| |
|
|
|
İstatistikler |
|
Ziyaretçi: 485633
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ana Sayfa Yazarlar YANGINLA OYNAMAK BİZE DÜŞTÜ
|
YANGINLA OYNAMAK BİZE DÜŞTÜ |
|
|
|
Yazar Cezmi ERSÖZ Emek Edebiyat
|
|
07/05/2010 |
Yakalandığında çay içiyormuş, stenli, maskeli polisler tarafından yaka paça götürülürken son kez yarım kalan çayına bakmış, o an, o çayı çok içmek istemiş ve o andan itibaren dışarıda kendinden bıraktığı tek şey olarak gözükmüş ona, bardağında yarım kalan çay...
Mustafa Doğan, 12 yıl sürecek olan tutukluluğuna, ıstırabına böyle başlamış. Açılıp kapanan demir kapının boğuk, ürkütücü sesi. Hayatın ‘tık’ diye ortadan ayrılması. Önce Selimiye, sonra Davutpaşa, Sağmalcılar, Sultanahmet ve Çanakkale cezaevleri... 146/1’den tutuklanıp içeri düştüğünde, 20 yaşındaymış, Mustafa Doğan. Bugün, 32 yaşında ve yaklaşık 8 aydır özgürlüğünü yaşıyor. 12 yıl boyunca, yeniden yaşamak için tutkuyla beklediği dünyayı nasıl bulduğunu soruyorum ona. Dışarıya, idam cezasıyla yargılanan bir arkadaşıyla birlikte çıkmış. Bir an dünyanın ne kadar büyük olduğuna, gökyüzünün kendisinden ne kadar yüksekte olduğuna şaşkınlıkla bakmış. Soku bir iki dakika sürmüş, o kadar. Dünya yine o çok eski boyutlarına kavuşmuş. “Her şeye hazırlıklıydım, beni görünce yüzünü çevirip selam vermeyecek olan arkadaşlarım olabileceğine bile hazırlıklıydım,” diyor. “Neyse ki olmadı böyle bir şey. Hemen, çoğu, benim yanımda kendisini suçlu hissediyordu, eziktiler: ‘Sana bir satır olsun mektup yazamadık, arayamadık seni,’ diyorlardı. En çok bu eziklik duyguları canımı sıktı.” “Peki, bizi nasıl buldun?” diyorum. Dışarıda yaşamanın da çok zor olduğunu bir savunma telaşıyla belirtiyorum ona. “Evet,” diyor, “haklısın. Bizim, benim içerde iki seçeneğim vardı. Ya zulme, zorbalığa teslim olmak ya da direnmek. Üçüncü bir seçeneğimiz yoktu, olamazdı. Oysa dışarıda kaç seçeneğiniz vardı sizin? Öncelikle ekonomik kuşatma altındaydınız. Bu yüzden çok yıpranmışsınız. Yaşlanmışsınız, saçlarınız dökülmüş, sinirleriniz bozuk, çoğunuz alkole fena alışmışsınız. Bak bize, sizden daha sağlıklıyız. Hep spor yaptık, düzenli bir şekilde uyuduk. Kendimizi özellikle son yıllar oldukça geliştirdik. Siz ise, evlilikler yaptınız. 12 Eylül öncesi evlenenlerinizin çoğu ayrıldı. Maddi yıkımlar yaşadınız. Kiminiz, evsiz, işsiz kaldı. Oradan oraya savruldunuz.”
Mustafa Doğan’ın dışardaki en büyük sorunlarından biri, eski politik dönemdeki dostlarıyla pek diyalog kuramaması. Birçoğu evlenen ve kendi deyişiyle ‘rölantide’ bir hayat süren arkadaşlarında, geçmişe dair hiçbir heyecan bulamamış: ‘Küllerin altında kalmışlar,’ diyor. Hatta daha da ileri gidiyor, bir dönemin politik şeflerini de sorguluyor, çoğunu samimiyetsiz buluyor ve “Önce, şefler bozuldu” diyor. ‘Peki, ailen?’ diyorum. “Aran nasıl? Seni nasıl karşıladılar?” “Ailemin bütün fertleri, annem dahil benim yüzümden polisten dayak yediler, gözaltına alındılar. Ama hiçbiri bugüne dek beni bir kere olsun suçlamadı. Babam, 70 yaşın üzerindeki babam, benim peşimden hapishane hapishane dolaştı. Bir gün olsun yakınmadı, inan. Bana her türlü desteği gösterdi. Dışarı çıktığımdan itibaren harçlığımı yine ondan alıyorum, onların evinde kalıyorum. Çıkan birçok arkadaşım aile desteğinden yoksun kaldıkları için evsiz ve parasız kaldılar; sokaklarda yatanları bilirim. Ve nitekim bu yüzden, ‘Aile en sıkı örgütmüş’ diyebilirim.” Mustafa Doğan’ın bu sözleri, ideolojik anlamda bir geriye dönüş olarak anlaşılmamalı. Nitekim politik görüşleri, eskiye nazaran her türlü dogmatizmden uzak ve hep radikal.
Mustafa Doğan’ı özgürlüğüne kavuştuğundan beri tanıyorum. Hatırlıyorum, ilk günler tek başına hiçbir yere gidemiyordu. Tek başına yemek yiyemez, içki içemez, mutlaka beni ya da bir başka dostunu arardı. “Hapishane alışkanlığı,” diyordu buna. “Orada her şeyi birlikle yapardık. Birlikle yaşardık. Dışarı çıkınca bu güzel alışkanlığı yaşamak istedim,” diyordu. İlk günler parayla ilişkisi de ilginçti Mustafa Doğan’ın. Cebinde ne kadar para varsa, hepsini o gün harcar bitirirdi: Hapishane alışkanlığı... Bugün artık ekonomik bir tutum ‘kazanmış’ sayılır. “Artık daha tutumluyum,” diyor, “çünkü kaynakların sonuna geldik.” 8 aydır babasının inşaatında çalışıyormuş, şimdiyse artık kendine göre bir iş arıyor. Nasıl bir iş. Onu sistemin bir parçası yapmayacak bir iş. Kalemi iyi olduğuna göre, kâğıtlarla haşır neşir olunacak bir iş. Gazetecilik mesela, dergi yazarlığı...
Dışarı çıkanların en büyük sorunlarından başlıcası sosyal hayata uyum sağlayabilmek, insanlarla diyalog kurabilmek olmuş. Mustafa Doğan, bunun nedenini şöyle açıklıyor: “İçeride konuşulacak konular sınırlıydı, kısa bir sürede tükenirdi. Herkes içine kapanırdı. Bu yüzden bizlerin kelime dağarcığı kısıtlıdır, ifade güçlüğü çekeriz, derdimizi anlatamayız. İçerideyken, yapılanlar, edilenler belirliydi. Sokak yoktu, otobüs, telefon yoktu. Hâlâ telesekreterden mesaj almayı, zar zor, beceriyorum. Bilgisayar şaşırtıyor. Eksik bir yaşamdan geldik biz. Uzun bir süre, çatal bıçak kullanırken bana bakıyorlar mı, diye tedirginlik duydum.”
Bu yaprak fırtınasında yitirdiği için en çok üzüldüğü şey, çocukluğu; çocukluğunun uçarı heyecanları, başıboşluğu, coşkusu olmuş. “Çok şey kazanırken bu yangında çocukluğumu yitirdim,” diyor. Bu yaprak fırtınasına çocukluk dayanabilir mi hiç, Mustafa?
Artık politik mücadeleleri hep bunların geleceğe ne bıraktığına bakarak değerlendiriyor. Silahı hiç sevmiyor, “İnandırıcılığımızı izafi olarak kaybettiğimiz bu dönemde, mümkün olduğu kadar çok insanla konuşup tartışmalı, insana özgü ne varsa alıp yoğurmalı,” diyor.
Mustafa Doğan birlikte olacağı kadını seçerken de politik bir ayrım yapmıyor ve bir an önce âşık olacağı kadınla karşılaşmayı bekliyor. Ama hâlâ yüreğinin en gizli köşesinde, hapisteyken görevliler tarafından okunmasın diye limon suyuyla mektuplar yazdığı kadını taşıyor. Peşinden sürüklememek için ona yazdığı son mektubu şöyle bitirmiş. “Bu aşk burada biter.” Kendini hayal kırıklıklarından yeniden onarmaya çalışan Mustafa Doğan, bakalım, kendisine nasıl bir dünya kuracak? İstediği işi bulabilecek mi? Uzlaşmamayı başarabilecek mi? Koruduğu inançlarına çevresini yeniden ortak edecek mi? Bildiği tek şey artık, her şeyin acıyla başlayıp acıyla biteceği...
|
|
|
|
|
|
|
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.
|
|