|
Tütün denince pek çoğumuzun aklına sigara, sigarayla birlikte “keyif” ve duman” gelir. Tiryaki için “keyif”, içmeyen için “kirli hava” demek olan tütün; kendisinden ekmek yiyenler için emek, alın teri, zahmet ve karşılığında alınan bir avuç paradır. Nedir tütün emekçilerinin yaşantısında tütünün yeri? Bu sorunun yanıtında acıyı ve tatlıyı, çileyi ve keyfi yan yana, iç içe bulmak mümkündür. Cenanlardan[1], tütün üreticilerinden atölyelerdeki, depolardaki, sigara fabrikalarındaki tütün emekçilerine kadar binlerce ailenin ekmeği, tuzu, geçim kaynağı; aynı zamanda da kederi, acısı ve çilesidir. Baharla birlikte tütüncülerin çilesi, emeği başlar. Toprak ananın ısınmasıyla birlikte tütün tohumları ilk anasının koynuna, yastıklara bırakılır. Tohumlar bir bebek özeniyle büyütülür. yastıklardaki ilk göğertiyle, patlayan ilk tohumlarla birlikte gözlerinin içi güler tütüncülerin. Boy veren şitiller[2], soğuktan korunacak, tavında sulanacaktır. Şitiller büyüye dursun, koynuna bırakılacakları ana toprak hazırlanmalıdır. Tarlalar sürülür, düzlenir, şitillerin dikileceği yataklar hazırlanır. Haziranın sarı sıcağıyla birlikte bir başka çile başlar. Şitiller birer birer bebek özeniyle yataklara dikilir, ana koynuna yerleştirilir gibi. Bir yandan da yeni yerlerini yadırgamamaları için ilk can suyu verilir şitillere. Artık güze dek, sabah çiyi çoluk çocuk tütüncülerin üzerine düşecektir hep. Şitiller ana koynunda büyüyüp gelişirken ilk gübreler atılır toprağa. Şitiller boy atarken, onların sularına ve besinlerine ortak çıkan, onları basmaya, ezmeye çalışan asalak otların da alınması gerekir. Yakıcı güneşin altında tütüncüler, yedisinden yetmişine tüm aile bir kuyumcu titizliğiyle şitilleri örselemeden çapalarla zararlı otları temizlerler. İstedikçe suyunu verirler. Bu işlemler, tütün boy atıncaya kadar,çiçekleninceye kadar sürer. Tütünün çilesine başkaldıran gençlere, “senin kundağını tütünle bağladık” yanıtı verilir. Ama tütünün çapası eksik edilmez. Çünkü, denilir ki, tütün çapa sesini duymasa büyümez… Tütün artık boylanmış, pembe çiçeklerini saçmıştır ovaya. Şimdi tütünün toprağa yakın kalan eneze yaprakları alınır tek tek, diğerlerinin gücünü almasın diye. Tütünün başka bir çilesi başlar artık: yapraklar olgunlaştıkça tek tek kırılacak, örselenmeden, berelenmeden; at arabalarıyla, traktörlerle evlere taşınacaktır. Tütünün boyu 90 cm’den uzun, 1,5 metreden kısa olur. Normali 1 metre civarıdır. Tek tek kırılan yapraklar önce ele, el dolunca kola, o da dolunca sepete doldurulur. Aynı işlem tütün bitene kadar hergün tekrarlanır. Kırma işi sıcakta olmaz, çok gece yapılır. Sıcakta yapraklar yara alır. Tüm ev halkı gece 1’de, 2’de kalkar düşer yollara. Öyle tatlıdır ki uyku... Çocuklar da kaldırılır. Bazen ay ışığı olur, gündüz gibidir ortalık. Bazen aysız, karanlık... Yarı uykulu ya da uyuklayarak gidilir tarlaya, yolda rüyalar bile görenler olur. Olgunlaşan yapraklar en alttan en üste doğrudur. Toplama işlemi de bu sıraya göre olur. 3-4 el kırma yapılır. Yani alttan, renkleri açık yeşil olmuş, olgunlaşmış yapraklar kırılır. 10-15 cm kadar ancak yukarı çıkılır. Tüm tarla bu şekle getirilir. Bu bir el olur. 2. el için de 10-15 cm daha çıkılır. Bu ölçü tütünün olgunlaşmasına, havanın sıcaklığına, gübreye ve suya bağlıdır. Tütünün yaprakları yarısına kadar kırılmış olur. Geriye kalanı da 1 el ya da 2 elde alınır, kırma işi biter. Ortaya dökülen yaprak yığınlarını çevreleyen analar, nineler, gelinler, kızlar, çocuklar birer birer yaprakları dizerler iplere, özlemlerini de birlikte… İplere dizilen yapraklar, her günün sonunda, bu kez başka bir ananın, güneş ananın kucağına bırakılmak üzere ağaçtan yapılan salaç da denilen askılara asılırlar. Artık tek iş, yaprakların kurumasını beklemektir. Gözler gökyüzündedir. Çapada, ot kırmada, sulamada görülen bir parça bulut, sevinen ve serinleyen bakışlarla karşılanırken, bu kez görünen bir parça bulutu endişe dolu gözler karşılamaktadır. Gök bir boşansa, gözler de boşanacak gibidir. Çünkü söz konusu olan çocuğu, genci, ihtiyarıyla bir ailenin bir yıllık emeği, umudu ve özlemleridir. Alınması tasarlananlar, verilmesi hesaplananlar vardır. Hele de ektikleri toprağa sahip değilseler; cenanlık, yarıcılıksa yaptıkları, seyreyleyin tasanın, kederin, gamın yüzlerdeki izlerini. Asılan tütünler 1-2 gün solması ve dinlenmesi için gölgede tutulur. Sıcakta birden kuruduğunda rengi parlak olmaz. Parlak renk kalitesini artırır. Tütün yaprakları hastalanabilir, çürüyüp ezilebilir. Bu yüzden çok narin kurutmak gerekir. Bir tarafta yeşil yapraklar asılır, diğer taraftan rengi altın rengini almış kurumuş tütünler saklanacak yere götürülür Sonbaharın sonuyla birlikte tütünler askılardan indirilir. Kötü kuruyanlar ve hastalıklı yapraklar ayıklanıp bin bir özenle denklenirler, balyalanırlar. İşlenecek tava gelmesi için nemlendirilmek üzere ambarlara kaldırılırlar. Mart’a, nisan’a doğru ambarlardan çıkarılır, artık satışa hazırdır. Artık bir yıllık düşler, özlemler, umutlar gerçekleşebilecektir. Alınması tasarlananlar alınacak, verilmesi hesaplananlar verilecektir. Ama evdeki hesabın çarşıya uymadığı gibi tütüncünün hesabı da her zaman tutmaz. Çoğu zaman verilen emekler, dökülen terler karşılığını yeterince bulamaz. Ambar döneminde de katmerli bir sömürü ortaya çıkar. Kışı çıkarmakta zorlanan tütüncüler, ambardaki tütünleri elden çıkarmak zorunda kalınca bir yılın emeğinin hak ettiği değerin yarısına elden çıkarmak zorunda kalır. Çoğu zaman tütün acı yüzünü gösterip, kendisine emek verip ter dökene değil, başkalarına güler. Emek verip ter dökene kazancın azı, gölgede uyku çekene çoğu düşer. Tütüncünün güler yüzü gölgelenir, solar. Ama umutlar, düşler bitmez. Sadece gelecek yıla devredilir. Sıra yaprak tütün işleme atölyelerindeki emekçilerdedir. Onlar da tozun, tütün zifirinin içinde tütünleri alın terleriyle buluşturarak sigara fabrikalarına gönderirler. Burada da başka bir emekle tütün dudağımızn ucuna dek gelir. Bir tükenmez çileydi tütün, sürer giderdi böyle; acılarla, umutlarla, özlemlerle… Ama globalizm boruları ötmeye başladıktan sonra başka bir acı ve sızı sardı tütün emekçilerini. Sınır ötelerinden gelen fermanla dikimi durduruldu tütünün. Yurdumun gelin saçı tütünün yerine okyanus ötelerinden gelen tütünler tüttürülmeye başlandı. İşbirlikçi yönetimler, taşları bağladı, köpekleri saldı ortaya. Tütün emekçilerinin eli böğründe kaldı. Muş’un, Bitlis’in, Adıyaman’ın, Ege’nin, Bafra’nın, Taşova’nın tütün üreticilerine dur emri verildi. Ferman büyük yerdendi. Bundan sonra tütün dışarıdan gelmeliydi. Ve Topraklarında yüzlerce yıldır tütün üretenler, başka ürünlere yöneldiler. Ya tütün emekçileri… Yaprakları işleyenler, sigara haline getirenler…Onlara ne oldu derseniz, onlar bugün Ankara’da kendilerine reva görülen sadakaya karşı onurun ve erdemin kavgasını veriyorlar. Sigara fabrikalarının özelleştirilmesinin ardından isçileri bir süre uyutmak için kullanıldı yaprak işleme işletmeleri. Özelleştirme ile kimse işsiz kalmadı görüntüsü oluşturuldu. Aslında isçilerin çalışma koşulları çok daha kötüydü ama yine de işsiz kalmamak için yapacakları bir şey yoktu. Şimdi ülkenin dört bir tarafında bu işletmeler de kapatıldı. Toplamda 12 bin işçinin işsizliği söz konusu. Bu işçilerin bir çoğu 30 yaşını aşmış ve evli çocuklu işçiler. Sahip oldukları haklar gasp edilip sendikasızlaştırmak için sözleşmeli özel 4/c statüsü verilmek istenmekte. Çünkü emperyalist tekelleler, “yerli tütün satılmayacak” diyor: “Bir dönem, küresel sigara tekellerinin ve emperyalist ülkelerin Türkiye’de halkı ithal tütüne alıştırma çabalarına karşı bir önlem olarak, sigaralardan alınan vergi, Türkiye’de üretilen şark tipi tütün içeriğine göre farklılaştırılmıştı. 1 Şubat 2005 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/8410 sayılı Bakanlar Kurulu kararına göre, şark tipi tütün oranı yüzde 0 ile yüzde 33 arasında bulunan her bir sigaradan 0,0675 YTL, şark tipi tütün oranı yüzde 34 ile yüzde 66 arasında olan her bir sigaradan 0,0400 YTL ve şark tipi tütün oranı yüzde 67 ile yüzde 100 arasında bulunan her bir sigaradan 0,0188 YTL maktu vergi alınacaktı. Bu uygulama, yerli üreticinin ürünüyle üretilen sigaraların fiyatını düşürüyor ve yerli üreticileri bir ölçüde koruyordu. Ancak 28 Temmuz 2005 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 2005/9145 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı, bu uygulamayı değiştirdi. Yeni karara göre, şark tipi tütün oranına bakılmaksızın, her bir sigaradan 0,0600 YTL maktu vergi alınmaya başlandı. küresel sigara tekellerinin ve emperyalistlerin dayatmalarıyla alınan bu karar, ülkemizdeki tütün üreticilerinin sorunlarını daha da arttırıp mülksüzleşmeyi hızlandırırken; yıllardır tütünün zifirine karasına aldırmadan tütün işletmelerinde çalışan emekçiler de ya işsizlik ya 4/C tercihine zorlandı.”[7]
İşçiler eylem yaparken, "Kimseye yattığı yerden para yok" diyen başefendi, tütün işletmelerini yok eden yabancı tütünün vergisini sıfırlayarak birilerini yattığı yerden zengin etmenin kapılarını açmamışmıydı? Kısacası işçiye dayak, Marlboro'ya, yabancı tekellere kıya!...Bir de Maliye bakanının iç yüzlerini yansıtan sözleri ayrı bir fecaat! Merhametlerinin bedelini ödüyorlarmış! Onların merhamet ettiği tekel işçileri değil, küresel tütün tekelleri olduğunu herkes biliyor artık. Onların kavgası, hem yerel hem küresel bir kavga. Bugünlerde hem yerel işbirlikçilere, hem küresel borazanlara bir ders veriyor tütün emekçileri. Copa, gaza, kara, ayaza rağmen dimdik ayaktalar. Onurun ve bilincin destanının yazıyorlar. Kazanan sadece onlar değil tüm Türkiye, tüm ezilenler olacak. Onlar da öyle söylüyor. Tekel işçileriyle yapılan bir söyleşide, Adıyaman’dan gelen Tekel işçisi kadın, özelleştirilme sürecinde yazdığı “Emekçiyim Ben” isimli şiirinde Tekel emekçilerinin ve tütün emekçilerinin duygularını dile getiriyor: Beni iyi tanırsın Nasırlı ellerim, kırışık yüzüm ne yazım bellidir ne de bir kışım Çiftçiyim ben yoksulluğu bilirim yaşarım her gün vatanımı karış karış gezdim, il il pamuktayım soğukta, yağan yağmurda Maraş’tayım belki de Çukurova’da Zeytine Aydın’a, pancara Malatya Tütün zamanı Bitlis, Adıyaman’da Irgatım ben, onu da aldın elimden Dolaşırım vatanı bir ekmek için inanmazsın belki bir tek karın tokluğuna Umuttur dediler şehir girdim fabrikaya kimimiz TEKEL’deysek kimimiz SEKA’da Ellerim nasırlı alnımda terim ne gecem bellidir ne de gündüzüm işçiyim ben, bugüne kadar hep ürettim baktım etrafıma her yerdeyim ben “ben” yokum artık, “biz” varız, sendikalı ya da sendikasız emekçiyim ben vatanım olmasın cenneti elin cehennemi yaşatmayın memleket bizim ağaların utandıkları nasırlı ellerim üretmekten başka ne yaptı ki çünkü ben emekçiyim...[8] Ey tiryakiler, bundan sonra sigara tüttürürken iyi düşünün. Üflediğiniz her dumanda nice tütün emekçisinin emeklerini, döktükleri alın terlerini, ahlarını, eyvahlarını hatırlayın. Duman olup uçan düşleri, özlemleri, umutları düşünün! (1]Cenan: Güneydoğuda tütün yarıcıları. Cenanlık sisteminde toprak sahibi tarlayı sürdürür, sulama için gerekli motoru ve yakıtı verir. Gübreyi cenanlarla ortak alır.Cenanlar ise şitilleri üretirler. Toprağa dikerler, sularlar, çapalarlar, toplarlar, dizerler, askıya asarlar, balyalarlar, toprak sahibinin ambarına atarlar. [2]Şitil:Tütün fidesi. |