar mıydı, en çok da bu koyuyordu ona...

Birden nefes alamadığını hissedip, camları operasyon sırasında kırılmış pencerelerinden birinin önünde dikildi. Serin havayı derin derin çekti ciğerlerine. Kendinden önce Ankara’ya yerleşen kardeşinin ısrarlı çağrılarına uyup, bir gecekondu uğruna yükleyip öteberiyi kamyona bu yaban ellere geldiği güne lanetler okudu. “Bok mu vardı buralarda? Bir karı bir koca huzur içinde yaşayıp gidiyorduk işte köyümüzde.” diye kendine ve güzelim köyünden ayrılmasına sebep olan kardeşi Cemil’e verdi veriştirdi. Sabaha çok az kalmıştı ama hâlâ gözlerinde bir dirhem uyku yoktu.

Halbuki ne güzel olurdu bu mevsim köyü, sabaha karşı gökteki bulutlar taa aşağıya iner ormandaki ağaçların yarı beline dolanıp süzülürdü. Ormanın ve bulutların kucaklaşması, sevişmesiydi sanki bu doğa olayı. Karadeniz’e özgüydü… Bambaşka güzellikteydi memleketi... Hele yaylaları, bin bir çeşit kır çiçeğinden havaya yayılan kokuların soluklara karışıp insanı şarhoş ettiği, üzerlerinde şahinlerin, kartalların özgürce kanat gerdiği, sabahları davarların boynuna takılan çan sesleriyle uyandığı o serin, güzelim yaylalar… O düğün tadında geçen ziyafetlerin verildiği, horonların tepildiği yayla şenlikleri... Ah! Nasıl da şeytana uyup gelmişti buralara... Birden yine nefes alamadığını hissetti. Boğuluyor gibiydi. Derin bir nefes almak istedi, ama alamadı. Gömleğinin yakasını açtı, bunaldıkça bunaldı. Yapışıp pencerenin demir parmaklıklarına koparıp atmak, kaçıp gitmek istedi ama ne kadar zorladıysa da koparamadı. Birden boğulduğunu düşündü ve bir yandan pencerenin parmaklıklarını zorlamaya devam ederken bir yandan da; “Çıkarın beni!.. Beni yaylaya çıkarın!.. Beni yalaya çıkarın!” diye bağırmaya başladı… Yaşlı, titrek sesi gecenin karanlığını yırttı geçti. Bütün B Blok mahkumları bu sese uyandılar. Yeni bir operasyon olduğunu düşünüp yataklarından telaşla fırladılar… Resul Dayı gittikçe cılızlaşan sesiyle bağırmaya devam ediyordu. Kısa bir zaman sonra nöbetçi subayı bir manga askerle içeriye girdi ve Resul Dayı’yı pencere parmaklıklarından zorla söküp aldılar...

Bir daha geri getirmediler…

O haykırış koğuşun duvarlarında asılı kaldı:

“Beni yaylaya çıkartın!”
Son Güncelleme ( 21/01/2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.