|
Mümkünse Kitapları Yakmayın |
|
|
|
Yazar Veli Bayrak geleceksosyalizm.net
|
|
09/04/2010 |
12 Eylül 1980 darbesinde milyonlarca kitap yakılıp yok edilmiştir. Darbe, sadece kitapları yok etmekle kalmamış onları yazan, okuyan, evinde yada yanında bulunduranları da cezalandırmıştır. Cuma dayı ve Gülbahar teyzelerin kitaplıkları da, sol yayınlarla doluydu. Oğulları Cihan bir taraftan tıp fakültesi son sınıfta okuyor, diğer taraftan devrimci saflardaki yerini alıyordu. O gün de Gülbahar teyze erkenden kalktı. Masanın üzerinde duran küçük el radyosunu açarak kulağına götürdü. Radyo ajansları veriyordu. Duyduğu haber karşısında çığlık atarak kocasına doğru koştu. Cuma dayı ve Gülbahar teyze Cihan’ın bulunduğu odaya doğru yöneldiler: “Kalk oğlum, acele et, askerler darbe yapmış! Şimdi seni de almaya gelirler!” Cihan aniden yerinden fırladı. Çabucak üzerini giyindi. Anne ve babasının elini öperek kapıya yöneldi. Tam kapıyı örterken, aklına kitaplar geldi: “Baba, mümkünse kitapları yakmayın, bahçede bir yer belirleyip oraya gömün!” Cuma dayı ve Gülbahar teyze gözlerinden akan yaşı sildiler. Acaba oğullarını, bir daha ne zaman görebileceklerdi? Kitapları bahçeye gömmek için zamanları yoktu. En iyisi yakmaktı. Hemen banyo kazanını hazırlayıp kitapları bir bir yakmaya başladılar. Bir süre geçmişti ki askerler evi sardı. Gülbahar teyze salonda beklerken, Cuma dayı hala banyodaydı. Askerler apar topar eve girdiler ve evi didik didik aramaya başladılar. Bu arada Cuma dayı kitapların neredeyse tamamını yakmıştı. Askerlerden biri koşar adım banyoya yöneldi. Bir tekme vurarak kapıyı açtı. Cuma dayı çırılçıplak soyunmuş büyükçe bir banyo leğeninin içerisine oturmuş, başından aşağı suyu dökerken bir yandan da türkü söylüyordu: - Yılanı öldürseler ha leylim nenni de kınalım nenni de! Asker, silahını Cuma dayıya doğrultarak sordu: - Ne yapıyorsun sen? - Görmüyor musun oğul, banyo yapıyorum... - Ne yaktın peki? - Ne yakayım oğul, kitap mı var ki kitap yakayım... Askerler birkaç soru sorduktan sonra başka evleri de aramak için oradan uzaklaştılar. Aradan 5 ay geçmişti. Bir akşamüzeri sivil giyimli birileri Cuma dayıların kapısını çaldı. Adamlardan bir tanesi, Cihan’ın sorgusu sırasında 8. kattan atlayarak intihar ettiğini, yarın sabah cenazeyi almaları için emniyete gelmelerini söyledi. Her ikisi de yığıldı kaldı. Cuma dayı, her an gelir diye hazır tuttukları Cihan’ın yatağına kendini zor attı ve boş yatağı kucaklayarak saatlerce ağladı. Gülbahar teyze, duvarda asılı olan Cihan’ın resmini eline alarak defalarca öptü, kokladı, bağrına basarak ağıtlar yaktı: - Ben öleydim oğul, ben öleydim...Cihanım, yavrum, karagözlü doktorum, ben öleydim! 12 Eylül faşist darbesinden tam 5 ay sonra, bir şubat günü, toprağa kitapları değil ama biricik oğullarını, Cihan’larını gömmüşlerdi... |
|
Son Güncelleme ( 09/04/2010 )
|