|
"Yatıyorum kan içinde. Kendi kanımın içinde yatıyorum. Tenimden ayrıldıkça kan ve yine tenimin etrafında göletlendikçe, sıtma bastırıyor gibi oluyor vücudumu. Şaşılacak şey; kana dayanamam ben, içi açılmış bir yaraya... Yatıyorum kan içinde. Kendi kanımın içinde yatıyorum. Tenimden ayrıldıkça kan ve yine tenimin etrafında göletlendikçe, sıtma bastırıyor gibi oluyor vücudumu. Şaşılacak şey; kana dayanamam ben, içi açılmış bir yaraya. Ama şimdi baştanbaşa bir yarayım ben. Ve az önce kendi ellerimle, kendi çocuğumu öldürdüm...
Evet, kendi ellerimle, ucu keskin bir parmaklık demiriyle boydan boya yardım karnımı ve kesip kordonunu, bir çocuk cesedi fırlattım betonun üstüne. Beton şaşırmadı. Çok çocuk cesedi, çok yaralı, çok ölü gördü, çok. Demir de şaşırmamıştır. Ben şaşkınım, çünkü kana dayanamam ben. Ama hiç tereddüt etmedim batırırken demiri tenime. Acısını düşlemedim hiç, korkmak aklıma bile gelmedi belki. Çok uzun süredir bekliyordum bu anı. Planlıyordum sabırla. Keskin bir şey, keskin bir şey geçse elime... Kendi tekmeleriyle öldürürler zaten kendilerinden saydıkları çocuklarını diye umut ettim. Büyüdü karnım, beş aylık halini aldı. Bu gün koridordaki vahşet sahnelerinden kırık bir parmaklık demiri düştü hücreme. Nihayet ölüm düştü hücreme. Çölde küçük bir su yatağı bulmuş gibi atladım üstüne. Beklemedim hiç, tereddüt etmedim. Kaptığım gibi sapladım karnıma. Ölüm düşlenir mi? Ben hep bu anı düşledim. Çocukken elimi; hızla koşarken, ucu açık kalmış bir cam parçasına sürtüp kesmiştim. Ama fark etmemiştim kesildiğini. Bir süre sonra el ele bir tekerlemeyi bağıra bağıra söylüyorduk; - Dalk issine, melo rinc. Beğtitni... Ellerime bulaşan kanı gördüm. Sonra yaramı ve yaramın içinden sarkan et parçasını. Canım çekildi sanki. Güç denen şey, ayakta tutan beni her neyse, akıp gitti vücudumdan. Titredi dizlerim. -...mğellimti te ciyb kuus basal... Kara bir perde kapladı gözlerimin önünü, uzaklaştı sesler. Gerisi sonsuz bir karanlık. Kolonya kokularıyla uyandım temiz bir yatakta. Başucumda annem. Annem... Annem yetmiş iki yaşına girmişti bu sene. Evini yıkan bir tanka lanet yağdırırken tam alnının ortasından vuruldu. Sonra delik deşik ettiler bedenini. Nesinden korktular bilmem. O gün, elim kesildiğinde yani ilk baygınlığımda, acıyı ve ölümün korkusunu tattım. Geceler boyunca ağladım yastığıma gömülüp; Ya ayılmasaydım. Allah’ım hepimiz ölecek miyiz? Annem, babam? Ölecek mi hepsi? Ya nenem? Ağladıkça bir karanlığa yuvarlanır gibi olurdum. O anı hatırlardım ve dayanamazdım kan görmeye. Sonra evlendim, anne oldum. Biraz daha alıştım acıya. Daha güçlüydüm çocukluğuma göre. Ama tüm korkularım çocuklarıma dairdi şimdi. Şimdi onlar için ağlıyordum gizli gizli. Ve beş yaşındayken oğlum Körfez savaşı denilen saldırıda, yağmur gibi yağan bombalardan birine hedef oldu. Kanlı ayakkabıları kaldı bir tek geriye. Sonra kocam hınçla, kinle, öfkeyle fırladı sokaklara. Bir daha geri dönmedi. Ben ölüme değil, ölenlere ağlamayı öğrendim. Sonra ağlamamayı, kin tutmayı öç almayı öğrendim. Bir de kızım vardı benim; Ayşad. Narin, tez, ince. Rüzgârda kırılacak gibiydi bilekleri. Kocaman kara gözleri yerden başka az şey gördü belki. Ve katliamdan başka. Kara saçlarını okşamaya doyamazdım. Kokusuna, nazına doyamazdım. Ben öleyim senin yerine, ben öleyim. Sesi serçeyi incitir gibiydi. Kadife üstü iz gibi. O gece, silahlarıyla girdiklerinde evlerimize, çok çıktı Ayşad’ımın sesi. Çığlık çığlığa... Irzına geçtiler döve döve. Hemen ardından astı kendini. Ben yetemedim. Yatıyorum kan içinde. Kendi kanımın içinde yatıyorum. Düşüm ölmek bir an önce. Kana dayanamam ben. Tavandaki kurşun deliklerini sayıyorum. Daha çok insan öldü burada. Beş yüz insandan artan olsa her on delik, her hücrede on delik, üçyüz elli hücre, onyedi cezaevi, yirmi iki şehir kaç katliam eder? Kaç ana rahmini deşecek kadar şanslı? Her karış toprağın altında kaç insan canına karşılık petrol vardır? Bir petrol yatağı kaç katil eder? Bunun için mi öğrettiler matematiği bize? Kaç kuruşluktur insan onuru? Onuruna kaç kez sahip olursan, tutsak edilirsin? Sahip olmak insanlık onuruna eşittir? Tutsaklık mıdır ya da ölüm? Bir tutsağım ben. Tek suçum onurumsa, suçtur tutsaklık. Kan koklamak isteyenlere, kanlı petrol isteyenlere, vatan sevgisine namlu çevirenlere, Yalancılara, katillere, ırz düşmanlarına direnmek suçsa, suçtur tutsaklık. Ebu Garip'te tutsağım ben. Namuslarımıza saldırdı işgalciler. İnsanlığımıza. Bu topraklarda olmanın bedelini istediler bizden. Vermedik kan içinde. Elektrotlara bağlı. Başımızda çuval. Çıplak. Çocuklarını doğurmamızı istediler. Kanımıza sahip olmak istediler. Hamile bıraktılar hepimizi. Biz oğullarımızı, kızlarımızı gönderdik de ölüme, vermedik onların eline. Kan içinde yatıyorum şimdi. Boydan boya yardım karnımı ve kesip kordonunu, bir çocuk cesedi fırlattım betonun üstüne. Yatıyoruz kanımın içinde. Çığlıklar yankılanıyor. Çığlık çığlığa ölümü arıyor burada hücreler. Savaşçılarına yalvarıyor Ebu Garip. Gelin ve öldürün bizi. Yok edin burayı. Duyuyorum hücrelerin sesini. Üşüme geliyor üstüme. Canım çekiliyor sanki. Kana dayanamam ben. Kara bir perde örtüyor gözlerimi. Uzaklaşıyor sesler... - Dalk issine, melo rinc. Beğtitni mğellimti te ciyb kuus basal... |