Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 484149
Ana Sayfa
Ne babalar ama! Yazdır E-Posta
Yazar Esra Çiftçi Günlük haber   
22/04/2010
Her çocuk, doğal olarak babası ile gurur duymak ister, anılarında güzel yer edinsin ister. Bir gün gelip kendi çocuğu olduğunda 'Babam ile onur duyuyorum' diyerek bir kahraman yaratmak ister. Hatta her çocuk akranları ile kavga ettiğinde ve akranı ile başa çıkamayacağını anladığında 'Benim babam, senin babanı döver' diyerek, babasının gücüyle övünür. Yine her çocuk babasını yüreğinin en temiz haliyle sever ve toplumun 'senin baban onurlu, şerefli ve iyi bir adamdı' onayını duymak ve babasının bıraktığı yerden devam etmek ister.

Bazı çocuklar vardır ki; onların övünecek bir babaları yoktur, böyle bir şansları dahi yoktur, çocuklar değildir suçlu olan, babalardır. Katil babaların, işkenceci babaların, ölü sevici babaların çocuklarından bahsediyorum.

12 Eylül'de Diyarbakır Cezaevinde yapılanlar kimsenin hafızasından silinmedi, silinmez de... Bir vahşet unutulmaz, unutulmamalı da...

Bir cellâın arkasından çocukları, babalarının kişilik hatıratına hakaretten dolayı dava açmış...

Kim bu çocuklar?

1980-1982 yıllarında Diyarbakır Cezaevi'nde tutsaklara tarihin tanık olduğu en büyük işkenceleri uygulayan dönemin cezaevi müdürü Esat Oktay Yıldıran'ın çocukları...

Sebep?

Efendim 'Bu Kalp Seni Unutur mu?' dizisinin birkaç bölümünde Yıldıran'ın yaptıklarının ufak bir özeti anlatılmıştı, çocukları da babalarının hatıratına hakaretten dolayı, dizinin senaristine, yapımcısına ve yönetmenine dava açmış...

O hatıratına sahip çıktıkları baba olan adam Esat Oktay Yıldıran, Diyarbakır'da her girdiği koğuştaki mahkžmlara 'Ben Kıbrıs savaşında bir Rum çocuğunun kafasını kestim, kanını babasının gözleri önünde içtim' diyen ve bununla övünen bir baba...

O baba ki, Diyarbakır zindanında 34 tutsağın ölümüne neden oluyorsa, o baba ki tutsakların üzerlerine lağım suyu döktürüyorsa, o baba ki tutsaklara fare ve insan dışkısı yedirtiyorsa, o baba ki insanlığı unutturmaya çalışıyorsa, o baba ki tutsaklara uyguladığı ağır işkencelerden dolayı tedavisi mümkün olmayan bir travmaya yol açıyorsa, o baba ki tutsaklara hala bilmediğimiz tüm iğrençlikleri uygulamışsa, olmaz olsun böyle bir baba. Ne böyle bir babaya sahip çıkılır, nede olmayan hatıratı için yollara düşülür.

Keşke, o cellât babanın hatıratına sahip çıkmak yerine, ölümüne sebebiyet verdiği insanların ailelerinden, zulüm yaptığı insanlardan özür dilenseydi ve böyle bir babaları olduğu için utanç duymayı bilselerdi.

Tariihin Cilvesi

68 kuşağının öncülerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam kararlarını veren dönemin Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin Başkanı emekli Tuğgeneral Ali Elverdi, Çankaya'daki evinde fenalaşarak hastaneye götürülürken ambulansta öldü. Yediği yemeğin nefes borusuna kaçması nedeniyle solunum yetmezliğinden öldüğü açıklandı.

Elverdi, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idamına karar veren Ankara 1 No'lu Sıkıyönetim Mahkemesi'nin başkanıydı. Onlar asıldığında Elverdi idamlarını izlemişti. Emekli olduktan sonra idamların diğer bir ortağı olan Baki Tuğ ile birlikte siyasete atıldı, 1977 yılında Adalet Partisi'nden milletvekili seçildi.

Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in idam edilmesinin ardından Elverdi'nin 'İdam sehpasında bile kominizim propagandası yaptılar' sözleri de hafızalardan silinmedi.

1980 yılında yazdığı 'Bu vatana kastedenler' isimli kitabında da dönemin gençlik hareketlerini ağır bir dille eleştiren Elverdi verdiği röportajda ise, 1961 de idam edilen Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu için 'şehit' ifadesini kullanırken, Gezmiş ve arkadaşlarının idamı için, 'İdamları ibret-i müessese olmuştur. Onlar asıldıktan sonra hadiseler durmuştur' demişti.

Yusuf Aslan'ın idam sehpasında 'Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu için bir defa şerefimle ölüyorum. Sizler bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz' sözleri hafızamdan silinmiyor. Oysa Deniz ve Yusuf idam edildikleri tarihte 25, Hüseyin ise 23 yaşında birer genç delikanlıydılar. Onların üç katı fazla yaşayan Elverdi ise 86 yaşında öldü. Deniz'in, Yusuf'un ve Hüseyin'in arkasından bir tören bile yapılmasına izin verilmedi ama onların katili olan bir adama TSK tam kadro katıldı.

Esat Oktay Yıldıran'ın çocukları babalarının hatıratına sahip çıksınlar.

Elverdi'nin çocukları böyle bir babaları olduğu için gurur duysunlar.

Ama bu halk hiçbir zaman o babaların yaptıklarını unutmayacak, aksine tarihin kara sayfalarına, lekeli isimler olarak yazılacaklar...
Son Güncelleme ( 22/04/2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.