|
Yazar Özgür Mumcu (12 Şubat 2010, Birgün)
|
|
16/02/2010 |
8 Şubat’ta Hrant Dink davasının on ikinci duruşması için siyasi cinayetler sonucu hayatını kaybetmiş olanların yakınları olarak Beşiktaştaydık. Hay Allah, ne sıkıcı cümle. Kabul etmeli ki iç açıcı bir hadise değil ve insanın gözü hemen yan sütunlardan yardım arıyor.
Dün Sabahattin Ali’den Hrant Dink’e 70 yıldır gözetim ve denetim altında öldürülenlerin aileleri TBMM’ye bir Araştırma Komisyonu kurulması için dilekçe verdi. Bu yazı tam da perşembe sabahı yazılıyor, o sebeple Meclis’in ya da basının olaya yaklaşımını bilmiyorum. Fakat herhalde hiçbir ihtimale şaşırmazsınız, bu memlekette her şey beklenir.
Bu da oldu neticede. Babaları, anneleri, kardeşleri siyasi sebeplerle yok edilmiş olanlar bir araya gelmek zorunda bırakıldı. Kimse garipsemiyor belki ama altını çizmek gerek; bu ülke, bu devlet hem yakınlarının öldürülmesine göz yumdu hem de bunun hesabının sorulmasını onlara bıraktı.
Bu insanlar kendi acılarını birleştirip bir araya gelene kadar medyanın önemli bir kısmı sessiz kaldı. Meclis, bu insanlar ellerinde kandan bir dilekçeyle yürüyene kadar kendiliğinden harekete geçme ihtiyacını hissetmedi.
DALGA
Bu devletin mahkemesi kendilerine Hrant Dink’in ‘derin ailesi’ diyen eşleri, kardeşleri ve çocukları tıka basa dolu, izbe, dağınık, havasız ve ciddiyeti şüpheli bir salonda ağırladı. İyi de yaptı. Böylece önceki 11 duruşmanın özetini anlamak münkün oldu.
Yoksa, hâkime “şimdi ara verebilirsiniz” diyen sanığı, Dink ailesinin bir metre ötesinde BBP propagandası yapan parti yöneticisini, gizli tanığı unutan polisi, gizli tanığın kimliğini saklayamayan hakimi, tanıklarla sanıkları aynı odaya koyan jandarmayı, duruşma sürerken geciken avukat arkadaşına ‘mutfaktan sandalye al, ayakta yolcu kabul etmiyoruz’ diye gevrek gevrek gülen sanık avukatını bir gün içinde görmek mümkün olmayacaktı.
O havasız, basık ve daracık salonda sadece Hrant Dink’in değil, o duruşmaya katılan herkesin yakınlarının anısıyla da dalga geçildi.
Öldürülenlerin yakınları acılarıyla baş edip bir de katillerin peşine düşmek zorunda kalıyorsa orada devlet yoktur.
Dün verilen kanlı dilekçe bu devletin, toplumun ve medyanın istediği son diyet olsun.
YETER!
Kontrgerillayı çözdüğü için öldürülen Doğan Öz’ün kızı Bengi’yle tanışmamın onuncu dakikasında TBMM Araştırma Komisyonu üzerine konuştuk. Oysa babalarımız ahbaptı. Öldürülmeseler, ihtimal çocukluktan arkadaş olacaktık.
Metin Altıok’un kızı Zeynep’le babalarımız aynı sene öldürülmese belki daha evvel bir yemekte tanışacaktık. Biz sohbet ederken yanda babalarımız kim bilir ortak tanıdık şairlerden söz açacaktı.
Yiğit sendika önderi Kemal Türkler’i alçakça katletmeseler ailecek ev ziyaretleri yapacaktık belki. Salonda sendikal mücadeleden bahsedilirken ben aklım mahallede yarım kalmış maçta, sıkılacaktım da Türkler’in kızı Nilgün beni oyalayacaktı.
Abdi İpekçi’yle medya üzerine bir konferanstan dönecekti bir akşam babam ve evde konferanstan sonra karşılaştığı Nükhet İpekçi’nin etkileyici sükûnetinden bahsedecekti.
Televizyonda bir tartışma programında Hrant Dink’le karşılaşacaktı belki ve çocuklarının yaşlarının yakın olduğundan konuşacaklardı. Arat’la ilk tanışmamda babasının cinayet duruşması hakkında konuşmayacaktım o zaman.
Örnekleri çoğaltayım mı, katilleri bulacak mısınız?
Ben bu yazıyı yazmaktan gerçekten utanıyorum, siz neden utanıyorsunuz? |