Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 83289
Ana Sayfa
Çöp toplayanlar... Yazdır E-Posta
Yazar Nihat Filiz Turnusol   
08/02/2010

Duygularınızı alt üst eden anlar yaşarsınız. Hiç kullanmamanız gereken bir söz, ya da yapmamanız gereken bir davranış yüzünden yıllarca utanç duyduğunuz zamanlar olur. Her aklınıza gelişte yeniden yüzünüz kızarır. Utancınızı gizleyemez, hafızanıza kazınan o anı bir türlü hayatınızdan silemezsiniz.

Nasıl böyle konuştum? Ya da nasıl böyle davrandım? Diye kendinizi sorgularsınız. Her sorgulayış sonucu kahrolmuş bir ruh hali ile kendinize hep suçüstü yakalanmış muamelesi çekersiniz.

Bazen bir konu tartışılırken hayatınızın hiçbir yerinde ilgi alanınıza girmeyen, uzak durulması bilinçsizce kabullenilen, çocuklarınıza, ailenize ilişmeyin diye telkinde bulunduğunuz, bazı meslek ya da insan kümelerinden uzak durduğunuzu anlarsınız.

Bunu anladığınızda ise, dünyaya görüşünüze aykırı, felsefi anlayışa ters geldiği düşüncesiyle derin bir utanç duyup, kendinizden bile bu utancı saklamaya çalışırsınız.

Çünkü, yaşam felsefenize, hümanist dünya görüşünüze denk düşmeyen gizli bir suç işlediğinizi düşünmek istemezsiniz. Kendinizi ikna etmeye çabalarken bir türlü kurtulamazsınız bu duygudan. Sonra o utanç duygusundan sıyrılmak için yakın bir ilgi göstermeye başlar, anlamaya, sorgulamaya başlarsınız. Kendinizi, kendinize affettirmeye çabalarsınız.

Bir süre önce kanal 24'de “Kafa Dengi” programında izlediğim Ali Mendillioğlu'nu tanıyınca, bu duygu ile yüzleşmeme vesile oldu. Önce çok önemsemedim. Çünkü, konuktan çok sunucuların kendi aralarında muhabbeti fazla haz vermemişti. Derken, Ali Mendillioğlu sorulan sorulardan yola çıkarak, çöp toplayıcılarının dramını, yaşam biçimlerini ötekileştirilmelerini, insan olarak görülmemelerini anlatmaya başladı.

Ali Mendillioğlu'nu dinlerken önce bir akademisyenin konuştuğunu zannettim. Sonra anladım ki, ortaokul terk, çöp toplayıcılarını örgütlemeye çalışan bir çöp toplayıcı olduğunu anlayınca şaşkınlığım müthiş bir saygıya dönüştü. Pür dikkat dinlemeye başladım. Konulara hakimiyeti, analizlerinde derinlikli kavrayışı, hem stüdyodaki sunucuları, hem ekrandaki bizleri şaşkına çevirdi.

Emeğe saygılı olduğunu iddia edenler bile zaman zaman káğıt toplayıcılarını hor görebiliyor. Ali Mendillioğlu’nun bu konuda aktardığı anekdot çok ilginç...

“Bir arkadaşımız bahçeden leğen alıyor. Bunu gören bir adam sert çıkıyor ‘Niye alıyorsun onu?’ diye. Arkadaş ise ‘Ben almasam başkası alacak” diyor. Sonraki diyalog ise şöyle:

Adam: Adın ne?
Káğıt işçisi: Deniz
Adam: Senin adına saygı duyuyorum. Defol git, adına layık ol.
Káğıt işçisi: Daha çok insan adına layık olmadan ölecek bu ülkede.
Adam: Ne demek istiyorsun?
Káğıt işçisi: Adım Deniz Gezmiş’ten geldiği için mi dövmedin beni? Başka bir atık káğıt işçisi olsa adı Deniz olmasa dövecek miydin? Önce sen adına layık ol.
Adam: Haklısın Deniz, hadi rastgele.’

Ali Mendillioğlu, kağıt toplama işinin hiçbir zaman sona ermeyeceğine inandığını söylüyor. 'Herkesin evi biraz çöp ev' diyor. Nedenlerini ise şöyle sıralıyor, Mendillioğlu: ‘Bazen haberlerde çöp evler çıkıyor ya; aslında herkesin evi biraz çöp ev. Sinemaya ilgi duymayan adamın evinde DVD var. Hayatında 12 misafiri olmamış adamın evinde 12 kişilik yemek masası var. Gümüş çatal bıçak takımı alır, 10 yıl geçer hala kutusundan çıkmamıştır. Evinin içi dolu görünsün diye vitrin alır bir kere bile kapağını açıp içindeki kristal bardağı kullanmaz. Bu zihniyet değişmediği sürece çöp bir sektör olmaya ve daha kötüsü enerji ve doğal kaynaklar bu yüzden tükenmeye devam edecek. Artık kandırılmaya izin vermeyin. İhtiyacınız olan araba cep telefonu değil. Gidin çıplak ayakla toprağa basın, sinema veya konsere gidin, aşık olun, spor yapın, kitap okuyun. Biz zaten bunların ancak hayalini kurabiliriz. Garip olan elinde imkánı olanlar bunların hayalini bile kurmayı unutmuş...’

Ali Mendillioğlu'nu ilgiyle araştırırken K'ATIK adlı aylık dergi çıkardıklarını, 1 Mayıs' a örgütlü olarak 40-50 kişi katıldıklarını ve açtıkları “Kapitalizmi tarihin çöplüğüne atmayın. Çünkü, beş kuruş etmiyor” pankartları ile ilgi odağı olduklarını anladım.

Programın sonuna doğru Ankara - Konya yolunda çöp toplarken, arkadaşları Ziya ve Eyüp'e arabaların çarpmasını, yazdığı şiir ile anlatan Ali Mendillioğlu, düşüncelerimizi allak bullak eden bir duygu seli ile tanışmamıza vesile oldu.

Ziya Şimşek ve Eyüp Şahin... Atık kağıt işçileri... Topladıkları kağıtları yığdıkları arabalarını yol kenarında usul usul çekerek ilerlerken...Plakası alınamayan Şahin marka bir araç Ziya Şimşek'e çarpar. Ziya'yı otoyolun üstüne fırlatıp kaçar.

Eyüp Şahin yaralı Ziya'yı otoyolun kenarına çekmeye çalışırken bu sefer 06 JNL 06 plakalı Kia marka cip Eyüp'e çarpar. Eyüp'ün cansız bedenini arkasında bırakarak o da kaçar. Olay yerine gelen ambulans Ziya'yı hastaneye götürürken, Eyüp'ün cesedi topladığı gazetelerle örtülür.

Ali Mendillioğlu'nun yazdığı şu mükemmel şiir, Eyüp'e ağıt, kapitalizme yergidir.

ZİYA İLE EYÜP

Saat 24.00
Konya yolu
Ziya
sürükler düşlerini el arabasında yol boyu
kim bilir ne düşünür
Nerden bileceksin
Yatılmaz ki düşüne düşenin

Ziya
zulada gizli sevda
sofrada ekmek
gurbetten gelen haber
herkes için Bir şey

Ziya
zayi olmuş yaşam
Ziya kendinden başka herkes

Karşı Metropolitan otel
adını bilir Ziya,
birde çöpünü
ambalaj türlü zibil
aliminyumu
peti
plastiği
hepsi janjanlı Gavurca etiketli

içindekinin tadını bilmez amma ziya
bilir ki boşu
zulada gizli sevdadır
sofrada ekmek

Boşu rızk
boşu Allah kerim

Aha ziya karşı metropolitan otel
yürü rızkına
ekmeğine yürü ziya

Sürükle el arabanı düşlerin gibi karşıya
karşı metropolitan otel
karşı saltanat
Senin devletinse ekmeğin
İki devlet arasındaki sınır
şimdi Konya yoludur
Nereye gitsek sınırlar
nereye gitsek kaçak
nereye gitsek kaçakçı
Kato'dan, kızılgedikten öte
kaçağa giderdik
Çaya cigaraya
Geldik Ankara'ya
Bu sefer adımızı koydular
KAÇAK ÇÖP AVCISI
Dinine yanam
vazgeçmiyormuş essahtan huylu huyundan
Ya bizde var bir arıza
Ya bu töresi batası dünya ....

DALDI ZİYA!
Çocukken elma çalardım komşunun bahçesinden
Kuran kursunda anlatınca hoca
hırsızlığın cezası
Bilmem kaç bin yıl yanmak diye diri diri
gece karabasanlarla uyanır
öğrendiğim dualarla yarım yamalak
iki rekat namaz kılar
af diler ağlardım

Şimdi karşı saltanatın çöplerini çalarken
fetva veriyor gene birileri
onlar hırsız,
onlar tinerci
Koca puntolarla yazıyorlar
Onlar KAÇAK ÇÖP AVCILARI
Belki itikatım sarsıldı büyüdükçe
belki açlık pelte etti imanımı
Ama hırsızlıksa yaptığım
İnanmıyorum yanacağıma
Ve deliksiz uyuyorum geceleri
Korkmuyorum
Gözyaşlarımda kurudu çoktan
Gözlerimden aksa aksa
bu saatten sonra
bir tek isyan akar
Ben kaçak çöp avcısıyım
ve artık
AF DİLEMİYORUM hiç kimseden

Saat 24.00
Karanlık saklar
Üstünün başının, ellerinin kirini
Ayak kırar kokunu
İşte Konya yolu
Geç sınırı
Yürü karşıya Ziya
Senin devletinin sınırları
O saltanatın çerine çöpüne kadar

İLK ADIM
Ekmek kan pahası
Ekmek aslanın ağzında derler
Ziya'mın ekmeği
Aslanın ağzında değil
Bir kara şahin'in tekerlekleri arasında

Bir şahin ki
Avını gözetir
Daha ilk adımını attığında karşıya
Şimşek gibi çarpar

Bir şahin ki
Ziya'mın düşleri gibi
Çarptı mı durmaz kaçar.

Eyüp
Büyüyor eknomi
Kalkınıyor ülke
Yıllık büyüme hızı %8

Kaat 240a gidiyordu 3 yıl evvel
Bugün 80
Yıllık büyüme hızı %8
Yoksullaşma hızı %300
Keşanelerde göbekler
Yılda %8 büyürken
Barakalarda öfke büyüyor
Her yıl %300

Teknoloji gelişiyor,
büyüyor dünya
Kameralı cep telefonları
İnternet
Bacaklarındaki kılı
Kaymak gibi alan
Elektirikli ağdalar
Ve bilimum zırzavat

globalleşiyoruz
Küçük bir köy oldu amma
Eyüp yol parasına kıyıp ta
Ankara'ya
Geldi geleli bir Kızılay'a inemedi hala

Hiç mi merak etmiyorsun
Akşam haberlerini

Kim
Kiminle
Nerede
"Biz sadece arkadaşız birlikte masum bir akşam yemeği yedik"
Hangi medar-ı iftarımız sanatçı
Bugün neresinden frikik verecek
Ve hangi mert Anadolu delikanlısı kardeşimiz
"Halkım beni bilir reklam için yapıyorsam
şerefsizim" diyecek

Yaşamak güzel Eyüp
daha ne günler var önünde
Çıkacak mısın eyüp yola
Tutup çekecek misin ziya'yı kolundan
Canın pahası

Sana dokunmayan yılan bin yaşasın
Babana bile güvenmeyeceksin
Böyle emrediyor efendilerin
Allah aşkına Eyüp
Sen ne zaman söz dinleyeceksin

Var mı kitabında
Ortada bırakıp kaçmak arkadaşını
senin yüreğin
zaten hiç bomba süsü verilmiş pankart olmadı
hep patladı
zamanlı zamansız
kurtardı ziyayı
itin dölü gece
Belki Eyüp'ün gözlerini kör etmese ...
Ayırt edecekti o vurup kaçan jipi
Eyüp'ün Şahin gözleri

Demin sofrana ekmek diye götüreceğin gazete
Üstüne kefen oldu.
Birde kefenin cebi yok derler.

Günler geçiyor Eyüp
Şimdi
Hangi atık kağıt işçisi
Biz ne yapabiliriz ki diye
Başını önüne eğip, gözlerini kaçırsa
Başımız dimdik
senin gözlerinle, gözlerinin içine baka baka
seni anlatıyoruz ona Eyüp
bire bin katarak

Ve kızıyorsan bire bin kattığımız için
Bize mütevazılığı öğütlüyorsan
Buna hakkın yok
Sen niye mütevazı olmadın
Düştüğün isyan toprağında
Bire onbin verirken Bedrettin başağım.

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.