Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484019
Ana Sayfa
Kadınlar, aileler ve sorumluluklar Yazdır E-Posta
Yazar Gonca Eren   
01/03/2010

Televizyon halkların yeni afyonlarından biri. Kardeşi internet kadar yeni olmasa bile hala en az onun kadar popüler. Her uyuşturucu gibi yavaş yavaş sardı ve esir aldı insanlarımızı. Ve tabi ki özellikle de kadınlarımızı.

İşinde, evinde bir koşuşturmacadır yaşayan kadınların belki de tek lüksü televizyon. Büyük kentlerin yükü altında ezilen ama o kentin bir köşeciğine sıkışıp yaşayanlar için dünyaya açılan belki de tek kapı... Ama nasıl bir dünyaya? Nasıl bir dünya ilgini çekiyorsa öyle bir dünyaya! Gerçeklikle ilgisi olmayan ya da gerçek hayatın küçük bir karesini alıp gerçeküstülüğe uzanan bir dünya. Dizilerle hayaller alemine gidiyorsunuz, hiçbir zaman yaşanamayacak hayatların büyüsüyle uyuşuyorsunuz, uyuştukça da kalitesi düşmüş ama dozu artmış yeni programlar silsilesi ile yaşayıp gidiyorsunuz. Artık uyuştuğunuz ve alıştığınız için bırakın toplumsal olayları, televizyonda gösterileni bile sorgulamaz hale geliyorsunuz. Kadın programlarından tutun da, dizilere, haberlere ve siyaset programlarına kadar her çeşit program için aynı şeyi söylemek mümkün. Ve aslında kadın erkek toplumun her kesimi için aynı şeyi geçerli. Bazıları televizyonda ne veriliyorsa yetiniyor. Bazıları olanakları ölçüsünde internet alemine ve tüm medyaya açılıyor.

Hal böyleyken televizyon dizilerinin savunulacak bir tarafı yok ama Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf’ın “muhafazakar aile yapımızın, hem de değerler sistemimizin erezyona uğraması noktasında sıkıntı yaratan görüntüler”e takılması ve “Ebeveyn İzleme Kurulu” oluşturulması konusunda RTÜK başkanı ile bir araya gelecek olması bana karışık duygular yaşatıyor. Sinirlensem mi gülsem mi yoksa bu halimize ağlasam mı bilemiyorum.

Yukarıda da söylediğim gibi dizileri savunacak değilim. Hatta televizyonun şu andaki misyonuna savaş açılması gerektiğini düşünüyorum. Dizilerdeki Selma Hanım’ı rahatsız eden görüntüler, beni de rahatsız ediyor. Ama muhafazakar aile yapımızı erezyona uğrattığı için falan değil. O çok beğendiği muhafazakar aile yapısının cenderesine kıstırılmış insanlarımıza çarpık bir cinsellik taşıdığı ve bu çarpıklığın gündelik hayata taşınmasında katalizör olduğu için rahatsız oluyorum. Ama sadece bu mudur? Selma Hanım’ın o titizlikle korumak istediği muhafazakar aile yapısı değil midir küçücük kızlarımızın aile içinde tecavüze uğradığı yerler? Küçücük kız çocukları o muhafazakar ailelere gelin gitmiyorlar mı? Cinsellik yaşının düşmesinde dizelerdeki erotik sahnelerin etkili olabileceğini söylemişsiniz. Zorla evlendirilen kız çocuklarımızın da hayatı bu diziler nedeniyle mi karartılıyor? Hüseyin Üzmez gibiler de dizilerden mi etkileniyor yoksa? Üzmez ve onun gibi binlercesi bu televizyon dizilerinden önce bambaşka insanlardı da sonradan mı değiştiler?

Bu dizilerin insanlarımızı nasıl uyuşturduğu üzerine hiç düşündünüz mü ve bundan rahatsız oldunuz mu? Düşünmediyseniz bu acaba dizilerin de katkıda bulunduğu mevcut yaşam biçiminden nemalandığınız için mi?

Madem demeçler vermeye başladınız, 8 Mart’ın yaklaştığı şu günlerde bir yıla yaklaşan bakanlığınız döneminde “kadına yönelik icraatları”nızı da açıklayacak mısınız? Hani hala yoksullukla, açlıkla mücadele eden, töre cinayetine kurban giden, evde dayak yiyen, okuma yazma bilmeyen, çocuk doğururken ölen, kadın olduğu için işsiz kalan, karın tokluğuna çalıştırılan kadınlarımız ile ilgili icraatlarınızdan?

Yoksa bu konularda icraatlarınız yok mu? Bu konular Aşk-ı Memnu kadar popüler değil mi yoksa?

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.