|
Vivaldi’nin “Mevsimler” adlı yapıtı doluyor kulaklarıma, bilgisayarımdan. Çok gürültülüleri dışında, hemen her tür müziği seviyorum. Ne ki, klasik müziği tümünden daha çok seviyorum. Yeni evimize taşındık. Bu gece, bir hafta olacak, bu eve geleli. Yaşadıklarımı, yaşamak zorunda bırakıldıklarımı düşünüyorum. Yüreğimdeki sızıların, acıların tortuları, isyanlar, hırçın darbelerle vuruyor ruhumun en derin yerlerine. İçimin çığlıkları susmuyor. Ömrümün sonuna dek de susmayacağını, dayatmalara hep başkaldıracağını çok iyi biliyorum. Evet,yeni bir eve taşındık. Ama nasıl? Günlerce ev araştırdık. Ben internetten, Şerife, sokak sokak, mahalle mahalle yürüyerek. Çok ev var, kiralık ya da satılık. Ama o evlerin her türlü koşulları bana uymuyordu. Ya apartman bahçesi, daire girişleri, ya da ev içi alanlar, balkon, banyo, oda kapıları tekerlekli sandalyeyle girip çıkmama, hareket etmeme uygun değildi. Hele bir gün, Şerife’nin beğendiği bir apartman dairesini görmeye gittim. Apartmana giriş ve asansör mükemmeldi. Ne ki, evi dolaşıp tekerlekli sandalyemi denerken,özellikle balkon kapısının çok dar olduğunu gördüm.Evi gezdiren emlakçı, kapıyı söktürüp duvarı biraz açtırmaya ev sahibini razı edeceğini söyledi. Hiç mantığıma uymadı. Zaten beş yüz lira kendisine, beş yüz lira depozito istiyordu. Beş yüz lira da kira. Bir anda, bin beş yüz lira birden vermem gerekiyordu.Yapılacak masrafı da, elbette ki ben karşılayacaktım. Düşüneyim diyerek ayrıldım oradan. Şerife’yle dolaşmaya, ev araştırmaya devam ettik. Bir ev sahibi bayan, bizi beğenmedi; “Size göre değil bu ev” diyerek, savdı başından. Çok zor değildi eve giriş. İkişer basamak vardı iki tane. Kolay aşılırdı. Ama o, sözde öğretmen emeklisi kibirli hanım, bize evi bile gezdirmedi. Teşekkür edip ayrıldık yine oradan. Dolaşırken, bir kiralık ev yazısı daha gördük. Dışarıdan çok güzel görünüyordu apartman. Kiralık daire de giriş katıymış. Yeni bir umut ve heyecanla bahçeye girdik. Apartman kapısına yöneldiğimizde, soluğumun kesildiğini, tükendiğimi duyumsadım. Daha apartmana girerken, on beş-yirmi basamaklı ve dönerli bir merdiven duruyordu karşımda. Baktım, baktım, öylece baktım o merdivene. Her bir basamak, karesiyle çarpılarak, tonlarca ağırlığıyla, üzerime çöküyordu sanki. Hiçbir şey söylemedim. Bakıyordum yalnızca. Şerife, ev sahibiyle, içeri girdi, evi görmek için. Onları beklerken, gözlerimi kapadım.Yaşlar süzülüyordu yanaklarıma.Yoktu işte, hiçbir şeye hakkımız yoktu. “Engelli”, “özürlü”, “sakat” damgasını vurdukları bizler, hayatın tüm alanlarında yok sayılıyorduk. Küçücük, basit önlemler alınmayarak, belirli düzenlemeler yapılmayarak, her şey engelleniyordu acımasızca. Ben artık kırılma noktasındaydım. Sulu gözlü filan değilimdir. Küçüklüğümden beri kimsenin yanında ağlamam. Duygu sömürüsü yapmam. Ama o bahçede, herkesin içinde ağlıyordum. Sanki ıpıssızdım. Yüzümü güneşe tutmama karşın, kapkaranlıktı etraf. Uzay boşluğunda savruluyordum. Ayaklarımın altında, toprak, su yoktu. Tanımsız bir acıya kesmiştim. İçimin isyan depremlerini anlatamam. Her damla gözyaşım, “İnsanlar için yoksun sen ve tüm senin gibiler. Öyleyse, ötenazi uygulasınlar, tümüyle yok etsinler. Yeter artık. Madem yaşam hakkı tanımıyorlar. Kendi seçimimiz olmayan, özel durumlarımız nedeniyle, ayrıca cezalandırılıyoruz. NEDEN?” diye haykırıyordu. Deniz annemin yanına koşmak. Kendimi dalgalara bırakmak, bir daha insanca hiçbir şeye gereksinim duymamak. Deniz annemin, soluk aldırmayan öpücükleriyle, sonsuz uykulara dalmak. Bu acımasızlığı, yüzlerine çarpmak istiyordum. Yorgundum, sıkılmıştım, bıkmıştım karşıma çıkarılan, anlamsız, gereksiz engellerden. İçim çığlık çığlığa, sessizce ağlıyordum. Şerife’yle ev sahibi yanıma geldiler. Şerife sarıldı bana, içeride de aynı merdivenler var diyerek. O, biliyordu,neden ağladığımı. O da benimle birebir yaşıyordu, küçücük önlemlerle yok edilebilecek,karşımıza çıkarılan engelleri. Bir evde, parasını vererek bile oturmaya hakkımız yoktu. Birçok yerdeki sözde rampalardan, iki üç kişiyle güç çıkabiliyorduk. Yanında birisi olmayan bir özel durumlu, tek başına çıkamaz o süs rampalardan. Ankara ve İstanbul’daki çoğu taksi şoförleri almıyorlardı arabalarına. Kimi gün gülmüştüm, kimi gün öfkelenmiştim. Ama bu ev bulamama sorunu da eklenince, kırılma noktasında akıyordu gözyaşlarım. Hayata çekilen bir isyan bayrağıydı bu tuzlu yangın. Ev sahibi bey de üzüldü.Yüzüme hüzünle bakarak, lütfen ağlamayın dedi.Teşekkür ettim ve ailem bildiğim çok sevgili arkadaşlarımın yanına gittik Şerife’yle. Onların sıcaklığı, içimi ısıttı. Ertesi gün, Şerife tekrar ev aradı. Güzel bir ev bulmuş. Altı basamakla eve çıkılıyor. Asansör var ama bizim kattan sonra başlıyor. Şimdilik inip çıkarken sorun yaşıyoruz. Ama portatif bir aparat yaptıracağız. İnip çıkma asansörlerini araştırdım internetten. Dört ya da altı bin yuro’dan başlıyormuş. Kendi olanaklarımla almam olanaksız. Zaten, hangi özel durumlu insan alabilir ki? Bizim gereksinim duyduğumuz araçlar, aletler çok pahalı. Böyle olmamalı. Daha makul ve indirimli yararlanmalıyız, gereksinimimiz olan araç ve gereçlerden. Yeni evimi çok seviyorum. Şerife’yle güzelleştirdik, süsledik. Olanaklarımız ölçüsünde, ihtiyaçlarımızı tamamlamaya çalışıyoruz.Onurlu ve dimdik ayaktayız. Yarın 1 Mayıs yürüyüşüne katılacağım. Ben de bir emekçiyim birçok alanda. Hayatın kalbinde olmaya çalıştım hep, OLACAĞIM DA. Bazen dibe de vursam, kırılma noktalarına gelsem de. Sokak ortasında ya da gizlice ağlasam da. HAYATIN KALBİNDEYİM. BAŞROL OYUNCULARINDAN BİRİYİM. O KADAR ÇOK FİGÜRAN VAR Kİ… YA DA FİGURAN VE SEYİRCİ BİLE OLAMAYANLAR. |