Kadın Hareketi
Ana Sayfa
Yazarlar
Bağlantılar
Bize Ulaşın
Site İçi Arama
İstatistikler
Ziyaretçi: 486206
Ana Sayfa arrow Yazarlar arrow İyi ki doğdun Vedat Usta…
İyi ki doğdun Vedat Usta… Yazdır E-Posta
Yazar EMRAH ALTINDİŞ Turnusol   
22/05/2010
13 Mayıs 1919 günü Samsun’da yoksul bir evde dünyaya gelen bebeğin Türkiye’nin gelmiş geçmiş en değerli entelektüellerinden birisi olacagını kim bilebilirdi ki? Vedat Türkali, senarist, yönetmen, yazar, şair ve yoldaşı Nazım Hikmet gibi halkına sevdalı bir komünist. Bu hafta kendi deyişi ile ikinci kırk beş yaşını da tamamlayan ustamıza gönülden söylüyorum: İyi ki doğdun Vedat Usta…

Vedat ismi Arapça’da sevgi ve dostluk anlamına geliyor, senaryolarının sansüre takılmamasi icin seçtiği bu ad, yazarın hayata ve içinde yaşadığı topluma bakışı ile nasıl da örtüşüyor. Elliye yakın kurumun çağrısıyla “Vedat Türkali Yılı” ilan edilen 2004 yılı etkinliklerinin açılısında yaptıgı konuşmada Türkali bu sonsuz sevginin yaşamındaki yönlendiriciliğini şöyle ifade ediyordu:

“Bu ülkenin yurttaşı olarak, acı çeken insanlarımız için ne yapabilirim, ülkemizi daha güzel, daha iyi günlere nasıl götürebiliriz? Temel sorunum bu oldu benim. Namuslu her yurttaşın yüreğinde olan o duyguyu içimde duydum ve bunu yerine getirmeye çalıştım ben de. Böyle bir sorumluluğu omzumda taşıyordum aslında.”

Yaşantısı ve yapıtları ansiklopedilere sığmayan Türkali’ye dair kapsamlı bir değerlendirme elbette bu yazının sınırlarını aşar, tek derdim ustanın torunu yaşında olan kendi kuşağıma, sonsuz sevdiğim ve saydığım bir insandan bu vesile ile söz etmek, tabi bunu hakkıyla yapamamanın kaygısını hissederek. Vedat Türkali’yi fikir dünyamızın ortasında görkemli bir ağaca benzetiyorum; onlarca üretken dalında rengarenk ve çeşit çeşit meyveler, öte yandan 12 Eylül faşizminin sert rüzgarları karşısında bile eğilmeden durmasını sağlayan güçlü kökleri, kişiliği, çalışkanlığı ve düşünsel tutarlılığı.

O günkü ismi ile Abdulkadir Pirhasan, muhafazakar bir ailenin çocuğudur, Samsun’da zor şartlarda okur, ortaokul ve lisede edebiyat zevki oluşmaya başlar, arkadaşı “Komünist Mehmet” ile sohbetleri sonucunda tüm yaşamına yön verecek Marksizm ile tanışır. Lise son sınıfta, yaşam boyu hayat arkadaşı olacak Merih Baykal’a aşık olur. 1937’de üniversite sınavları için ilk görüşte vurulduğu İstanbul’a gelir: “Evet kara sevdalısıyım İstanbul’un, 1937’de Karadeniz vapurunun güvertesinin yolcusu olarak İstanbul’a çıktığımdan beri böyleyim.” Bu kara sevda romanlarında yaptığı görkemli İstanbul tasvirlerine yansır.

Savunma Bakanlığının sınavını kazanır ve İstanbul Üniversitesi Türkoloji bölümden okumaya başlar, sevgilisi Merih Hanim da felsefe öğrencisidir. Sonra “Komünist” adlı eserinde detaylıca anlattığı TKP’yi arama ve partiyle tanışma günleri başlar. 1943-51 yılları arasında Askeri liselerde edebiyat öğretmenligi yapar, öğrencilerine Shakespeare’den, Moliere’den oyunlar sahneletip, Karagöz ve ortaoyunları oynatarak tiyatroya da adım atmış olur.

Ardından ünlü “1951 tevfikatında” toplum sevdasından ötürü tutuklanır ve 7 senelik tutsaklık başlar. 1958’de cezaevinden çıktıktan sonra Yılmaz Güney ile tanışır ve “Dönüş” filminin senaryosu üzerinde beraber çalışırlar, bir başka tutkusu olan sinemayla buluşması da bu şekilde gerçekleşir. Üretkenliği ve yaratıcılığı ile kısa sürede Yeşilçam’ın aranan “Vedat Hoca”’sı olur. Sinemada kırkın üzerinde senaryo yazar, ve üç filmi ise bizzat kendisi yönetir; yazdığı tiyatro oyunları ise üretkenliğinin başka bir boyutudur.

Sinema emekçilerinin örgütlenmesinde aktif rol alır, 1977’de MC hükümeti döneminde sansüre karşı yürüyüşün en önemli örgütleyicisidir. Bugünlere dair tecrübeleri ve gözlemleri “Yeşilçam Dedikleri Türkiye” kitabında izlenebilir. Geçtiğimiz sene Antalya Altın Portakal Festivali’nin Onur ödülü, tüm bu emeklerinden ötürü Vedat Türkali’ye verilmiştir. Türkali’nin sinemaya dolaylı yoldan kazandırdıgı diğer iki değer ise yönetmen oğlu Barış Pirhasan ve oyuncu kızı Deniz Türkali’dir. Yeri gelmişken müjdeleyelim, Türkali çalışmaya devam ediyor: Türk edebiyatının kült eserlerinden birisi olan “Birgün Tek Başına” romanı Barış Pirhasan tarafından Türkali’nin de içinde olduğu bir ekipce sinemaya uyarlanacak.

Romanlara gelirsek… Vedat Türkali’nin eşsiz romanlarını düşününce, tebessümle, Cemal Süreya’nın “Kısa Türkiye Tarihi” şiirini hatırlarım. Yüzyılın başından bugüne uzanan içinde kanlı canlı insanlarin yer aldığı, sokağı ve bireyi detaylıca anlatan ve bir nefeste okunacak kadar akıcı bir tarih yazımıdır başarılan. Mapushane günlerinde karar verir Türkali, “İtimat” (Güven) romanını yazmaya, yaşadıkları acıları ve yürüttükleri özgürlük mücadelesini yarınlara taşımaktır temel amacı. Bu romanlar bir yandan da Türkiye demokrasisinin, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin geçirdiği evreleri anlatan yazılı BELLEK işlevini görmektedir. Bu bellek güncelle geçmiş arasında bir köprü olarak da kullanılabilinir.

Türkçe yazılmış belki de en güzel roman olan GÜVEN okunarak, bugünlerde tartışılan ”Türkiye ve faşizm” ilişkisi kapsamlı bir şekilde değerlendirilebilinir. 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de sokaktaki yaşamdan, siyasi iklime, faşist Almanya ile kurulan örtük ilişkiden, faşizmin gündelik yaşama etkisine roman büyük bir gözlem imkanı sunar. Öte yandan 2010 yılında tedavisine izin verilmeyerek öl(dürül)en Güler Zere ile 1944 yılında Hasan Basri Alp’i emniyetten atan zihniyetin sürekliliğini, romanda Halil’e işkence edenlerle Engin Ceber’i işkencede öldürenleren ellerin aynığını görmek, Ergenekon vesilesi ile gündemimize giren devlet içi gizli yapılanmaların ne kadar eskiye dayandığını anlamak bu bellekle daha da kolay olacaktır.

Romanlarını çok yoğun ve titiz bir çalışma süreci sonucunda hazırlayan Türkali’nin temel pusulası, muhtemelen Lenin’in ”Gerçek en büyük devrimcidir” sözüdür. Romanlarında herşeyi olduğu gibi partisini ve Stalinizmi de iç tutarlılıkla eleştirmekten geri durmaz yazar. Vedat Usta’nın romanları teninize düşen yağmur damlası kadar sahicidir, bu gerçeklik duygusu okuyucuyu kimi zaman hikayenin bir unsuru haline getirir ve ölen bir kahraman ile göz yaşlarına boğulur ya da an gelir tarihi figürlerlerle kendinizi sohbet ederken bulursunuz.. Bu eşsiz romanların olmazsa olmaz diğer unsurları ise cinsellik ve aşktır. Kadın, erkek ilişkileri her romanda derinlemesine ve çok yönlü bir şekilde tartışılır. Erotizm hep belli bir dozla yer alır eselerde, çiftler sevişmezler, ”mutluluğu paylaşırlar.”

UMUT, romanlarının ve Türkali’nin kişiliğinin hiç eksilmeyen melodisidir. ”Pınar Selek’e Tanığız” Kampanyası kapsamında yapılan röportajinda Türkali: ”Ben en karanlık günlerde bile hep umutlu oldum, öz torunum kadar sevdigim Pınar da bu anlaşılmaz komplodan kurtulacak elbette.” diyordu. 12 Eylül karanlığında yazılmış, ”Yeşilçam Dedikleri Türkiye’nin son sozleri cuntacıların suratına atılmış bir umut tokatı gibidir.

Bugün 92 yaşına giren Vedat Türkali üretmeye devam ediyor. Geçen sene basılan son romanı Yalancı Tanıklar Kahvesi'nde, çok sevdiği Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın da kafa yorduğu İslam - sol ilişkisini tartışırken, yine geçtiğimiz sene yayınlanan ”Şeytanın Kaşık Oyunları” adlı tiyatro oyunu ile İstanbul’da büyük bir yıkıma sebep olması beklenen depreme işaret edip, bu tehlikeyi ortaya çıkaran yoz ilişkileri anlatıyor.

Vedat Usta, 90 yıllık bir tutarlılıkla mücadeleye de devam ediyor. Sağlık sorunlarına rağmen 1 Mayıs'ta Taksim’e çıkarak, Başbakan’a geçtiğimiz ay demokrasi dersi verdigi mektubu yazarak, Pınar Selek’e Tanığız kampanyasında torununa sahip çıkarak, Kürt sorunu konusunda milliyetçiliğe asla taviz vermeyip, hep ezilenlerden yana olarak, DTP’nin grup toplantısına bir Türk yazar olarak katılıp barış çağrısında bulunarak...

Büyük ustamıza bırakalım vefa ve sevgi içeren son sözleri:

... Abdulkadir Demirkan, Pirhasan, Vedat Türkali... Şu gerçeği açıklamanın tam sırası sanıyorum. Bu ad, bu adam, yetmiş yıla yakın bir zamandır hiçbir zaman tek olmadı, yalnız olmadı, her vakit yanında bir tek kişi oldu: Merih Pirhasan...
 
< Önceki   Sonraki >
Bu site en iyi Mozilla Firefox 2, Microsoft Internet Explorer 7 veya daha yeni sürümler ile görüntülenebilir.