|
Çocukluğum Ortakköy'de geçti. O zamanlar böyle modernleşmemişti ('). Şimdiki Ulus semti rengarenk çadır ve at arabalarıyla bezenmiş olup çingeneler oturuyordu. Hani tv' lerde seyrettiğimiz her daim göbek atan insanlar değildi. Hamalından, kömür taşıyanına, saka'sından atlı nakliyatına kadar. Yollarımız asfalt değildi. Onun içindir ki at arabalarının hepsi demir tekerlekti. Taşa çamura batağa en iyi onlar dayanıyormuş. Bitişik komşu Çakır da at arabasıyla kömür taşıyordu. Bir gün biri "boşver o takımı, arabacı takımı" dedi. En can arkadaşımın Donna'nın babası arabacıydı. Ona destek attım. Beşiktaş'lı oldum. Kars-Kağızmandan, nasıl Erzurum'a geldiğimizi hatırlamıyorum 4-5 yaşlarındaymışım. Oradan İstabul'a trenle gelmiştik. Biz çingene semti denilen yardan biraz daha aşağılarda oturduk. Komşularımızın çoğunun ne dediklerini anlıyamıyordum. Biz mi gurbetteydik, onlar mı hesabı. Sonra onların dili gibi dinlerinin de farklı olduğunu okullardan öğrendik. Evimizde böyle bir konu hiç hatırlamıyorum. Bizler,konu komşu birer bütündük. Apostoli, Vangoli, Donna, Eleni arkadaşlarımızdı. Düşüp yaralansak, hangimizin annesi yakınsa onlar birbirlerinin çocuklarına koşturudu. Yaralı bereli ellerimizi sovan sabun karışımı ve biraz da yağ ekliyerek yaralara melhem yapmasını birbirlerinden öğrendiler. Sirkeyle ateş düşürmek, kaynatılmış bitkiler. Her derde deva. İsmi genelde gül'lerle başlayan çingene kızları, Zafer'ler arkadaşlarımızdı. Bomboş dağlarda -babalarımızın yaptığı-uçurtmalar uçurduk. Yine kemik artıklarından aşık oynadık. Çamurdan evler, cicozlar, -miske-bilye-yaptık. Haniya cicoz, işte cicoz, al cicozu, ver cicozu. Benden babuş looo. Sonra gazoz çıktı. Kapaklarıyla cicoz oynadık. Teneke kapaklı gazozlar, çok kişiyi zehirledi. Bir malalle, sarımsaklı yoğurt yedik. Bağırta bağırta içirttirilen summaklı ve bol karabiberli çaylar, sıtlarımıza kemikler boyunca sürülen tentirdiyotlar öksürüklerimize derman oldu. Anaların babaların sırtlarına kupalar çekildi. Babam tayın bedeli aldığında ama az ama çok, komşularımızla sofra kurduk. Tabiki Eleni'nin babası Aleko'nu önceden hazırladığı lakerda'larla. Şimdi bunları niye yazdım. Geçen gün grip oldum. Burda Kars Kağızmanlı geçkince bir teyze çorba getirmiş. İlk kaşıkta bunun içinde ne var dedim. Tarhun, aş otu, yoğurt vs. . Kars Kağızmanda anneannemin yaptığı çorba. Torun sahibi oldum, tadı hala damağımda kalmış. Can kardeşim, biz sizlerle empatiden öte beraber yaşadık. Bokludere'de koşturup hastalanınca, bize "hastadır gariptir, zavallı, yazık (')" demeyen büyüklerimiz tarafından, kulaklarımız beraber çekildi. Küfür edince ana babalardan sümsükleri beraber yedik. Açlığımızı bastırmak için, kuzu kulaklarını beraber topladık. Limon tuzunu beraber yaladık. Seyyar atlı karıncalara, üç kuruşumuzu denkleştirip beraber bindik. Bir yaz boyu tarattırmadığımız toz topraklı saçlarımız okul zamanı birinin edindiği traş makinesiyle dipten kırpıldı. Kel'lenenlere beraber gülüştük.. Kızlar kafalarından büyük kordelalarla süslendi. Annelerimizin ortaklaşa diktiği okul önlükleriyle; el ele ,oynaşa dövüşe okullarımıza gittik. Ağladık, güldük, serpildik. Yaşamın da bir damak tadı varsa o da çocukluğum, komşularım ve sizlersiniz. Ve çığlıklarımızı duysunlar: BİZLER KARDEŞİZ - BÜTÜN HALKLAR KARDEŞTİR. |