Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 128239
Ana Sayfa
KADIN-YAŞAM-ÖZGÜRLÜK Yazdır E-Posta
Yazar SEMA ÖZCAN   
05/03/2010

ENGELS: "İlk iş bölümü, erkekle kadın arasında, döl verme bakımından yapılan iş bölümüdür" der ve ekler "tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması, erkekle kadın arasındaki uzlaşmaz karşıtlığın karı-koca evliliği içindeki gelişmesiyle; ve ilk sınıf baskısı da dişi cinsin erkek cins tarafından baskı altına alınmasıyla düşümdeştir."

Tarih öncesinden günümüze üretim biçimlerini kısaca inceleyecek olursak, ailenin kökenini de anlamış olacağız.

YABANILLIK: Doğa ürünlerinden onları hiç değiştirmeden yararlanmanın ağır bastığı dönem. Kandaş Ailede ilk cinsel yasak, anne babalarla çocuklar arasına konmuş. İkinci adım ise, kardeşler arasında cinsel yasak olmuş. Bu dönemde grup halinde evlilik söz konusu. Erkeklerle kadınların gruplar halinde birbirlerine sahip oldukları evlilik biçimi. Böylece, belirli bir aile çevresi içinde, erkekler ile kadınlar arasında karşılıklı ortaklık kurulmaktadır. Kadınların erkek kardeşleri, önce anabir sonra daha uzak erkek kardeşler, bu aile çevresi dışında kalırlar. Yalnızca Kadın soy zinciri tanınır. Babanın kim olduğu kesinlikle bilinmez. Burada birbiriyle evli bulunan bireyler değil gruplardır. Her bir grubun içinde cinsel ilişki sıkı sıkıya yasaklanmıştır. Buna karşılık gruplardan birindeki her erkek, öbür gruptaki her kadının doğuştan kocasıdır.

BARBARLIK : Hayvan yetiştirme, tarım ve insanın doğal ürünlerin üretimini arttıracak yöntemleri öğrenmesi dönemi. Kandaşların gitgide evlilik bağının dışında tutmasıyla oluşan doğal seçicilik devam eder. Önce en yakın, sonra giderek uzaklaşan ve hatta evlilikle edinilmiş akrabalıkların gitgide karı-koca ilişkisinin dışında bırakılmasıyla, grup halinde evlenmenin her türlüsü pratik olarak olanaksız hale gelir. Ve iki başlı evlilik dediğimiz ilk karı koca evliliği gelişir. İki başlı evlilikte, evlilik her iki tarafça da kolayca bozulabilir. Sadakatsizlik çoğunlukla erkeğin hakkıdır. Ama grup halinde evlilik gibi çocuklar yalnızca anaya aittir. Komünal ev ekonomisi varlığını sürdürür. Karı-koca ailesi henüz ekonomik bir birim haline gelmemiştir.

İki başlı evlilik, aile içine yeni bir öğe sokmuştu. Sahici anneliğin yanında, delilli sahici baba. İş bölümüne göre erkeğe yiyeceğin ve bu iş için gerekli çalışma aletlerinin sağlanması düşüyordu. Bunun sonucu olarak ayrılma halinde kadına ev eşyaları kalırken, erkek üretim araçlarını beraberinde götürüyordu.

Sürüler aile mülkiyeti haline gelince, sürülere göz-kulak olmak için daha çok insana gerek duyuldu. Aile hayvan sürüsü kadar çoğalamıyordu. Hayvanların evcilleştirilmesi ve sürüler yetiştirilmesi o zamana kadar görülmemiş bir zenginlik kaynağını geliştirmiş ve yepyeni toplumsal ilişkiler yaratmıştı. Oysa barbarlığın aşağı aşamasına kadar servet; ev, giysiler, sandal, ilkel ev aletleri vs. idi. Yiyeceğin ise her gün yeniden elde edilmesi gerekiyordu. Bundan böyle çoban halklar gelişiyorlardı.

Bu yeni servet, başlangıçta Gens'e (İlkel toplumdaki kandaş grup) aitti. Ama hayvancılık, madenlerin işlenmesi, dokumacılık ve sonunda tarımın başlamasıyla her şey değişti. Kadınlar değişim değeri kazanıp, alınıp satılır oldular.

Erkek; hem hayvan sürüsünün, hem üretim araçlarının hem de kölelerin sahibiydi. Ama bu toplumdaki töreye göre, çocukları onun mirasçısı olamazdı. Servetlerin artışı, bir yandan aile içinde erkeğe kadından daha önemli bir yer kazandırıyor, bir yandan da geleneksel miras düzenini değiştirme eğilimini ortaya çıkarıyordu. Böylece erkek tarafından hesaplanan soy zinciri ve babalık miras hukuku kuruldu. Analık hukukunun yıkılışı, kadın cinsin büyük tarihsel yenilgisi oldu. Evde bile yönetim erkeğin oldu. Kadın aşağılandı, köleleşti, erkeğin keyif ve çocuk doğurma aleti haline geldi.

Erkeklerin tekelci egemenliği kurulduktan sonra tek eşli aileye geçişin belirtisi olarak ataerkil aile

ortaya çıktı. İşte anlamını yanlış bildiğimiz �familia� deyimi; Romalılar tarafından; içinde babanın, kadın, çocuklar ve köleleri babalık otoritesi altında tuttuğu ve hepsi üzerinde yaşatmak ya da öldürmek hakkına sahip bulunduğu yeni bir toplumsal örgütü belirtmek için türetildi. Bütün örgütlenmenin amacı; sınırları belli bir alan üzerinde sürülerin korunmasıydı.

 

Ataerkil aile ile birlikte, yazılı tarih alanına giriyoruz.

UYGARLIK : İnsanın doğal ürünleri hammadde olarak kullanmayı öğrendiği dönem. Aile biçimi artık tek eşliliktir. Erkeğin egemenliği, evliliğin bozulmazlığı, bireysel mülkiyetin ilkel komün mülkiyetini yengisi ile belirlenir. Tek eşlilik, ama yalnızca kadın için tek eşli olmak. Sadakatsizlik töre tarafından erkeğin tekeline bırakılmıştır. Toplumsal gelişme yükseldiği ölçüde bu hak, hep daha çok kullanılır. Kadının sadakatsizliği ise şiddetle cezalandırılır. Tek eşliliğin bireysel cinsel aşkla ilgisi yoktur.

Barbarlığın yukarı aşamasından itibaren köle emeğinin yanı sıra ücretlilik te ortaya çıktı. Yani köle kadının kendini verme zorunluluğunun yanı sıra, özgür kadınların profesyonel fuhuşu da görüldü. Böylece, tek eşli aile toplumun ekonomik birimi durumuna geldi.. �Evlilik sırasında gebe kalınan çocuğun babası, kocadır� Üç bin yıllık karı-koca evliliğinin vardığı sonuç budur.

UNICEF'in "Women in the 1980" kaynaklı istatistiğine göre: Bugün yeryüzündeki toplam işgücünün üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Dünyanın toplam gıdasının %50 sini, Afrika'nın toplam gıdasının %80 ini kadınlar üretiyor. Bütün bunlara karşılık; kadınların geliri dünya gelirinin onda biri. Ve kadınlar dünyanın tüm varlıklarının % 1 ine sahip.

Türkiye'den rakamlar (Milliyet 8 Mart 2001) : Şehirlerde evli kadınların %18 i , köylerde %76 sı eşleri tarafından dövülüyor. Kadınların %57,7'si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor. Aile içi suçların %90 ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.

İşte günümüz toplumunda; okuma yazma oranının düşük olması ile de, akraba evlilikleri, başlık parası, ensest ilişkiler, töre cinayetleri, kız kaçırmalar, fuhuş, eğitim gören kadının bile zengin biriyle evlenip evsel köleliği ve erkeğin çok eşliliğini kabul etmesi gibi sayabileceğimiz yüzlerce örnek, geçmişteki aile biçimlerinin günümüzdeki kalıntılarıdır.

Peki o zaman ne yapacağız? Kadın olarak ezilmemek için ilkel komünal üretim biçiminin yeniden oluşmasını mı bekleyeceğiz? Elbetteki hayır. 8 Mart 1857 de Amerika da bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler de beklememişler. Daha iyi çalışma koşulları, emeklerini karşılayan ücret için greve gitmişler. Grevin başka fabrikalara sıçramasını önlemek isteyen patronlar, fabrika binasını kilitlemişler. Fabrikada yangın çıkmış, 129 kadın işçi yanarak ölmüş. Aynı yıl diğer endüstri dallarındaki kadınlarda mücadeleye devam etmiş. Ve "8 Mart" ; 1910 yılında alman sosyalist Clara Zetkin'in önerisiyle II. Enternasyonal tarafından "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" ilan edilmiş. 1977 yılında da Birleşmiş Milletler kararıyla "Dünya Kadınlar Günü ve Uluslararası Barış Günü" ilan edilmiş.

Bu, kapitalist düzene karşı mücadele.

Erkeğin egemenliğine karşı mücadele nasıl olacak? Öncelikle kadın, her türlü eğitim olanağını zorlayıp toplumsal üretimde yerini almalıdır. Kendi ayakları üzerinde durabilmenin koşullarını yaratmaya çalışmalıdır. Ataerkil aile ve ardından tek eşli aile ile her şey değişti. Ev yönetimi kamusal niteliğini yitirdi. Bu iş artık toplumu ilgilendirmiyor, bir özel hizmet haline geldi. Toplumsal üretime katılmaktan uzaklaştırılan kadın baş hizmetçi oldu. Kadına toplumsal üretim yolunu (ama yalnızca proleter kadına) yeniden açan günümüzün büyük sanayisidir. Ancak kadın, ailenin özel hizmeti ile ilgilenirse toplumsal üretimden uzak kalır. Eğer toplumsal üretime katılırsa aile görevlerini yerine getiremez. Doktorluk, Avukatlık olsun kadın için tüm çalışma koşullarında durum budur. Toplumsal iş bölümünü, tarihte olduğu gibi bugün de cinslerin önüne hayat dayatır. Cinslerden biri daha fazla toplumsal üretim yapabiliyorsa, bu yolu ona hayat arkadaşının açtığını bilerek emeğine saygı duymalıdır.

Ailedeki iş bölümüne gelince; (Özel ev ekonomisi toplumsal bir sanayi haline dönüşmediğine, çocukların bakım ve eğitimi bir kamu işi olmadığına göre) ortak sorumluluklar eşlerin yüreklerindeki insan sevgisi ve biyolojik farklılıklarının geliştirdiği yetenekleri ölçüsünde paylaşılmalıdır. Erkek, ataerkil toplumun kendisine verdiği hakları, devrimci dönüşüm süzgecinden geçirerek kendisini değiştirmeye çalışmalıdır. Benim düşünceme göre, bu anlamda erkeğin kadına açtığı yol çok önemlidir. Çünkü karşısında 7000 yıldır ezilen, ezildikçe de üste çıkmak için, altta güreşen bezirgan pehlivan misali bir yığın stratejik taktik deneyen, çoğu zaman da erkeğini kuşatarak ailenin yönetimini ele geçiren bir sosyal sınıf vardır. Öte yandan ekonomik özgürlüğünü ele geçiren kadın, bu gücünü ailenin birliği yerine aile içinde ayrımcılık ve bir başkaldırı aracı olarak kullanabilir. 7000 yıllık ezilmişliğinin intikamı olarak kendinde bu hakkı görebilir. Bunun önlemini almak ta tarihi gelişim sürecinin doğal sonucu olarak erkeğe düşer. Bu nedenle, yine bana göre; bir kadını ezerek bezirganlaştıran ya da hak etmediği kadar önünü açarak zortlatan erkektir.

 

Yoksa olay, lise sınıflarının edebiyat dersi münazarasına döner. "Kadınlar mı, erkekler mi hayatın yükünü daha çok çeker"�

Erkekler Grubu : - Kadınların beyni daha ufaktır, zaten bütün bilim adamları erkektir.

Kadınlar Grubu : - Kabul etmiyoruz, örnek veriyoruz, Madam Cüri

Bunun bir şey ! yarıştırmanın dışında vardığı sonuç yoktur. Kendi ailemizi çoluk çocuğumuzla insanca yaşanır hale getirmeyi başaramıyorsak eğer, başka toplumsal rollere soyunmamızın anlamı kalmaz.

Son olarak; toplum kahramanlık payesini kime verirse versin, tarih boyunca kadın,ailenin gizli ama güçlü kahramanıdır.

Tüm emekçi ve ezilen kadınların günü kutlu olsun.

 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.