Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 485662
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow Barış Anneleri...
Barış Anneleri... Yazdır E-Posta
Yazar Tayfun Sen   
12/05/2010

Barış Anneleri...

Anneler günüydü.

Ankara'ya geldiniz.

Hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Barışa olan umudumuzu güçlendirdiniz.

En güzel elbiselerinizle (ne giyseniz yakışıyor zaten size), rengarenk güvercinler gibi, Ankara'nın en orta yerine konuverdiniz öyle.

Dünyanın bütün dillerinde Kürtçe konuşuyordunuz. Evlatça denilen bütün dillerin ortak alfabesinden seçilmişti kelimeleriniz.

Bilirim bu dilin cinsi yoktur, bu dilin ırkı yoktur, bu dilin dini yoktur. Hepsi eşittir, gözyaşlarınız gibi.

'Taş atan çocuklar' sizindi değil mi? Kokusunu özlemişsiniz onların. Anladım. Çünkü, gördüm sizin ziyarete gelen o küçük çocuklara sarılmanızı.

Dicle Üniversitesi'nden alınan ve aylardır cezaevinde yatan o gençler de, çocuklarınızdı belli ki. Anladım. Çünkü gördüm ziyarete gelen üniversiteli gençlere nasıl baktığınızı.

Kaç evladınız öldü, soramam, kaçı asker giysiliydi, kaçı gerilla...

Yüzünüze erken gelmiş çizgiler ve bazen o dalıp gitmeler, onlardan kalmış sanırım.

İran'da idam edilen öğretmenler de sizin çocuklarınızdı, Filistin'de vurulanlar da. Denizler de, Mahirler de, Erdal Erenler de, Necdet Adalılar da sizin çocuklarınızdı.

Kara gözlerinizin çok uzaklara bakmasından anladım.

Ceylan da gözlerini sizden almış demek ki.

Bu eteklerinizle mi taşımıştınız parçalanmış bedenini?

Yaşından çok kurşun çıkar mı bir çocuğun bedeninden? Uğur da çocuğunuzmuş, kurtarmak ister gibi öne atılışınızdan belli. Çocuklarınıza sıkılacak kurşunları karşılamak ister gibi.

Soramadım, polislerin götürmeye çalıştığı çocuğunuzu kurtarabildiniz mi?

Utandım artık.

Bir Anneler Günü'ydü.

Ankara'ya geldiniz.

Hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Bugün çocuklar annelerine giderdi. Siz çocuklarınıza geldiniz. Ölüme inat yaşatmak, tabutlarına değil, kendilerine sarılmak için. Çatışma değil, diyalog için geldiniz. Bütün dünyanın dillerinden konuşuyordunuz: Kürtçe.

Fotoğraflardan tanıdım sizi, kurtarmak için çocuklarınıza sarılmıştınız Halepçe'de.

Karşınızda mahcubuz hepimiz.

Otuz yıl neredeyse, dile kolay.

Bu durgunluğumuz ondan.

Biliyorum anladınız ve avuttunuz bizi, kaç yaşında olursak olalım halen çocuktuk gözlerinizde.

Ankara'nın gri havasına, rengarenk güvercinler gibi geldiniz.

Hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Annemi anımsattınız bana.

Otuz yıl olmuş neredeyse.

12 Eylül günleriydi.

Bilmediği bir kentin, yabancısı olduğu sokaklarında, kaçak oğluna rastlamak umuduyla, kolundan tutup çekiştirdiği kocasıyla birlikte dolanan kadını.

Yıllarca bir umut diye, her defasında hayal kırıklığı ile karşılaşıp, yeni bir başlangıçla gerisin geri Ankara'nın sokaklarına gelen bu inanılmaz dirayeti anımsattınız bana.

Kim bilir kaç anne birbirlerinden habersiz, bu sokak ve meydanlarda çocuklarını arıyorlardı efsanevi bir güç ile.

İşte onların evlatlarını aradığı yerdeydiniz.

Dikkatlice baktım hepinize tek tek.

Otuz yıl kadar önce, evlatlarını arayan o kadınlar da sizdiniz.

Biliyor musunuz hiç değişmemişsiniz?

Sadece dağınıktınız, habersizdiniz birbirinizden. Aynı sokaklarda, aynı efsanevi güçle çocuklarınızı arıyordunuz o zamanda.

Şimdi bulmuşsunuz birbirinizi ve barış olmuş evlatçanın dili.

Seksen iki yaşında olduğunu söylüyor şimdi annem. (Bana öyle geliyor ki, yaşını biraz da küçültüyor.)

Üniversite için Ankara'ya gelmemin üzerinden otuz yılı aştı zaman ve ellisine bir şey kalmadı önümde.

Halen arar Ankara'da bir olay olmaya görsün ve sorar 'nasılsın' diye?

Fark ettim ki aynı dilde konuşuyormuş sizinle...

Günlükhaber

Son Güncelleme ( 12/05/2010 )
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.