Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 485543
Ana Sayfa
KOMÜNİSTLERİ TANIYAN KÖPEK Yazdır E-Posta
Yazar Şirince   
29/01/2010
 "Başkente yeni gelmiştim. Öteki kentlerde olduğu gibi burada da komünist avı tüm yoğunluğuyla sürüyordu. Yoğunluktan bile öte gibi sanki. Enlemesine, boylamasına, verevine, genişlemesine, derinlemesine..

Radyo, televizyon ve de henüz kapatılmamış gazeteler her gün değilse bile sık sık resmi demeçler yayımlamaktaydılar. Demeçlerin anlatım özellikleri birbirlerine pek de benzemekteydi. Aynı kalemden çıkmış gibi falan yani..

"İşçileri ayaklandırarak ihtilalle kurulu düzeni yıkmayı planlayan gizli örgütün yetmiş üyesi yakalandı. Örgütün azılı üyeleri daha ilk sorgulamalarında suçlarını kabul etmiş olup.. Tutuklanarak cezaevine konuldular.."

"Kırsal kesimlerde örgütlenerek köylüleri ayaklandırmak.. Kentleri kuşatarak kurulu düzeni ihtilalle yıkmak, yerine komünist bir düzen getirmek isteyen bir gizli örgüt ortaya çıkarıldı. Örgütün üst düzey yöneticilerinden olduğu sanılan on iki kişi güvenlik güçlerince etkisiz duruma getirildiler. Yirmi yedisi de canlı olarak ele geçirildi. Canlı olarak ele geçirilen üyeler daha ilk sorgularında suçlarını kabul etmiş olup.. İdam istemiyle yargılanmalarına başlandı.."

O günlerde gizli örgüt üyesi olmak hiç de güç değildi. Gazete dergi izlemek, birkaç gerçekçi yazarın romanını okumak, yazarların yerli olmaları koşulu aranmıyordu, referans için yetiyordu. Bu suçların işlenmiş olduğu kanıtlarla belirlenmese de oluyordu. Gerçek ya da hayali bir sayın vatandaşın tanıklığı yetiyordu. Kimi zaman fazla geldiği bile oluyordu. Kuramsal kitap okuyucuları da genellikle bu gizli örgütlerin yönetici kadrolarını oluşturuyorlardı. Bu türden örgüt üyesi ya da yöneticisi olmaya elverişli kişileri, sayıları on binleri bulan sivil görevliler saptıyordu.

Bir akşam iş dönüşü "Acaba bana ne zaman sıra gelecek" diye düşüne düşüne otobüs durağına doğru yürüyordum. Yakınımda bir köpeğin bana ters ters baktığını ayrımladım. Köpekle göz göze geldik. Kesik kesik üç kez hırlamasıyla korkudan durakladım.

"Korkma korkma ısırmaz."

Ses yabancı değildi. Dönüp baktım. Yazar arkadaşım İbrahim. Epeyce bir zamandır görüşmemiştik. Köpeği, korkuyu unutup yanına yürüdüm. Üç beş cümleyle özetledik görüşmediğimiz süredekileri. Bir yandan da durağa doğru yürüyorduk. Aynı semtte oturuyormuşuz..

"Gel bu akşam bizde yemek yiyelim," dedi. "Evde rahat rahat konuşuruz."

Köpek arkamızdan uslu uslu geliyordu.

"Senin mi," dedim.
"Evet, altı aydan beri."
"Daha önce.."
"Evde anlatırım."

Yemekten sonra balkona çıktık. Kahvelerimizi içerken sordu arkadaşım:

"Nasıl oldu da hala içeri girmedin."
"Hoppala," dedim, "Nasıl soru bu böyle."
"Nasılı masılı yok. Roman okuyanların bile gizli örgüt üyesi olarak tutuklandığı bir dönemde sen hala dışardasın. Üstelik niteliklerin üst düzey yönetici ve de lider olmaya çok çok uygun."
"Kaç yıldır görüşmüyoruz. Niteliklerimin bu düzeye ulaştığını nasıl anladın?"

Ayhan gülerek dinliyordu konuşmalarımızı.

"Ben anlarım," dedi İbrahim.
"Nasıl anlarsın?"
"Köpek sayesinde."

Köpek ayaklarının dibinde yatıyordu. Ayağıyla dokundu köpeğe..

"Söylediklerim doğru mu Buck?"

Köpek yavaş yavaş başını kaldırdı, bana baktı, sonra kesik kesik üç kez hırladı.

"Bak," dedi İbrahim. "Buck onaylıyor söylediklerimi."
"Sen şunu doğru dürüst anlatacak mısın.."
"Anlatacağım, anlatacağım.. Bildiğimiz gibi afet başlayalı bir yıl oluyor. Eh iyi kötü kitap okuyoruz. Biraz ortalarda görünsem enseleneceğim. Perişan olacağız. Bu nedenle çekildim köşeme. Etliye etli, sütlüye sütlü demiyorum. Altı ayı kazasız belasız geçirdik. Ben açık vermiyorum ama yine de yakınlarımda tanımadığım insanlar dolaşmaya başladı. Meraklı türünden yani.

İşte o günlerden biri.. Yine benimle söyleşmek isteyen iki Fransız köselesi yüzlüyü atlattıktan sonra eve dönüyordum. Dış kapının önünde işte bu kahramanı gördüm. Sanki özel olarak beni bekliyor gibiydi. Yavaşça bana sokuldu. Daha tanışmayı bile beklemeden üç kez kesik kesik hırladı. Tam kovmaya niyetlenmiştim ki.. Ayaklarımın dibine kıvrılıp yatıverdi. Arada gözlerini aralayıp aralayıp bana bakıyor. Dokunmadım.

Eve çıktım. O da arkamdan yukarı. Fazla yüzsüzlük yapmadı. Merdiven başına uzandı kendi yatma kültürüne uygun olarak. O günden sonra da bizden hiç ayrılmadı. Buck adını taktım ona. Hani şu Jack London'un köpeklerinden birinin adını.."

"Eee," dedim.
"E'si bu işte. Buck sayesinde dışardayım gördüğün gibi."
"Nasıl saye bu?"
"Yanıma yaklaşıp benimle konuşmak isteyenlerin niteliklerini Buck sayesinde öğreniyorum ya.. Daha dikkatli davranıyorum."
"Sen kendin inanıyor musun anlattıklarına.. Mizahçıya mizah yapmaya utanmıyor musun.."
"Tamam tamam," dedi. "Konuya bir başka açıdan yaklaşalım.. Buck bir harika köpek. Biz de sonradan ayrımladık. Komünistleri ve de türevlerini tanıyor."

Hoppala.. Nasıl bir açıysa. Benim ağzımın açıları da bozulmak üzere..

"Gerçekten," dedi Ayhan. "İbrahim şaka yapmıyor."
"Tamam," dedim. "Tamam da.. Aydınlanmam için sanırım epeyce zaman gerekecek.."
"Dinle öyleyse.." Kaldığı yerden sürdürdü konuşmayı İbrahim..
"Ne zaman birisi yanıma yaklaşsa, Buck başını kaldırır bakar. Burnunu şöyle bir oynatır. Sonra ya hiç sesini çıkarmaz ya hırlar. Tam donanımlıysa üç kez kesik kesik hırlar. Yarı donanımlıysa iki kez. Kitap gazete okuyan türdense bir kez.. Bunların dışındakiler onu hiç mi hiç ilgilendirmez. Ben de duruma göre uslu vatandaş olur susarım. Davranışlarımı, konuşmalarımı Buck'a göre ayarlarım."

"Dahası var," diye ekledi Ayhan: "Komünist kitapları da tanıyor."

İbrahim hanımına destek verdi:

"Komünist kitapları da tanıyor.."

Şaşkınlığımın üzerine üzerine geliyorlardı sanki.. Ya da bana öyle geliyordu. Bana öyle geliyor olması daha doğruydu. Çünkü ortada bir gerçek vardı. İnanılması güç bir gerçek.. İşte bu inanılması güç gerçeğin ağır çekim görüntüleri..

Ayhan elinde dört kitapla geldi..
Kitaplardan birini uzattı Köpeğe..
Buck gözlerini bile aralamadı.
Bir başka kitap.. Bir başka.. Bir başka daha..
Ve Buck'un yanıtları.. Bir hır.. İki hır.. Üç hır..

Buck'un üç kez kesik kesik hırladığı kitabın adı neydi merak ettiniz mi..

Komünist Manifesto..

Ayhan köpek muhabbetini bitirmek niyetindeydi.

“Tasmasındaki yazılardan da söz edelim. Bitirelim şu köpek faslını," dedi.

Anasının İtalyan, babasının Alman olduğu yazılıydı tasmasının iç yüzeyinde. Öğrenim gördüğü ülke United State.. Görevli bulunduğu..

*

Gardiyan tekme tokat beni koğuşun kapısından içeri soktu. Aldırdığım yoktu tekmelere tokatlara. Bunlar, gözlerim bağlı olarak götürüldüğüm yerdekilerin yanında sinek ısırığı.. Gardiyan 'ortaçağ'ın demir kapısını ağır ağır kapattı. Gacır gucur kilitledi..

"Oh be," dedim. "Dünya varmış.."

Ne garipti şu dünya.. Şu insanlar.. Tekme tokat cezaevine tıkılıyorum da, en küçük üzüntü bile duymuyorum. Sanki yaz tatilimi geçirmek için lüks bir motele getirilmişim falan..

Birkaç dakikada kendimi iyice toparladım. Koğuşta şöyle en azından elli kişi var. Sanki herkes işinde gücünde.. Ellerinde kitaplar, dergiler.. Gazeteler.. Yüz çizgilerinde hiçbir olağanüstülük görülmüyor.. Yavaş yavaş yataklarından inip çevreme toplanıyorlar..

"Geçmiş olsun Arkadaş."
"Geçmiş olsun."
"Aramıza hoş geldin.."
"Hele bir sigara yak."

"Hele bir sigara yak," diyenin İbrahim olduğunu biraz geç de olsa algılayabildim. Kucaklaştık..

Yemek masası, toplantı masası, her şey masası olarak kullanılan masalara oturduk. Bir tür karşılama töreniydi bu. Birçok kez bu durumlara tanıklık ettim sonraları.. İbrahim kesik kesik üç kez hırladı.. Buck'un kulakları çınlasın.. Arkadaşların gülüşleri arasında çaylar da geldi. Buck'un öyküsünü onlar da biliyorlardı.. Böylece İbrahim bizi tanıştırmış oluyordu. Hapisanede ortak tanıdıklar, ortak tanıklıklar pek önemlidir.

Çaylara sigaralar eklendi.. Sigaralara işkence öyküleri.. İşkence öykülerine şiirler.. Şiirlere devrim şarkıları.. Devrim şarkılarıyla bir dünya turu..

"Ne zamandan beri buradasın," dedim İbrahim'e.

Bir hafta olmuş geleli. On beş gün kadar da demokrasinin derinliklerinde konuk edilmiş. Özel olarak ağırlanmış.. Benim gibi.. Öteki arkadaşlar gibi..

"Buck sana kalleşlik mi yaptı yoksa?"

Gülüştük..

"Öyle oldu sayılır," dedi.
"Anlatsana nasıl oldu?"
"Nasıl olsa Buck var diye daha rahat davranmaya başladım. Çoktandır görüşmeye çekindiğim arkadaşlarla görüşmeler falan.. Hatta giderek işi azıttık. Birlikte sinemalara tiyatrolara bile gitmeye başladık..

Bir pazar günüydü. Tiyatro çıkışı arkadaşlarla bir çay bahçesine oturup söyleşelim dedik. Çaylarımız henüz gelmişti ki, baktım Buck ortalarda yok. Kalkıp sağa sola baktım, yok.
Eve gitmiş olmalı, deyip arkadaşların yanına döndüğümde.. İşte tam o anda olanlar oldu..

"Poliiiiis!"
"Teslim oluuuun!"

"Sonra?"
"Sonra, teslim olduk. Başka seçeneğimiz var mıydı.." Eliyle öteki arkadaşları gösterdi:
"Ve işte çökertilmiş örgütün azılı üyeleri olarak buradayız.. Bir üyemiz eksikti, o da geldi. Sefa geldi hoş geldi.."
"Peki," dedim. "Buck'tan haber yok mu?"
"Şimdilik yok.. Eve de gitmemiş.."


Buck olayının gizi mahkemeye çıkarıldığımız güne dek çözülemedi.

Kelepçelerimizi çıkarmışlardı. Bize ayrılan sanık sandalyelerine oturmuştuk. Bu ilk duruşmaydı. O gün kimlik saptaması yapılacaktı.

Az Sonra yargıçlar kurulu salondaki yerlerini aldı. Bir başkan bir savcı iki üye.. Başkan iki de bir başını çevirip çevirip kapıya bakıyor. Birkaç dakika geçti geçmedi.. İrice bir köpek boynundaki şık tasmasıyla kapıda göründü. Çalımlı adımlarla yargıçlar kurulunun yanına geldi. Kurula tepeden, nasıl tepeden oluyorsa, bakarak onları şöyle bir selamladı. Çevik bir sıçrayışla yargıçların masasına çıktı. Masanın kendisi için ayrılmış köşesine yayılıp yattı. Yatarken o değilden bizi süzüyordu.

İbrahim'e baktım, yüzü sapsarı.. Yargı masasının üzerindeki muhteşem köpek Buck'tan başkası değildi.."
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.