Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484187
Ana Sayfa
Cin, Cennet, Cinnet... Yazdır E-Posta
Yazar Barış YILDIRIM şirince   
15/04/2010
Tam camiye giderken iki adam (Hz. Hüseyin ve Hz. Hasan) önünü kesip cennetten geldiklerini söylese ne düşünür bir insan sizce? Ya para da isterlerse... ‘Bir başkadır benim memleketim’ şarkısının bir nevi zorla dinletilmediği insan evladı yoktur yurdumuzda. Başka olmasına başka ama niye başka olduğuna dair de pek bir fikrimiz yoktur.

Yıllarca Erbakan’ın cennet vaadiyle oy topladığı, İslamcı holdinglerin yine benzer vaatlerle milyonlarca dolar para topladığı bilinir memlekette. İslamcılar arasındaki rivayete göre 99 depremi de, Gölcük’teki askeri birlikte düzenlenen ve dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’in de katıldığı bir törende ‘Kuran’ın kaldırılmak istenmesi’ nedeniyle olmuştur.

Hatta depremden sonra körfezde dalış yapan kurtarma ekipleri, denizin dibinde de bir domuz görmüşlerdir. (Argüman daha da kuvvetlendirilmiş olur domuz imgesiyle). Böyle sayısız hikaye dinleyebilirsiniz memlekette. Örneğin ben yukarıdaki deprem hikayesini, vize almaya gittiği konsolosluğun bahçesinde beklerken Trabzonlu hem İslamcı hem Türkçü bir gençten dinlemiştim. Belki ilgisiz olacak ama, aynı gencin vize başvurusu da reddedilmişti.

Recep şaban derken geldi ramazan / Yap ibadetini ahiretini kazan
Olmasın seni yolundan bozan / Uyan kardeşim uyuma uyan

Bursa’da 63 yaşında Lübeza K. isimli bir kadının başına ilahi bir olay gelir.

Teyzemiz camiye gitmektedir ki nur yüzlü olması gereken iki şahıs, teyzenin yanına yaklaşır ve kendilerini takdim ederler: “Biz peygamberin torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’iz.” Yaşlı kadın besmele çekmeye kalmadan bu iki şahıs cennetten geldiklerini ve kendisinin zamanında bir adak adadığını, yerine getirmediğini, kendilerine ‘Allah rızası’ için üzerindeki parayı vermeleri durumunda bu ilahi problemi çözeceklerini söylerler.

Teyzemiz, inanmaya hazırdır. Hemen üzerindeki 125 YTL’yi ve altınları şahıslara takdim eder. Belki öteki tarafta hiç bulunmamıştır ama memleketimizden bilmektedir ki para ve yüksek yerlerdeki tanıdık, her meseleyi çözmeye muktedirdir; Allah eksiklerimizi yakından takip etmektedir. Ama olay bu kadarla bitmez, sokak güvenlik timi ismiyle fiyakalı bir hizmet veren polisler vazife başındadır ve olaya tanık olurlar.

Cnn Türk’ün internet sitesindeki haber şöyle:

“Bursa'da "cennetten geldik" diyerek yaşlı bir kadını dolandırdıkları öne sürülen iki kişi, şüphe üzerine kendilerini takibe alan "Sokak Güvenlik Timi' tarafından kısa sürede yakalandı.

Bursa Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamaya göre, Ulucami çevresinde devriye görevi yapan Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı 'Sokak Güvenlik Timi', cami bahçesinde yaşlı bir kadınla konuşan C.D. (22) ve T.Ö'yü (22) şüphe üzerine takibe aldı.

Yaşlı kadının gençlere bir şey verdiğini gören ancak ne olduğunu tespit edemeyen polis, olaydan sonra camiyi ziyaret eden kadının çıkmasını beklerken, bölgeden ayrılan gençleri de izlemeye devam etti.”

Hep itilir kalkılır, rüşvet ile suçlanır / Yürekleri temizler biraz daha güçlenir.
Kahramanlıklarıyla çok çeteyi çökertir / Soysuzların anlına gücünü yazar polis...


Ama iş bu kadarla bitmez. Polis, şüphesini çeken olay üzerine kadınla konuşmak ister ancak iki adamın cennetten geldiğine ve peygamber torunu olduğuna inanan kadın, bu adamların polis olduğuna inanmak istemez. Başına gelen ilahi olayın tesirinde duygu seline kapılan ve gözyaşları içinde camiden çıkan kadın, “kendilerini tanıtarak gençlerle ne konuştuğunu soran güvenlik güçlerine, 'polis olduklarına inanmadığını' söyleyerek bir şey anlatmak istemedi.

Sokak güvenlik timi, güçlükle ikna ettikleri Lübeza K'den bilgi aldı. Cami avlusunda dolaşırken yanına gelen gençlerin, 'Biz cennetten geliyoruz. Peygamberin torunları Hasan ve Hüseyin'iz' dediklerini anlatan yaşlı kadın, gençlerin, 'Teyze sen bir adak adamışsın ama yerine getirmemişsin. Biz bunu düzeltmeye geldik. Allah rızası için üzerindeki paraları ver' deyince, cebindeki 125 YTL'yi ve kolundaki altın künyeyi gençlere verdiğini anlattı.”

Takipteki polis ise zanlıları nerede yakalayacağını biliyordu. Hemen başka bir cami önünde tezgah açan işportacı sevabınacılar, burada polise yakalanır ve "Dini istismar ederek nitelikli dolandırıcılık yapmak suçundan adliyeye sevk edilir”.

Burada en önemli husus, kadının dolandırıcılara inanmasından çok; dolandırıcıların böyle absürd bir soyguna kalkışmasındaki cesarette gizli. Erbakan koca bir siyasetçi ve hocaydı. Dediğine saf insanlar inanabilirdi. Ama hiç tanımadığı iki adamın cennetten geldiğine niye inansındı yaşlı bir kadın. Ama hayır, cin olmadan şeytan çarpan dolandırıcılar, halkını bizden iyi tanıyordu. Ve nitekim haklıydılar da...


Seni çok seviyorum, gücenme hiç, sevgilim / Er geç kavuşacağız, henüz hazır değilim
Allah aşkı içindir, bu sevgi, bu eğilim / Ondan bîkararım, ben; benden ne istiyorsun?

Bu yaratıcılık başka dolandırıcılıklara da konu oluyor. Daha önce internette okuduğum ama pek efsane geldiği için inandırıcı bulmadığım bir olay vardı. Bursa’daki olayı görünce bunun da gerçek olmaması için hiçbir neden bulunmadığını düşündüm. Efsaneye göre bir adam taksiye biner ve arka koltuğa oturur. Şoförle muhabbet ederlerken, kendisinin Azrail olduğunu ve şoförün canını almaya geldiğini söyler. Şoför inanmaz. Azrail, ‘sen kaç kere gördün de azrailin ben olduğuma inanmıyorsun’ diye çıkışır ve bir kanıt sunar: “100 metre sonra sana bir adam işaret edecek ve sen onu alacaksın.” Gerçekten de bir adam daha biner taksiye 100 metre sonra. Şoför, “bak” demiş “kardeş”, yeni binen adama, “şu arkadaki adam Azrail olduğunu iddia ediyor.” Ama yeni müşteri, “ne adamı kardeşim, arkada adam madam yok” deyince şoför duralar. Biraz işkillense de bu kez korkmaya başlar. Ancak azrail daha yeni açılmıştır. “Çek arabayı sağa, kıl namazını, alacam canını” der. Şoför korkudan bembeyaz olmuş, denileni yapar, tam namaza başlayacakken iki adam, taksiyi alır ve kaçar.

Daha bitmedi. Hatay’da da bir cin çıkarma seansı gerçekleşir. Aile dostunun zihinsel engelli 24 yaşındaki kızının içine cin girdiğini iddia eden Abdullah Yeşiltepe, doktorların tedavi edemeyeceğini, dermanın kendisinde olduğunu iddia ederek başladığı seans esnasında kızı öldürür. İddiaya göre cini çıkarmak isteyen Yeşiltepe, bazı yöntemler dener. Dua okur olmaz. Sonra okunmuş suya zeytin yağı koyar içirir, olmaz, kızın ayağını keser ve kanını yakar, yine olmaz; hatta kız acıdan bağırınca elindeki sopayla sırtına vurur (amacı cine vurmaktır aslında). Baktı kız düzelmiyor, Yeşiltepe yüz üstü yatırdığı hastasının sırtına oturup kızın boynunu sıkarak cini nefessiz bırakma cinliğini akıl eder. Tabii cinden haberimiz yok ama kızcağız nefessiz kalıp ölür. Bu arada dışarıda bekleyen kızın ailesi, cinci hocanın eşinin ‘ne yapıyorsun kızı öldüreceksin’ çığlığı üzerine odaya girerler ancak çok geçtir. Yeşiltepe, “ben onu öldürmesem o sizi öldürecekti” der ve evden çıkar gider.

Komşu komşunun çişine muhtaç

Türkiye’de bu tür olayların haddi hesabı yoktur. Bir gün komşunuz sizden gelip ezile büzüle çişinizi isteyebilir ve bunun kızının bilmem ne büyüsü için gerekli olduğunu söyleyebilir. Siz reddedebilir ya da isterseniz bu isteğe rıza gösterebilirsiniz (‘ne kıymetli çişin varmış’ dedirtmemek için), komşunuz da o topladığı çişlerle kızını bir güzel ‘yıkayıverir’, büyü de gitmiş olur. Evde kalan kızların, mutsuz çiftlerin sorunlarında, belirsiz hastalıklarda hep büyü aranır. Zira normal değildir olan biten ve normal olmaması için de bir neden yoktur, zira her şey normaldir hayatta. Öyleyse birileri büyü yapmıştır ve onun giderilmesi gerekir.

Bursalı teyzemizin yaşadıklarına bakalım. İki adamın cennetten geldiğine, adanmış ama yerine getirilmemiş adağı olduğuna, bu iki adamın bir de peygamber torunu olduğuna, para karşılığı ‘işini halledeceklerine’, paranın öte tarafta geçeceğine inanıyor da, kendisiyle konuşmaya gelenlerin polis olduğuna inanmıyor. Demek ki teyzemizin sorunu şüphe duymak değil. Demek teyzemizin sorunu inanmak istemek ya da şüphe duymayı istememek. Kapıyı çiş için çalan komşu için de aynı şey geçerli. İnanmak istemek. Böylece her gün düzinelerce hikaye yaşamak, şahit olmak, işitmek, onları konuşmak, oradan oraya gidip olan biteni aktarmak, beraber şaşırmak, beraber akıl erdirememek ve büyülenmek mümkün olabiliyor. Yoksa hayat nasıl geçerdi ki? Belki de bu bir türlü geçirilmez hayat tüm ısrarlara rağmen bu nedenle cennetten çok cinnete yakın... İnanmak isterken, inanmanın giderek imkansızlaşmasından.
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.