|
Duygularınızı alt üst eden anlar yaşarsınız. Hiç kullanmamanız gereken bir söz, ya da yapmamanız gereken bir davranış yüzünden yıllarca utanç duyduğunuz zamanlar olur. Her aklınıza gelişte yeniden yüzünüz kızarır. Utancınızı gizleyemez, hafızanıza kazınan o anı bir türlü hayatınızdan silemezsiniz.
Nasıl böyle konuştum? Ya da nasıl böyle davrandım? Diye kendinizi sorgularsınız. Her sorgulayış sonucu kahrolmuş bir ruh hali ile kendinize hep suçüstü yakalanmış muamelesi çekersiniz.
Bazen bir konu tartışılırken hayatınızın hiçbir yerinde ilgi alanınıza girmeyen, uzak durulması bilinçsizce kabullenilen, çocuklarınıza, ailenize ilişmeyin diye telkinde bulunduğunuz, bazı meslek ya da insan kümelerinden uzak durduğunuzu anlarsınız.
Bunu anladığınızda ise, dünyaya görüşünüze aykırı, felsefi anlayışa ters geldiği düşüncesiyle derin bir utanç duyup, kendinizden bile bu utancı saklamaya çalışırsınız.
Çünkü, yaşam felsefenize, hümanist dünya görüşünüze denk düşmeyen gizli bir suç işlediğinizi düşünmek istemezsiniz. Kendinizi ikna etmeye çabalarken bir türlü kurtulamazsınız bu duygudan. Sonra o utanç duygusundan sıyrılmak için yakın bir ilgi göstermeye başlar, anlamaya, sorgulamaya başlarsınız. Kendinizi, kendinize affettirmeye çabalarsınız.
Bir süre önce kanal 24'de “Kafa Dengi” programında izlediğim Ali Mendillioğlu'nu tanıyınca, bu duygu ile yüzleşmeme vesile oldu. Önce çok önemsemedim. Çünkü, konuktan çok sunucuların kendi aralarında muhabbeti fazla haz vermemişti. Derken, Ali Mendillioğlu sorulan sorulardan yola çıkarak, çöp toplayıcılarının dramını, yaşam biçimlerini ötekileştirilmelerini, insan olarak görülmemelerini anlatmaya başladı.
Ali Mendillioğlu'nu dinlerken önce bir akademisyenin konuştuğunu zannettim. Sonra anladım ki, ortaokul terk, çöp toplayıcılarını örgütlemeye çalışan bir çöp toplayıcı olduğunu anlayınca şaşkınlığım müthiş bir saygıya dönüştü. Pür dikkat dinlemeye başladım. Konulara hakimiyeti, analizlerinde derinlikli kavrayışı, hem stüdyodaki sunucuları, hem ekrandaki bizleri şaşkına çevirdi.
Emeğe saygılı olduğunu iddia edenler bile zaman zaman káğıt toplayıcılarını hor görebiliyor. Ali Mendillioğlu’nun bu konuda aktardığı anekdot çok ilginç...
“Bir arkadaşımız bahçeden leğen alıyor. Bunu gören bir adam sert çıkıyor ‘Niye alıyorsun onu?’ diye. Arkadaş ise ‘Ben almasam başkası alacak” diyor. Sonraki diyalog ise şöyle:
Adam: Adın ne? Káğıt işçisi: Deniz Adam: Senin adına saygı duyuyorum. Defol git, adına layık ol. Káğıt işçisi: Daha çok insan adına layık olmadan ölecek bu ülkede. Adam: Ne demek istiyorsun? Káğıt işçisi: Adım Deniz Gezmiş’ten geldiği için mi dövmedin beni? Başka bir atık káğıt işçisi olsa adı Deniz olmasa dövecek miydin? Önce sen adına layık ol. Adam: Haklısın Deniz, hadi rastgele.’
Ali Mendillioğlu, kağıt toplama işinin hiçbir zaman sona ermeyeceğine inandığını söylüyor. 'Herkesin evi biraz çöp ev' diyor. Nedenlerini ise şöyle sıralıyor, Mendillioğlu: ‘Bazen haberlerde çöp evler çıkıyor ya; aslında herkesin evi biraz çöp ev. Sinemaya ilgi duymayan adamın evinde DVD var. Hayatında 12 misafiri olmamış adamın evinde 12 kişilik yemek masası var. Gümüş çatal bıçak takımı alır, 10 yıl geçer hala kutusundan çıkmamıştır. Evinin içi dolu görünsün diye vitrin alır bir kere bile kapağını açıp içindeki kristal bardağı kullanmaz. Bu zihniyet değişmediği sürece çöp bir sektör olmaya ve daha kötüsü enerji ve doğal kaynaklar bu yüzden tükenmeye devam edecek. Artık kandırılmaya izin vermeyin. İhtiyacınız olan araba cep telefonu değil. Gidin çıplak ayakla toprağa basın, sinema veya konsere gidin, aşık olun, spor yapın, kitap okuyun. Biz zaten bunların ancak hayalini kurabiliriz. Garip olan elinde imkánı olanlar bunların hayalini bile kurmayı unutmuş...’
Ali Mendillioğlu'nu ilgiyle araştırırken K'ATIK adlı aylık dergi çıkardıklarını, 1 Mayıs' a örgütlü olarak 40-50 kişi katıldıklarını ve açtıkları “Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın. Çünkü, beş kuruş etmiyor” pankartları ile ilgi odağı olduklarını anladım.
Programın sonuna doğru Ankara - Konya yolunda çöp toplarken, arkadaşları Ziya ve Eyüp'e arabaların çarpmasını, yazdığı şiir ile anlatan Ali Mendillioğlu, düşüncelerimizi allak bullak eden bir duygu seli ile tanışmamıza vesile oldu.
Ziya Şimşek ve Eyüp Şahin... Atık kağıt işçileri... Topladıkları kağıtları yığdıkları arabalarını yol kenarında usul usul çekerek ilerlerken...Plakası alınamayan Şahin marka bir araç Ziya Şimşek'e çarpar. Ziya'yı otoyolun üstüne fırlatıp kaçar.
Eyüp Şahin yaralı Ziya'yı otoyolun kenarına çekmeye çalışırken bu sefer 06 JNL 06 plakalı Kia marka cip Eyüp'e çarpar. Eyüp'ün cansız bedenini arkasında bırakarak o da kaçar. Olay yerine gelen ambulans Ziya'yı hastaneye götürürken, Eyüp'ün cesedi topladığı gazetelerle örtülür.
Ali Mendillioğlu'nun yazdığı şu mükemmel şiir, Eyüp'e ağıt, kapitalizme yergidir. ZİYA İLE EYÜP
Saat 24.00 Konya yolu Ziya sürükler düşlerini el arabasında yol boyu kim bilir ne düşünür Nerden bileceksin Yatılmaz ki düşüne düşenin
Ziya zulada gizli sevda sofrada ekmek gurbetten gelen haber herkes için Bir şey
Ziya zayi olmuş yaşam Ziya kendinden başka herkes
Karşı Metropolitan otel adını bilir Ziya, birde çöpünü ambalaj türlü zibil aliminyumu peti plastiği hepsi janjanlı Gavurca etiketli
içindekinin tadını bilmez amma ziya bilir ki boşu zulada gizli sevdadır sofrada ekmek
Boşu rızk boşu Allah kerim
Aha ziya karşı metropolitan otel yürü rızkına ekmeğine yürü ziya
Sürükle el arabanı düşlerin gibi karşıya karşı metropolitan otel karşı saltanat Senin devletinse ekmeğin İki devlet arasındaki sınır şimdi Konya yoludur Nereye gitsek sınırlar nereye gitsek kaçak nereye gitsek kaçakçı Kato'dan, kızılgedikten öte kaçağa giderdik Çaya cigaraya Geldik Ankara'ya Bu sefer adımızı koydular KAÇAK ÇÖP AVCISI Dinine yanam vazgeçmiyormuş essahtan huylu huyundan Ya bizde var bir arıza Ya bu töresi batası dünya ....
DALDI ZİYA! Çocukken elma çalardım komşunun bahçesinden Kuran kursunda anlatınca hoca hırsızlığın cezası Bilmem kaç bin yıl yanmak diye diri diri gece karabasanlarla uyanır öğrendiğim dualarla yarım yamalak iki rekat namaz kılar af diler ağlardım
Şimdi karşı saltanatın çöplerini çalarken fetva veriyor gene birileri onlar hırsız, onlar tinerci Koca puntolarla yazıyorlar Onlar KAÇAK ÇÖP AVCILARI Belki itikatım sarsıldı büyüdükçe belki açlık pelte etti imanımı Ama hırsızlıksa yaptığım İnanmıyorum yanacağıma Ve deliksiz uyuyorum geceleri Korkmuyorum Gözyaşlarımda kurudu çoktan Gözlerimden aksa aksa bu saatten sonra bir tek isyan akar Ben kaçak çöp avcısıyım ve artık AF DİLEMİYORUM hiç kimseden
Saat 24.00 Karanlık saklar Üstünün başının, ellerinin kirini Ayak kırar kokunu İşte Konya yolu Geç sınırı Yürü karşıya Ziya Senin devletinin sınırları O saltanatın çerine çöpüne kadar
İLK ADIM Ekmek kan pahası Ekmek aslanın ağzında derler Ziya'mın ekmeği Aslanın ağzında değil Bir kara şahin'in tekerlekleri arasında
Bir şahin ki Avını gözetir Daha ilk adımını attığında karşıya Şimşek gibi çarpar
Bir şahin ki Ziya'mın düşleri gibi Çarptı mı durmaz kaçar.
Eyüp Büyüyor eknomi Kalkınıyor ülke Yıllık büyüme hızı %8
Kaat 240a gidiyordu 3 yıl evvel Bugün 80 Yıllık büyüme hızı %8 Yoksullaşma hızı %300 Keşanelerde göbekler Yılda %8 büyürken Barakalarda öfke büyüyor Her yıl %300
Teknoloji gelişiyor, büyüyor dünya Kameralı cep telefonları İnternet Bacaklarındaki kılı Kaymak gibi alan Elektirikli ağdalar Ve bilimum zırzavat
globalleşiyoruz Küçük bir köy oldu amma Eyüp yol parasına kıyıp ta Ankara'ya Geldi geleli bir Kızılay'a inemedi hala
Hiç mi merak etmiyorsun Akşam haberlerini
Kim Kiminle Nerede "Biz sadece arkadaşız birlikte masum bir akşam yemeği yedik" Hangi medar-ı iftarımız sanatçı Bugün neresinden frikik verecek Ve hangi mert Anadolu delikanlısı kardeşimiz "Halkım beni bilir reklam için yapıyorsam şerefsizim" diyecek
Yaşamak güzel Eyüp daha ne günler var önünde Çıkacak mısın eyüp yola Tutup çekecek misin ziya'yı kolundan Canın pahası
Sana dokunmayan yılan bin yaşasın Babana bile güvenmeyeceksin Böyle emrediyor efendilerin Allah aşkına Eyüp Sen ne zaman söz dinleyeceksin
Var mı kitabında Ortada bırakıp kaçmak arkadaşını senin yüreğin zaten hiç bomba süsü verilmiş pankart olmadı hep patladı zamanlı zamansız kurtardı ziyayı itin dölü gece Belki Eyüp'ün gözlerini kör etmese ... Ayırt edecekti o vurup kaçan jipi Eyüp'ün Şahin gözleri
Demin sofrana ekmek diye götüreceğin gazete Üstüne kefen oldu. Birde kefenin cebi yok derler.
Günler geçiyor Eyüp Şimdi Hangi atık kağıt işçisi Biz ne yapabiliriz ki diye Başını önüne eğip, gözlerini kaçırsa Başımız dimdik senin gözlerinle, gözlerinin içine baka baka seni anlatıyoruz ona Eyüp bire bin katarak
Ve kızıyorsan bire bin kattığımız için Bize mütevazılığı öğütlüyorsan Buna hakkın yok Sen niye mütevazı olmadın Düştüğün isyan toprağında Bire onbin verirken Bedrettin başağım.
|