Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484073
Ana Sayfa
KADIN SORUNLARI Yazdır E-Posta
Yazar SUVARİ HABER MERKEZİ   
14/04/2008

Sayın Divan,

Değerli parti temsilcilerim, değerli partili arkadaşlarım,

Öncelikle hepinize hoş geldiniz diyerek sevgiyle selamlıyorum…


Sizlere kadın sorunları üzerinden yola çıkarak, ülkemizin genel sorunlarına kısaca bakış açımı anlatmaya çalışacağım.


Bilimsel sosyalizmin kurucularından Engels’e göre; Tarihte ilk toplumsal uyuşmazlık tek eşli evliliğe geçişle birlikte erkek ile kadın arasında ve ilk sınıf baskısı da kadınların erkeklerce baskı altına alınmasıyla birlikte ortaya çıkmıştır.                                                                                                                                                  

Bu sadece kadın erkek ilişkilerinde değil, tarih boyunca tüm sınıflı toplumlarda böyle olmuştur. Üretim araçları kimin elindeyse patron odur. Bu nedenle güçlü yani egemen olanın demokrasi olarak tarif ettiğini, güçsüz olan yani ezilen diktatörlük olarak tanımlar. Ve ezilenler, hep daha çok demokrasi ister. Oysa sınıflı toplumlar çıktığından bu yana örgütlü değilseniz eğer, egemenlerin izin verdiği yere kadar özgür olabilirsiniz arkadaşlar…

Şimdi kısaca tarihe bir göz atalım.

Şu kesinlikle söylenebilir ki, Türkler’in İslamiyet’i kabullenişinden 19. yy. ortalarına dek süren 900 yıllık dönem içinde, genel anlamda alt sosyal tabakanın kadını, zihinsel değerde hiçbir ürün veremeden, gündüz tarlada ve ev işlerinde, gece de yatakta kullanılan bir mal olarak kalmıştır. Anadolu kadınını köle olarak çalıştıran bu zihniyetin tek sorumluları bu kadınların erkekleri midir? Elbette ki hayır. Çünkü Osmanlı tarihi incelendiğinde erkek nüfusun yaklaşık % 90’ı da, kadınlar kadar olmasa da benzer durumda sömürülmektedir. Artı savaşlarda ölmek de yanlarına kar kalmaktadır. Öyleyse bu kadınlı erkekli sömürüden kim sorumludur?

Bu sömürünün tek sorumlusu Osmanlı toplum düzenidir. Düzen bu insanları sömürebilmek için, aydınlanmaya yönelik ya da bağnazlığa karşı çıkan her türlü hareketi engellemiş, hatta kanlı bir şekilde bastırmıştır. 15. yy.’da ki Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedrettin’in başlattığı eylemlerin bastırılış biçimi bu duruma somut bir örnektir. Kaynaklar, Şeyh Bedrettin’in idam edilmesinin nedenlerini şöyle sıralıyorlar;- Bütün mal ve mülkün, halkın ortak malı olduğunu ileri sürmek, (Yani Nazım Hikmet’in dizelerinde belirttiği gibi;     yarin yanağından gayrı her yerde her şeyde hep beraber

 demek”)

- Peygamber ve dinler arasında fark olmadığını iddia etmek…      Büyük bir din bilgini olmasına karşın Şeyh’in İslamiyeti eleştirmesinin yanı sıra kadınlara akıl almaz hakların verilmesini savunması, saray ve çevresini iyice çileden çıkarmıştır. Öyle ki, bir yy sonra bile Bedrettin’in kadınla ilgili görüşleri kafirce tutum olarak gösterilmiş ve bunlara uyanların öldürülmelerinin şeriat hükümlerine uygun olduğu belirtilmiştir.


Gelelim Cumhuriyet kadınına…19 Mayıs 1919’dan ölümüne kadar Atatürk devrimleri ile gerçekleşen ve değişen kadın hakları Türk kadınına yeni modern bir statü getirmiştir. 1923-1938 arasının Türk kadını artık yeni bir düzen anlayışının kadınıdır. Kendisine, okuyup öğrenme, kamusal yönetime ortaklık, seçicilik, çağına uygun duyuş düşünüş davranış olanak ve hakları tanınmıştır. Bir imparatorluk yıkılmış, onunla birlikte kadını köreltmiş ve hor görmüş düşünce de tarihe karışmıştır. ACABA??? Cumhuriyet dönemi Türk kadınının ekonomik, politik, kültürel durumlarına bakıldığında, Mustafa Kemal’in düşünün genel anlamda ihanete uğratılmış olduğu, çeşitli üstü kapalı politik oyunlarla yerinde saydırıldığı, hatta bazı durumlarda Osmanlı’nın bağnazlığına döndürüldüğü görülür.


Amerika’da 1900’lü yıllarda kadın haklarını ortaya ilk getiren “Sosyalist Platform”dur. Tutucular bu hakları verinceye dek direnmişlerdir. I. Dünya Savaşı’nın sonrasında aydınların bir kısmı Amerikan mandacılığını savunurken diğerleri İngiliz mandacılığı peşindeydiler. Türkiye’yi yabancı bir ülkenin sömürgesi yapmak için can atanlar birbirleri ile atışırken bir tek konuda ağız birliği içinde idiler: Kadın hakları…Ama hiç birinin derdi konuya sosyo-politik, sosyo- ekonomik açıdan bakmak değildir. Bu düşünceleri dış ülkelerden destekleyenler için, kadına özgürlük tanınması zorunludur. Çünkü sanayileşmede ve zirai kalkınmada kapitalizmin yerini sağlamlaştırabilmesi için, erkek kadar kadın işçiye de ihtiyaç vardır. Daha fazla artık değerlerin edinilmesi, bu ikilinin aldatılarak durmaksızın çalıştırılmalarıyla mümkündür.

Görüldüğü gibi tutucu çevreler, ilerici çevrelerce işlenen konuları ele almakta ve bu önerilerin kendilerine nasıl avantajlar sağlayabileceğini planladıktan sonra yasalaştırmaktadırlar. Tıpkı 1970’lerde “kreş istiyoruz” diye slogan atan kadınların polis tarafından coplanması, ama yıllar sonra sistemin bu isteği kendiliğinden yerine getirmesi gibi…

Türkiye’de de kadın hakları olayı işte bu tür manipülasyona uğratılmıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte kadınlara sağlanan haklar ve özgürlükler, özellikle 1950-1960 yılları arasında politik çıkarlar uğruna yozlaştırılmıştır. Varlıklı sınıfın kadınları bu hakların saltanatını sürmüş, kırsal kesimin  kadınları ise sürülen saltanatın çileli taşıyıcıları olmuşlardır. “Kadın özgürleşsin” denilmiş, ama kadının ne yaparsa yapsın, politik ekonomik bağımsızlığına kavuşamayacağı bilindiği için, kadın nüfusun % 80’i emeği sömürülen kadın durumunda kalmıştır. “Kadın okusun” denilmiş ama cebinde parası olmayanların okuyamayacağı bilindiği için, çoğunluğu ya hiç okuyamamış ya da yarım yamalak bir ilkokul öğrenimi ile yetinmek zorunda kalmıştır. Görüldüğü gibi kadının özgürleştirilmesinin, tıpkı emeğin özgürleştirilmesi gibi kapitalizmin bir oyunu olduğu açıktır.

Düzenin savunuculuğunu yapanlar “Türkiye’de koşullara uyan her kadın milletvekili olabilir” demektedirler. Oysa pratikte böyle bir şey olmamaktadır. 1935’de bile Meclis’e girebilen 18 kadın milletvekilinden 17’si üst sınıf mensubudur. Aralarında köy çıkışlı bir kadın vardır.(Satı Kadın – Hatice Çırpan Karamehmed). O da, Atatürk’ün emriyle milletvekili seçtirilmiştir.

Türk kadınına bazı haklar sağlanırken, politik ve ekonomik çıkarlar da hesaba katılmıştır. Kadının politikaya girmesinin, iç ve dış politikayı değiştiremeyeceği, üstelik göstermelik bir demokratik atılım görüntüsünü içereceği düşünülmüştür. Nitekim uzun yıllar sonra, 12 Mart’la başlayan faşizm döneminde Başbakanlığa getirilen Anayasa Profesörü Nihat Erim, aynı göstermelik amaçla Türkan Akyol’u sağlık bakanı yapmış, fakat Türkan Hoca, ilaç fabrikatörlerine karşı tavır alınca, Nihat Erim de ilaç sömürücülerini  tuttuğu için kendisine karşı tavır almış ve Bakan Akyol istifa etmek zorunda kalmıştır.

Atatürk’ün sağlığında seslerini istedikleri gibi çıkaramayan pusudakiler, O’nun ölümüyle birlikte harekete geçerek, istedikleri doğrultuda “kukla kadın” tipini yaratmışlardır.

Elbette, kadın hakları savunucularının eşitlik mücadelesinde ki katkıları yadsınamaz. Kadın erkek eşitliği konusunda ki en ufacık katkı bile önemlidir. Ancak sömürü düzenini sorgulamadan, kadın sorununun taa tarih öncesinden özel mülkiyetle birlikte çıktığını unutup, gökten zembille düşmüş bir sorun gibi çözüleceğine inanmak, havanda su dövmekten ve var olan sistemin göz boyayıcılığını yapmaktan öteye geçemez.

Savunduklarıma “60’lardan kalma klasik sol söylem’ diyerek dudak büken arkadaşlarıma, Ak Parti’nin kadın programını okumalarını öneriyorum. Söylemlerimiz Ak Parti kadın kolları Başkanı Fatma Şahin’le aynı olacaksa, sol partide işimiz nedir? Arkadaşlar?

Solcu olduğunu iddia eden kadın;

Kadını erkekten, erkeği kadından soyutlamaz. İki cinsi sosyal varlıklarıyla bir bütün olarak, yani insanlığın birbirinden ayrı düşünülemeyecek parçaları olarak kabul eder. Toplumda üreticidir. Hiçbir şekilde dil,din,ırk,cins ayrımcılığı yapmaz. Ezenlerle ezilenler arasında ki kavgada ezilenlerin yanında üzerine düşen görevi yerine getirmeye kendini adar. İnsanın insanlığına kavuşacağı yolu tıkayan engellerin aşılması gerektiğine yürekten inanır.

Solcu olduğunu iddia eden erkek:

Bir yandan sömürü sistemine karşı mücadele ederken; diğer yarısı olarak gördüğü kadının iki misli sömürüldüğünün bilincinde olarak, ataerkil toplumun kendisine verdiği hakları, devrimci dönüşüm süzgecinden geçirerek kendisini değiştirmeye çalışır. Özel ev ekonomisi toplumsal bir sanayi haline dönüşmediğine ve çocukların bakım ve eğitimi bir kamu işi olmadığına göre, ortak sorumlulukları eşiyle paylaşır. Onun toplumsal üretime katılabilmesi için yol açıcılık yapar.

Ekonomik bağımsızlığını kazanmış kadınlarımız bile aile içi şiddete, evsel köleliğe tepki koyamazken; solcu erkeklerimizin çoğunun dillerinden demokrasi lafını düşürmemelerine rağmen evde ne kadar demokrat oldukları tartışma konusuyken; gecekonduda ki kadının “kocam epeydir beni dövmüyor, acaba aldatıyor mu?” diye ağlamasını neden yadırgıyoruz arkadaşlar…

İstisnalar kaideyi bozmaz. Şehirlerde ki tek tük ilişkilerden başkaldırılardan söz etmiyorum. Genel olarak toplumumuzdan bahsediyorum. Boşanmış kadın üzerinde –son günlerin moda deyimi ile-  nasıl mahalle baskısı varsa; erkeğin de üzerinde “evini geçindirmekten, çocuğunu okutmaktan aciz” diyen ataerkil aile baskısı vardır.

Hastaneye giden vatandaş, bürokrasinin yarattığı kuyruklarda çektiği çileden doktoru sorumlu tutar. İnsanı iyileştirmeye çalışırken, kendi sağlığını hiçe sayarak saatlerce uykusuz olarak insanüstü hizmet vermeye çalışan doktor sonunda hastaya patlar. Aynı karı koca ilişkisi gibi… Oysa yaşananlardan her ikisi de sorumlu değildir. Sorumlu, bozuk işleyen sistemdir. Onlara birbirleri ile mücadele etmek için harcayacakları enerjiyi, el ele verip örgütlenerek var olan bozuk sisteme karşı harcamaları gerektiği anlatılmalıdır.

Çocuk esirgeme kurumlarımızda çocukların cinsel tacize uğraması, yaşlılarımızın huzurevlerinde pislik içinde ki yataklarda hastabakıcılar tarafından dövülmesi de mi erkeklerimizin suçudur?

Bize özgürlük getireceğini iddia eden ülkelerin yaşlıları, ucuz tatil cenneti diye beş yıldızlı otellerimize koşarken; bizim yaşlılarımızın -bırakın deniz görmeyi- halk ekmek kuyruklarında, maaş hastane ilaç kuyruklarında, otobüs kuyruklarında kalp krizi geçirmeleri de mi erkeklerimizin suçudur?

En güzel çağlarını ailelerinin yoktan var ettiği olanaklarla yarış atı gibi dersanelerde geçirip, sonra da işsiz kalıp bunalıma giren gençlerimizden de mi erkeklerimiz sorumludur?

Kadınına, çocuğuna, yaşlısına sahip çıkmak sosyal devletin görevi değil midir? Arkadaşlar…

Evlerimizde akan suyun alt yapısı yokken, neyi içtiğimiz belli değilken, alay eder gibi öncelik sırasını şelaleler akan parklara vererek göz boyamaya çalışan zihniyetin suçlusu da mı erkeklerdir?

Herkesin özel arabası varmış gibi, devletin olanaklarını toplu taşım araçları, metro yerine, 4-5 şeritli yollara köprülü kavşaklara harcayarak şehir içini yarış pistine dönüştüren zihniyetin sorumlusu da mı erkeklerdir?

Kadınımızı erkeğe karşı kışkırtmak yerine; geçen hafta Altındağ ilçe kongresinde Genel sekreter yardımcımız Recai Bey’in belirttiği gibi halkımıza eğitim, sağlık, çevre politikalarımızı anlatmamızın daha doğru olacağı inancındayım. İktidara geldiğimizde devlet olanaklarının çarçur edilmeyeceğini, en büyük yatırımın insana yapılacağını, bu yatırımın hiçbir gerekçeyle ertelenmeyeceğini anlatmalıyız.

SHP’yi nasıl Türkiye’nin pusulası diye sloganlaştırdıysak, partimizin pusula ibresinin de hep ezilenlerin sorunlarını çözümünü gösterdiğini halkımıza anlatmalıyız.


Sözlerimi 1912 yılında Amerika’da bir grup kadın tekstil işçisinin pankartlarından cümlelerle bitirmek istiyorum:


“İşte yürüyoruz. Yürürken erkekler için de savaşıyoruz.

Onlar kadınların çocukları ve biz onlara yeniden analık ediyoruz.

Hayatımız baştan sona acıyla dolu

Beden kadar yürek te acıkır. Bize ekmek verin ama gül de istiyoruz.


İşte yürüyoruz, yürüyerek daha güzel günlere yaklaşıyoruz.


Kadınlar ayağa kalkınca bütün insanlık ayağa kalkar.

Efendisiz kölesiz bir dünya olsun.

Hep birlikte  paylaşalım güzellikleri, ekmekle birlikte gülümüz de olsun.”


Sabrınız için hepinize teşekkür ediyorum…

 

Son Güncelleme ( 15/04/2008 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.