|
Yazar Rafi BİLAL- SHP PM Üyesi
|
|
15/06/2008 |
Çevrenin, köylünün, mağdurun avukatıyım Parasız yatılı sınavıyla ve bu ülkenin imkanlarıyla okuduğunu hiç unutmayan Avukat Şehrazat Mercan'ın, CHP İl Yönetimi'nde görev aldığı dönemde Kemalpaşa Halilbeyli Köyü'nde 1 milyon zeytini kurtararak başladığı serüveni yeni davalarla sürüyor. "Deniz Baykal partiye döndü partiiçi demokrasi bitti" düşüncesiyle CHP'den ayrılıp SHP'nin kurucu üyeleri arasında yeraldı. İki dönemdir SHP Parti Meclis Üyesi olan Mercan, Torbalı, Urla ve Manisa'da birbirine paralel birçok davayı yürüttü. Mağdur olanın yanında olmak gerekir görüşünü benimseyen Mercan, köylülerin yaşadıkları çevreye sahip çıkarak onu bulduklarını söylüyor. **Önce öğretmenlik, sonra iktisat, sonunda hukukta karar kılmışsınız. Öğrencilikten vazgeçemediniz mi? Öğrenci olmayı severim, zaten öğrenmeyi hiç bırakmadım. Ailemin ekonomik durumu iyi değildi. Parasız yatılı sınavı olmasaydı Samsun'dan çıkıp da üniversite okumak hayal olurdu. Önce İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu'nu yatılı olarak okudum. Öğretmenliğe başlayıp elim ekmek tutunca da bir yandan çalışıp dışarıdan iktisat fakültesine devam ettim. Üniversite 3. sınıfta İzmir'de hukuk fakültesi açıldı. Öğretmenlik yaptığım okul İzmir'deydi. Hem de avukat olmak benim için önemli bir fırsattı. O yüzden farklı bir öğrencilik dönemi yaşadım denilebilir. **Neden avukat olmak istediniz? Babamın ailesinin gayrimenkul bakımından ciddi bir mal varlığı varmış. Ancak aile içinde bazı kişiler mal kaçırma yolunu izlemişler. Eğer avukat olursam hakkımız olup elimizden alınan malları yeniden alabileceğime inanmıştım. Yine o dönemlerde Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamı bizleri çok üzmüştü. Adaletin herkese gerekli olduğuna inandım. Hak arama, sesini duyurmakta zorluk çekenlerin vekili olma bana çok anlamlı geldi. **Peki malları geri kazanabildiniz mi? Avukatlık stajına başladığımda büroda ilk işim ailemin sürecini anlatmak ve çare aramak oldu. Ama babamların, aile büyüklerinin sözlerini dinleyip mallardan feragat ettiklerine dair kağıt imzaladıklarını öğrendim. Yanında staj yaptığım avukat, "Artık o malların dönüşü yok. Ama senin de dönüşün yok sen de avukat oldun" dedi. **Kafanızdaki avukatlık imajı ile yaşananlar örtüştü mü? 1983'te avukatlığa başladım. Hayallerim ile yaşadıklarım elbette birbirinden çok farklı. Avukat olmadan önce ülkede hukukun çok daha etkin olduğunu sanıyordum. Tüm aksamalara rağmen yine de bireylerin güvenmesi gereken makam yargı. Son yıllarda AB uyum yasaları altında ciddi düzenlemeler var ama yine de yasalarda hakkın olması yeterli değil. Kişilerin bunu talep etmesi gerekiyor. **Toplumun önünde olup da talep edileceğinden şüphe duyduğunuz konular hangileri? Medeni Kanun'da ciddi değişiklikler yapıldı. Kadınların evlilik sırasında ve sonrasında edindiği haklar var. Boşanma sürecinde edinilmiş mallara katılma bunun bir örneği. Ailenin korunması başlığında kocasının şiddet uygulaması halinde kadından, evden uzaklaştırma gibi hükümler var. Ama bu hükümlerin işlerlik kazanması için kadınların talep etmesi gerekiyor. Ama Türkiye'de üniversite mezunu kadın oranı 1.9 düzeyinde. Ekonomik özgürlüğü ve eğitimi olmayan kadınlar da yasaların sağladığı hakları kullanmayı rahatça talep edemiyor. **Kimbilir kaç tane çözümsüz kadın öyküsüyle karşılaştınız? Hiç unutamadığım bir olay var. 22 yaşında Gökovalı çok güzel bir kız eşi tarafından 7-8 gün eve kapatılıp demir çubukla dövülmüştü. Saldırgan eş kadının ailesini de tehdit ediyordu. Kocasının elinden kurtulan bu genç kadını arkadaşı bize getirdi. Bize geldiğinde yaşadığı şiddeti fotoğraflar ve doktor raporu ile belgeledik. Sadece adli bir olay olarak görmedik, sahiplendik ve çok destek verdik. Boşanma davası bizim istediğimiz gibi sonuçlandı. Yıllar sonra bir gün onu bizim büromuza getiren arkadaşıyla karşılaştım. Nasıl olduğunu sordum. Kocası yeniden evlenmek için ikna etmiş. Bizden utandığı için de söylemeden evlenmiş. Yine aynı şiddet olayları yaşanmış. Bu kez başka bir avukata başvurmuş. Ailesi yaşaması için ona bir ev almış. Boşanma aşamasında şiddet uygulayan kocasının bir tanıdığı tarafından vurulmuş. Boşanma tamamlanmadığı için onu öldürten eşi de miras olarak kadının evini almış. Donup kaldım söyleyecek sözcük bulamadım. **Kamuya karşı açılan birçok köylü davasında sizin imzanız var. O süreç nasıl gelişti? CHP İl Yönetimi'nde görevliyken 1999 sonunda Kemalpaşa Halilbeyli Köyü'nden 4 kişi partiye geldi. Köylerinin zeytinlik ve tarım alanı içinde katı atık depolama tesisi kurulmak istendiğini söylediler. O dönemki il başkanımız Selçuk Ayhan benden yerinde gidip inceleme yapmamı istemişti. Projenin geri çekilmesi için köylülerden 20 kişilik bir sivil oluşum kurduk. 8 ay gece gündüz çalıştık. Bazı geceler ben köyde kaldım. Mahkemeden tespit istedik bilirkişi incelemesi yaptırdık ve yer seçiminin yanlış olduğunu ispatladık. 2 bin kişinin yaşadığı köyden bin kişiyi proje hakkında bilgilendirme toplantısına getirttik. Yöre halkının sürece dahil olmasıyla projeyi geri çektiler. **Torbalı, Urla ve Manisa'da da benzer davalar yaşandı değil mi? Kemalpaşa'da kazandığımız başarı diğer köylerin de önünü açtı. Torbalı Katı Atık Depolama alanı konusunda ilginç bir dava sürecimiz oldu. Bir yandan 50 milyar kredi verilip 5 bin zeytin ağacı dikilmiş. Öte yandan Saipler, Bozköy, Çapak köylerinin sahip olduğu 1 milyon zeytin ağacının tam ortasında katı atık depolama tesisi kurmaya çalışıyorlardı. 2002-2003 yılında köylülerle birlikte ortak bir süreç başlattık. Tarımsal Kalkınma Kooperatifi de taraf oldu. Urla Yağcılar Köyü 1. derece doğal site sınır orman içine, Urla Belediyesi taş ocağı açmak istedi. Bu kez evimiz ve zeytinliğimiz dolayısıyla biz de taraf olduk. Yağcılar Köyü Muhtarlığı, İçmeler Sera Üreticileri elbirliğiyle o davayı da kazandık. Ama hala o tepenin öbür yamacına Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe imzasıyla 4 ayrı yere kireçtası maden ruhtası için yapılan başvuruya "Çevreye etkilerinin araştırlamsına gerek yoktur" kararı verilmiş. Buna karşı da 2 dava açtık devam ediyor. Manisa'da katı atık depolama alanı için seçilen yer yine zeytinlerin dibi ve Gediz Nehri'ne akan Kum Çay Havzası'nda yeralıyor. Bir yandan zeytin ağacı yetiştirmesi için köylüye destek veriliyor bir yandan ağaçlar yok ediliyor. Gediz Nehri'ni kurtarmak için projeler üretiliyorken yeni kirletme alanları planlanıyor. **Bütün köylülerin davasına siz mi bakıyorsunuz? Neden size geliyorlar? Ben ilke olarak her zaman mağdurların yanında olmak istedim. Benim kuşağım yaşadığı topluma karşı sorumluluk sahibiydi. Çocuklarımıza güzel yaşanılacak bir ülke bırakmak arzusundayız. Ben tek başıma birşey yapmadım. Sadece doğru olduğuna inandığım herşey için mücadele ederim. Hukuk çerçevesinde güçbirliği ve bilimsel destek de olunca sonuca ulaşıyorsunuz. Kamu kuruluşları çoğu zaman üniversitelerden bilirkişi hizmeti almadan projeleri uygulamaya geçiriyor. Sizin, benim vergilerimizi yanlış yatırımlar için kullanıyorlar. Biz buna hayır demek istedik. Önce yokedip sonra arkasından dövünmek istemiyoruz. Şoförlük de yapıyor Mimar Kürşat Işık Mercan ile 19 yıllık evliliği olan Şehrazat Mercan'ın oğlu Baran(17) yaşında üniversiteye hazırlanıyor. Kızı Karya(11) ilköğretim okulunda başarılı bir öğrenci. Baran mimar olmak istiyor. Karya henüz küçük olduğunu meslek kararını vermediğini dile getiriyor. Eşi Kıbrıs'ta çalıştığı için oğlunu dershaneye, kızını piyano ve voleybol kursuna şoförlük yaparak götürüyor. Annesini de pazara yine o götürüyor. "Boş zamanlarımda şoförlük yapıyorum" esprisini de aktarıyor. KİMDİR? Samsun Vezirköprü doğumlu. Vezirköprü İlkokulu'nu bitirdi. İstanbul Çapa İlköğretmen Okulu Resim Bölümü'nü bitirdi. 1975-82 Bergama ve Urla'da sınıf öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik dönemiyle birlikte 3 yıl Bursa İktisadi ve Ticari Bilimler Yüksekokulu'nda okudu. İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi açılınca ilk öğrencilerinden birisi oldu. 1978'de girdiği Hukuk Fakültesi'ni 4 yılda tamamladı. Evli, iki çocuğu var. Söyleyişi: Emine KANTARCI |