Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 128230
Ana Sayfa
TÜRKİYE FAŞİSTTİR, FAŞİST KALMALI Yazdır E-Posta
Yazar Gülsen FEROĞLU   
25/02/2010
Artık küresel ısınmaya yol açan insanoğluna kızgınlıklarından mıdır nedir,  ne zaman gelip, ne zaman gittiği belirsiz mevsimlere eşlik eden bildik yağmurların, karların  yağdığı saatlerin,  bir saat geri alındığının farkındasızlığında debelenen günlerden  dündü.
 O dünde; Carmen de los Mártires’te  gezintiye çıkmış señora KILIÇ, ……, PAKSÜT, ….., YALÇINKAYA, …….., CİHANER señorita TÜRKOĞLU, ……..,  KANTARCIOĞLU’yla selamlaştığınızda, ne alakaysa, bir zamanlar,  PİSACCO’ya ‘Guernica’yı yaptırtan iç savaşta,  faşistlerce kurşuna dizilmeden önce ‘kimse şairleri vurmaz, ben de bir şairim’ rahatlığında Granada’nın dar, dik  sokaklarında  LORCA’nın gezindiği de aklınıza düşüverir.
Şimdilerde  ‘17 özerk bölgeye, 2 özerk şehre ayrılmış, dört resmi dilin konuşulduğu’, ‘gerekirse darbe yaparız…’ diyen genelkurmay başkanına hapis cezasının verildiği İspanya’nın Granada’sında; ara sıra düşüvermese aklınıza LORCA, PİSACCO,  ilişmese gözünüze ‘Çanlar kimin için çalıyor’,  mırıldanmasanız  ‘….ve sen böyle ‘No pasaran’ deyip / Madrid kapısına…..’yı,  114 bin 226 kişinin kaybolduğu,  500 bin kişinin öldüğü iç savaşın müsebbibi FRANCO diktasının 36 yıl hüküm sürdüğüne,  o günleri yaşayanlarla birlikte sizde  inanamayacaksınızdır. Gezinti sonu oturulacak, penceresinden Sierra Nevada dağının göründüğü  bistroda,  az önce  selamlaştıklarınızın Tapas’la,  Sangria’nın dibine vuruşunu seyreylerken  sanırsınız ki  bu dünyada, hiç var olmamıştır caudillo  FRANCO,  general GODED, MOLA, EVREN, ….., TAĞMAÇ, ……, SUNAY, ….., DOĞAN, …..

O bistroda,  o kerametli zevat arasında, artık size iyice batan, yıllarca, bölünmez bütünlüğe, …., laikliğe, ……,  Cumhuriyet’e, ….., Kemalizm’e, …..,  Komünizme hızlarını alamadıklarında kapitalizme aykırı fiillerin odağına oturtulan partilere, kişilere karşı düzenlenen ıslak imzalı, ….., bayrak, …., kafes, ….., balyoz  planlı, …., JİTEM’li, …, HSYK, …., Danıştay, …,  darbeli, bol Genelkurmay açıklamalı, şantajlı  gündem yerine bilgiye, ….., teknolojiye, değişime odaklı aşktan, gezmekten, tozmaktan, yemekten, içmekten keyf alınan bir yaşamı sürdürebileceğiniz, bu durumda,  ışık ötesi  ‘vatanım’ özlemine yoldaşlıkta ‘yeter yahu, sabrında bir sınırı vardır’la moralman çökük vaziyettesinizdir.
 Birden, Flamenco’nun ritmiyle kıvrılanlara tempo tutan o kerametli zevat, dışarıda atıştıran karın etkisiyle olsa gerek ‘Jıngle Bells’i söylerken, señora ÖZBEK  sağ kolunu kaldırıp  ‘ kozmik oda hakkımız, söke söke alırız’la ortalığı çınlatmaz mı ?
 Bu esnada  yan masada Elma dağın  Sierra Nevada’ya,  Botanik Parkı’nın  Carmen de los Mártires’te benzediğini konuşan National Geographic’takilere kulak vermeseydiniz, İspanya Bask’ının ayrı devletliğini savunan ETA’nın gizli toplantısına 23 yöneticisi  katıldığı ispatlandığından AİHM’ce de onanan  ‘Batasuna’ partisinin kapatılması kararına atıfta bulunarak 2 milyon oyu çöpe atan mahkeme üyeleri gibi siz de Ankara’nın bu  dar, dik sokağını Granada’nın sanıp huzura erişecekdiniz. 
O zamanda,  Prof.Dr. ORAN ile KABOĞLU’na yapılan hakaretleri ‘düşünce özgürlüğü’ sayan, ortaokul mezunu bir kadının avukat kocasına ‘lan sibop’ diyemeyeceğine, ‘30 bin Kürt'ü, 1 milyon Ermeni'yi öldürdük’ beyanlı PAMUK’a  tazminat davası açılabileceğine, taş atan göstericiyi öldüren uzman çavuşa ceza verilemeyeceğine hükmeden, fikirlerini,  etnik kökenini sevmediklerinin mahallesini basanları, kurşunlayanları serbest bırakan, tutsakların diri diri yakıldığı cezaevi operasyonunu yöneten HSYK üyesi ERTOSUN, mafya’ya yazlığını onartan Yargıtay Başkanı ÖZKAYA, faili meçhulleri planlayan kontrgerillayı, cuntacıları coşturan  EMİNAĞAOĞLU, …., ÖZKÖK, …, ÖZDEN  vari  mensuplara sahip Türk adaletinin temsilcilerinin, tartışılan onlarca kararı veriş nedenlerini de  anlamış olacaktınız.
 Gerçi anlasanız da, anlamasınız da,  Osmanlı’dan da önce başlamış ‘Üç Ali’ler, darbe, olağan, Olağanüstü Hal dönemlerinde  de devam ettirilmiş, adı ister İstiklal,  ister  Sıkıyönetim, ister Devlet Güvenlik Mahkemesi, ister Ağır Ceza olsun ‘ayarlanmış mahkemelerin‘ hakimliğini, savcılığını, yargıçlığını kabullenip, varsın ölüm dağıtsın ortalığı hissiyle  Başbakanını, Bakanını,  subayını, Deniz’i, Yusuf’u, Hüseyin’i …., Erdal’ı asan bu üstün hukukun temsilcilerini dünde, bugünde  alkışlayan okumuş, yazmış ve modern ve de bir o kadar da laik  insanlarla birlikte  her zaman  ‘hukukun ırzına geçildiğinden’, 
Yıl ister 1915, …, 1925, ..., 38, …, 45, …,  ister …, 80, …, 90 ister …, 2010,…, 2016 olsun  ‘nefret sizinle beraber doğmaz; sonradan edinilir‘ replikli Missisipi Yanıyor, Schindler’s List  ya da Cabaret filminden fırlamış; ev, iş, aş vermek istemedikleri Kürt’lerin, ….,  Ermeni’.., ….., Alevi’.., …., Rum’.., …, Roman’ların  lafını duyduklarında tüyleri  dikleşip  halden hale giren, ‘onlara’ başlarına bir şey gelmeyeceğinden eminliğinde, öldürmek niyetiyle İstanbul, …., Çorum, …., İzmir, …., Edirne, …., Manisa’da  silahla, satırla saldırmakla kalmayıp, o silah, satır, bıçak, kaldırım  taşlarıyla poz verenlerin yer aldığı, alacağı  ‘insan denen varlık demek bu hallere düşebiliyor’ dedirten  o sahnelerde, aslında  kimseleri de  şaşırtmamıştır.

Çünkü herhangi bir sözlükte ‘içinde bulunulan ırkın üstünlüğü ve bunun öteki toplumsal alt gruplara zor, baskı yoluyla kazınması’ olarak tanımlanan faşizm esinli ideolojiye ait  ‘Bir, iki, üçler yaşasın Türkler / dört, beş, altı Polonya battı / yedi, sekiz, dokuz alman domuz /………/’lu tekerlemelerle büyüyen, hoşlanmadığı arkadaşına ‘keşke domuz gribi olsa’yla kader biçen çocuklar dahil en küçüğünden, en büyüğüne fırsatını bulduklarında yapmaktan çekinmeyecekleri ‘karşısındaki yok ederek’ sorunları çözme mantalitesini yani faşist tavrı, düşünceyi, verdiği kararlarla doğallaştırmış Türk hukukuna ‘……  sıralarına bir metre yaklaşan ne olacağını görecektir’ tehditli Türk siyasetine uyarlanmış fakir Türk halkının büyük çoğunluğu, neredeyse bir asır, memlekette Türklerden başka kimselerin yaşamadığını var saymış  ‘manyak mı bu Kürtler, Kürt oldukları halde niye  Türk’üz desinler’ diyememiştir.
 Asıl faciaysa, seçimleri o parti kazanmışmış,  bu parti iktidara gelmişmiş önemli değil, erki, her daim elde tutmak isteyen askerler, yargıçlar, bürokratlar, medyacılar, diğer atanmışlar sistemlerinin hakimi mezhepleri sunilik ‘ne olsa Kızılbaş’,  etnik kökenleri Türk’lük  ‘Türkler kuyruklu olur’ aşağılanması, bir gün ismini Köprücük bildikleri  köyün Qasima, Varto bildikleri kasabanın Gımgım, Tunceli bildikleri şehrin Dersim’e dönüşmesiyle de karşılaşmayacakları gibi  geçim sıkıntısı çekmeyip, işsiz tek bir çocuklarının bulunmayacağı yaşam düzeylerine ekli ayrıcalıkları dolayısıyla  da kendilerini İspanya’sız İspanyol, Amerika’sız Amerikan, Fransa’sız Fransız  zannedeceklerinden, faşistliklerinin de farkında olmayacak,  ne adına kırıp, döktüğünü bilemeyecek fedailere ihtiyaç duyan sistemlerini de,  öyle olduğu halde ‘faşizm’le ilişkilendirmeyeceklerdir. 
Böyle olunca da  tarihlerinde yer alan, Nazi Almanya’sında gerçekleşmiş ‘Kristal Gece’lere eş, Dersim’den önce de,  sonra da  onlarca olayda, …., Trakya’da, ….,  6-7 Eylül’de,  ….., Maraş, ….,   Sivas’ta, …., Altınova, …., Selendi’de  yüzlerce kez tezahür etmiş  pogrom (kıyım)ları,  başörtüsü yüzünden Başbakanın eşinin GATA’ya,  sırf DPT’li diye bir milletvekilin çiçeğinin orduevine  alınmamasını,  her gösteriye biber, gaz bombalarıyla müdahaleyi  hak gören, bugüne kadar 27 partinin kapatılmasını, Genelkurmayın eş Başbakanlığını, İrticayla Eylem, Balyoz planlarını demokrasi açısından sorun algılamayan düşünce silsilelerini faşizmin izdüşümü,  ‘Romanlar, ….., Kürtler dışarı’ sloganlı taşlı, sopalı saldırıları da faşist, ırkçı eylem saymayacaklarından, olanları, yapılanları  ‘faşizm’le bağdaştıranlara karşı  kazan da kaldıracaklardır.

Varlıkları, varlığını yarattıkları sorunlar üzerinde yükselen ‘insanları …, ırk, …, din veya bölge farklılığı gözetip kin ve düşmanlığa tahrik’ ederek kozmik Türkçülük yapan bu kazancıların;  Onur, Oktay, Sabih, Saldıray HİTLER’lerin, Ruhat, Mine, Ayşe  REİTSCH’ların,  Ertuğrul, Uğur, Fatih, Serdar HESS’lerin  açıkça yazıp, söyleyemedikleri nefretlerini, düşüncelerini ‘valla toplum öyle düşünüyor, istiyor,  toplum ayakta’yla meçhul bir  ‘kamuoyuna’ yükleyecekleri şeytani zekalarını ortaya çıkarmak, öylesine de zordur ki.

Sizlerde, zaten,  gündüzlerinizi gasplayan ‘izdivaçlar’dan,  gecelerinizi kaplayan dizilerden başınızı kaldırmadığınızdan, dört ay önce bir mezrada 12 yaşındaki Ceylan’nın bombayla parçalanmış bedeninin tam altı 6 saat bir savcıyı beklediğini anımsamayıp  ‘Türkiye faşisttir, faşist kalmalı’ düsturlu fedailerin olağanüstü eforuna ‘eşitlik ancak eşitler arasında olur’la katkı sunup insan, çocuk, azınlık haklarına İspanyol  kalan Türk adaleti sayesinde bugünlerde, faşizmin, artık gündelik yaşandığını  da görmeyeceksinizdir.
 İşte,  böyle, bir o kadar  bitkin, bir  o kadar da örselenmiş hayatları dayatan karlı sabahların  birinde; molotoflu saldırıda hayatı sonlanan Serap,   13 yaşında kendini asan Güler,  polise taş attığı için 14 yıl ceza alan Berivan, C.E,  gelenler, gidenler, ölenler, öldürülenler  hatta ‘has..tir.’ diyenler de  anlatır bir öykü, okumasını, dinlemesini, anlamasını bilene. 
Şimdi bunları yazdım diye ben, çoktan, AB’ci, ABD’ci, SOROS‘çu, Fethullahçı, 2. Cumhuriyetçi, PKK’lı,  liboş olmuşumdur ya…..
Bu sene portakalların eski tadı yok mu ne,  hava da  çok soğuk, söylemiş miydim  ?
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.