Bugüne kadar dedemin ölüm yıldönümlerinde yaşadığım hüzün, onu hiç göremememiş olmamdan kaynaklanırdı. Ancak bu yıl farklı olan ve beni bu yazıyı yamaya iten, bir şeyler daha var.
Birkaç yıl önce evde elime geçen eski bir gazetede, birinci doğum günümde çekilmiş bir fotoğrafımı ve altında 'Terzi Fikrinin torunu her gece bu dede nerede; gelmeden uyumam diyormuş’ yazısını görmüştüm. Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile Diyarbakır'ın efsanevi Belediye Başkanı Mehdi Zana’yı karşılaştıran haberi okurken, hayal meyal babamın polisler tarafından yaka paça götürüldüğü, evimizin önünü binlerce polisin sardığı, ölüm yıldönümlerinde dedemin mezarına giderken yanımızdan hızla geçen araçların birinden kaymakamın gururla inerek mezara gidemeyeceğimizi söylediği anlar geçmişti gözümün önünden. Yıllarca amcamın kızı Tutku ile kaymakama en çok kim hakaret eder oyunları oynadığımız hala aklımdadır. Adını Kızıldere'de katledilen Ertan Saruhan dan alan kardeşimle en büyük kavgalarımız da hangimizin isminin daha önemli olduğu üstüne olmuştur. Hatta kardeşim hala ırdadla adının Ertan Saruhan Sönmez olduğunu söyler.
Babannem birgün, doğduğumda bana aylarca adımla seslenemediğini söylemişti. Bir devletin bir çocuğa ve bir aileye yaşatabileceği en büyük travma bu olsa gerek.
Bütün bunları yaşadığınızda, eve gelenlerin isminizden dolayı size büyük ilgi gösterdiği, çok küçük yaşlardan beri dedenizin yaptıklarını dinleyerek büyüdüğünüz bir çocuklık geçirdiğinizde iki duygu yeşeriyor içinizde; kahraman bir dede ve nefret edilen polis ve devlet... Boşuna değildir o yaşlarda sorulan ‘büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna ‘terörist’ diye cevap vermem...
Böyle bir çocukluk sonucunda, uzun bir süre kafamda sert ve katı bir dede yaratmıştım. Ancak babamın meyve suyuna çaktırmadan içki koyduğunu ve şakacı kişiliğini öğrendikten sonra değişti bu. Resimlerinde elindeki içki bardağıyla oynadığını gördükten ve çocukken kardeşiyle keçinin memelerinden süt içmenin en büyük zevki olduğunu duyduktan sonra samimi ve insani yönleriyle öne çıkan bir dede portresi oluşmuştu kafamda.
Bütün bu anlattıklarım her 5 Mayıs'ta hüzünlendirirdi beni. Ancak bu 5 Mayıs'ta beni asıl hüzünlendiren, henüz6 - 7 aylık üniversite yaşantım boyunca gördüğüm Türkiye Solu'nun Fikri Sönmez'i yanlış anlaması adeta putlaştırmış olması oldu.
Bugün Türkiye Solu'nun kanımca en büyük hatası Fikri Sönmez'i sadece siyasi boyutuyla ele almasıdır. Fikri Sönmez, evet iyi bir sosyalisttir ancak onu farklı kılan ve başarıya ulaştıran sosyalizmi halkla bütünleştirebilmesi ve bunu yaparken halkla kurduğu sıcak bağdır. Fikri Sönmez, bütün sosyalist önderliğinin yanı sıra daha da önemli olan halkçı bir lider olmasıdır. Fikri Sönmez, bugün solun önemli bölümünün yaptığı gibi halkın bir kesimini inançlarından, giyimlerinden, adetlerinden dolayı hiçbir zaman dışlamamıştır. Onlara hiç ön yargıyla yaklaşmamış, oldukları gibi kabul edip, onları da kazanmaya çalışmış ve bunda da genellikle başarılı olmuştur.
O halkla sadece siyaset yaparken değil, düğünlerinde, cenazelerinde, iş yerlerinde, camilerinde, meyhanelerinde de hep birlikte olmuştur. Sadece siyasi analizler yapmamış, gerek Belediye Başkanlığı döneminde, gerekse öncesinde onların sorunlarına çözümler üretmenin mücadelesini vermiştir. 12 Eylül'ün habercisi, 'Nokta Operasyonu' sonrasında cezaevinde ve işkencede de ‘Ben ne yaptıysam halkım için halkımla birlikte yaptım’ sözünün hep arkasında durarak halkçı tavrını sonuna kadar sürdürmüştür.
Fikri Sönmez'in en büylük başarısı, toplumun bütün kesimlerini hiçbir seçimlerinden dolayı dışarıda bırakmadan, ortak sorunlar etrafında birleştirmesi ve sosyalist dünya görüşü ışığında ve halkla birlikte çözümler üretmesindedir. 'Mahalle Komiteleriyle' doğrudan demokrasinin uygulanamayacağı kalıbını yıkarak, halkın yönetimde doğrudan aktif olabileceğinin en güzel örneğini Fatsa'da vermiştir. Bugün yurt dışındaki kimi üniversitelerde Fatsa örneği, doğrudan demokrasinin uygulandığı ilçe olarak gösterilmektedir.
Fikri Sönmez'in Fatsa'da yarattığı anlayış, TİP'lede büyük benzerlikler göstermektedir. TİP'in (Türkiye İşçi Partisi) dönemi içinde başarıya ulaşmasındaki en büyük faktör, sadece profesyonel devrimci olarak kendini niteleyen 'kadroları' değil berberi, terzisi, inşaat ustası, avukatı, mimarı, işsizi yani halkın içinden insanları örgütlemesidir. Terzi Fikri’nin Fatsa modeli de böyle bir anlayışla oluşturulmuştur.
Fikri Sönmez ile ilgili bir diğer yanlış bilgi ise yine Turnusol'da yazdığım 'Faşist Saldırı' yazısından sonra, özellikle üniversite öğrenci çevresinden gelen maillerde kendini gösterdi. Gelen bazı mesajlarda, 'Terzi Fikri'nin devrimci şiddetin karşısında olmadığı' yönünde iddialar vardı. Ben dedemi, kitaplardan, internetteki ajitasyon yazılarından, siyasi nutuklardan değil, bizzat onunla hayatını paylaşan babannemden, babamdan ve Fatsa halkının ağzından öğrendim. Benim öğrendiğim Fikri Sönmez, şiddetin devrimcisinin de faşistinin de hep karşısında olan bir kişiydi.
Fikri Sönmez, ‘faşizme ölüm’ sloganını, ‘faşistlere ölüm’ olarak hiç algılamamıştı. Köydeki evi faşistler tarafından yakıldığında, toplanarak karşı cevap vermek isteyen devrimci gençlere karşı çıkarak ve ilçenin ileri gelen sağcılarını toplayıp çocuklarını ilçeden göndermelerini isteyerek, muhtemel bir olayı da engellemiştir. Fikri Sönmez'in bu isteği üzerine, 'Sizin hedefiniz faşizm bizim çocuklarımız sağcı diye neden ilçeden gitsinler?' diye sorulması üstüne, Fikri Sönmez, ağaca ulaşmak için önce çevresindeki dikenleri temizlemek gerekir diyerek cevap vermiştir. Ancak bu diken temizlemek, hiçbir zaman onları öldürmek üzerine kurulmamıştır. Seçim sürecinde 3 kere saldırıya uğramasına rağmen, silah kullanmayı kabul etmeyerek şiddet karşısında tavrını göstermiştir.
Benim dedemi en doğru anladığım süreç, son birkaç yıldır tez hazırlamak için Fatsa Deneyi’ni seçerek ilçeye gelen öğrencilerle birlikte dönemi yaşamış insanlardan öykülerini dinlediğim zaman gerçekleşti. Bu insanların çoğu, o dönemin sağ ve muhafazakar partilerinin üyeleri olmalarına karşın, Fikri Sönmez'e duydukları sevgi ve saygı halen üst derecedeydi.
Fikri Sönmez’in bu insanlarda oluşturduğu saygının sebebi, yaşadığı dönemde bu insanlara bugün solun bir kısmının yaptığı gibi gerici yaftası vurarak dışlamamasıdır. Bu yüzdendir ki Fatsa da yapılan faşizme karşı bütün mitinglere çarşaflı kadınlar ve hacı sakallı erkekler de katılmıştır.
Ölümünün 25. yılını geride bırakırken, özellikle genç kuşağın Fikri Sönmez'i Fatsa halkından dinlemesi, öğrenmesi Türkiye Solu için çok önemli olacaktır. Bugün Türkiye'nin Özgürlükçü Solcuları olan bizlerin önümüzdeki öenmli görevlerden biri de Terzi Fikri’nin Fatsa'ya diktiği o güzel elbiseyi, 'Nokta Operasyonları' ve 12 Eylül Darbesi'nin bile nasıl çıkaramadığını anlamak ve Fatsa'yı da aşarak daha güzel bir elbiseyi bütün Türkiye’ye dikebilmektir.
Fatsa da 21 yıl sonra ilk kez Fikri Sönmez’in fotoğraflarını sokaklara astığımızda gördük ki insanlar onu ve o günleri aslında hiç unutmamışlar. O en sağcısından muhafazakarına hepsinin saygısını kazanabilen bir sosyalist olmuş. Bugün o insanlar 'bir daha öyle biri gelmez, o günler bir daha yaşanmaz' diyorsa solun görevi daha güzel günlerin yaratılabileceğine o insanları mutlaka inandırmaktır.
Not: Fikri Sönmez'e atfedilen ‘taşçı’ lakabının, kahvede okey oynamayı sevdiği için takıldığı bilinir. Oysa Taşçı lakabı dedeme, 17 yaşında babasına kızarak evi terk edip İstanbul'da yanına çırak girdiği ve sonraki yıllarda ismiyle bütünleşen terzilik mesleğini öğrendiği, Ermeni kadın terzisinden hatıra olarak kalmıştır.
Turnusol